Bu Siteden Her Türlü Alıntı Yapmak Serbesttir. Sitenin Tüm Hakları "KIBRIS TÜRK MİLLETİNE" Aittir. www.kibris1974.com'un Varlığı Türk Varlığına Armağan Olsun

Sitemizde Reklam Alanlarını Kullanabilmek İçin Mehmetçik Vâkıfına Veya Mücahitler Ve Şehit Aileleri Derneğine Yatırmış Olduğunuz Bağış Makbuzunu [email protected] Adresine İletmeniz Yeterlidir...

Geri git   KIBRIS1974 FORUM " Kibris TÜRK tarihi araştırmaları , Gündem haberleri, KIBRIS da kim kimdir ne nedir , kibris videolari resimleri dökümanları indir" > Genel Kültür > Konu Dışı
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Begendiğiniz köşe yazıları.
Cevaplar
298
Sonraki Konu
sonraki Konu
Begendiğiniz köşe yazıları. Konusunu Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
19888
Önceki Konu
önceki Konu

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 24-05-2009, 10:57 PM   #1
Profil
Şimşek
Dost Üyeler
 
Şimşek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2009
Bulunduğu yer: Türkiye
Mesajlar: 207
Konular:
Uye No:21169

Ettiği Teşekkür: 357
160 Mesajına 431 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
Şimşek is on a distinguished road
Standart Begendiğiniz köşe yazıları.

Begendiğniz köşe yazılarını bu başlık altında paylaşabilirsiniz.
__________________
Signatürü


Ey Türk!
Yukarıda gök çökmedikçe
Aşağıda yağız yer delinmedikçe
Senin İl`ini, Töreni
Kim bozabilir....?
BİLGE KAĞAN
Şimşek isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24-05-2009, 10:58 PM   #2
Profil
Şimşek
Dost Üyeler
 
Şimşek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2009
Bulunduğu yer: Türkiye
Mesajlar: 207
Konular:
Uye No:21169

Ettiği Teşekkür: 357
160 Mesajına 431 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
Şimşek is on a distinguished road
Standart Kimden yanasın?

Kimden yanasın?

İnsan mısın?

Türban konusu ile alâkalı çok yazı yazdım bu zamana kadar. Fakat ne kadar açıklayıcı yazarsanız yazın, sığ görüşlü insanların kafalarındaki kemikleşmiş düşünceleri kıramazsınız.

Bu gün baktığımızda bu ülkenin “bilim için yola çıkmış” profesörleri dahi sıradan bir vatandaştan daha sığ düşünüyorsa durumumuzun vahametini anlatmak çok ama çok zor.

Yukarıda kemikleşmiş düşünceler dedim. Ve sıradan vatandaş dedim.

Bunlara açıklık getirmem gerek. Düşünceleri kemikleşmiş bir insan ön görüsüz ve vizyonsuzdur. Geleceğe dair o kişiden ümit var olunmaz. Delilli yada delilsiz ne söylersen söyle, işine gelmediği takdirde söylediklerini kabul etmez.

Sıradan vatandaş ve profesör kıyaslamam ise; konuya açıklık getirmek içindir. Sıradan bir vatandaşın beyanatı pek bağlayıcı olmaz. Sorumluluğu yoktur çünkü. Fakat bir bilim adamı dendiği zaman ağzından çıkabilecek söz yada sözler bağlayıcı niteliktedir. Ve söylediği her sözden sorumludur.

Baş örtüsü konusunda öylesine fütursuzca ve keyfi beyanatlar veriliyor ki, tepkisiz kalmak mümkün değil.

Kimi; “laiklik elden gidiyor” derken, kimi; “şeriat geliyor” çığlıkları atıyor.

Baş örtüsü şeriatın ilk adımı imiş.

Ben ısrarla türban kelimesini kullanmıyorum. Zira ne Türk kültüründe nede dinimin emirleri içinde böyle bir şeye yer yoktur.
Türban Fransız giyim kültüründe önemli yer tutan bir aksesuardır.

Fakat bizim millet bunu başını örten bayanları bir sınıfa sokmak için kullanmaktadır.
Sınıf: Türbanlı sınıfı. Yani bir nevi yaratık… This is a türbanlı!

Şeriat, Allah’ın kanunları bütünüdür. Hâl böyleyken her “müslümanım” diyen,
otomatikman şeriatı yani Allah’ın kanunlarını kabul etmiştir.

Baş örtüsü yani tesettür Allah’ın kesin emridir(Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da kesin beyanıdır). Ve bunu uygulamak eğer “gelmek üzere olan” şeriatın ayak sesleri ise, oruç tutanlar yada namaz kılanlar yada Kur’an okuyanlarda potansiyel tehlike bana göre bu noktada. Yanılıyor muyum?

Öyle ya, bana göre Kur’an okumak ve namaz kılmak daha radikal bir eylem. Yani şeriatı daha fazla çağrıştırıyor!

Ve zavallılığımızı izledikçe daha fazla endişeleniyorum. Atatürk istismarcısı bir gurup insanın “öfkesi”ni görüpte endişelenmemek ne mümkün. Önyargı ve aşağılık komplekslerinin kurbanı olmuş insanların hâlleri gerçekten içler acısı…

Bazı “öğretim üyeleri”; “okullarda baş örtü serbest olursa okul kapılarını kilitleriz, örtülü öğrencilerin notlarını düşük veririz” Dedi… Bu bile dendi yani ve buna benzer nice çirkin ve OLDUKÇA ÇAĞ DIŞI ifadeler. İşte asıl çağ dışılık budur.

Baş örtüsüne tepkinin asıl sebebi çağdaşlığın muhafazası içinse, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?


Bazı sivil toplum kuruluşları, bir takım guruplar, bazı siyasiler ve vesaireler, baş örtüsü bahanesiyle meydanlarda yada kürsülerde bayatlamış sloganlarla kendilerini halka yutturmaya çalışıyorlar. Bu çaba aklı olanların dikkatinden kaçmıyor.

Her seçim zamanı meydanlarda bütün siyasi liderler “baş örtüsü sorununu çözeceğiz” sloganları ile oy toplamaya çalışırken laiklik yerinde duruyordu da şimdi mi paçalar tutuştu? Yada jetonlar düştü… Hadi
sahtekârları, dalkavukları bir kenara bırakalım da bu halka ne oluyor?

Bir “Hepimiz Hırantız, hepimiz Dinkiz” diye ortaya çıkarlar bir bakarsınız “laiklik elden gidiyor” diye çıkarlar… Hepsi kurulmuş birer robot gibi. Neye ve kime hizmet ettiklerinin farkında olmayacak kadar kapalı şuurları ve at gözlükleri ile dolaşan bu güruhta nereden çıkıyor? Kim bunlar?
Atatürk sömürgenleri! Atatürk’ün hayat felsefesinden bihaber GERÇEK KARA CAHİLLER!

Her türlü ahlaksızlığa ses çıkartmayıp, kabullenenler ve fakat baş örtüsü kullandığı için insanları dışlayanlar, bana göre ancak ve ancak akıl ve fikir kabızlarıdır. Ve çekilen bu pekliklerin şimdilik bir çaresi yok… Durum vahim yani.

İran’a benzeyeceğiz” gibi saçma ifadelerle tellallığa soyunmuş cahil kişiler bilsin ki o beğenmedikleri İran da kadınlar örtüleri ile ülkelerinde gerek siyaset gerek bilim her alanda görev almaktalar.

“İran’a git” diyen akıl kabızları ise dizini kırıp otursun ve düşünsün… Gerçi bu minvalde onlar için düşünmek işkenceden beter olacak fakat başka bir önerim yok şimdilik. Devamlı konuşacaklar çünkü onların derdi ne ülke geleceği, ne çağdaşlık, ne Atatürk ve nede laiklik… Onların derdi kendileri ile…

Kimseden yana olmayın. Kendinizden yana olun. İnsan olun. Zor bir istek fakat en azından anatomik açıdan insan olduğumuz gerçeği var elimizde. Bu gerçekten yola çıkarsak eğer, ilerleme kaydedebiliriz.

Ne yolunda mı?

İnsanlık yolunda…


BETÜL AŞIK.
__________________
Signatürü


Ey Türk!
Yukarıda gök çökmedikçe
Aşağıda yağız yer delinmedikçe
Senin İl`ini, Töreni
Kim bozabilir....?
BİLGE KAĞAN
Şimşek isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24-05-2009, 11:11 PM   #3
Profil
BAHAR
Dost Üyeler
 
BAHAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2008
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 841
Konular:
Uye No:212

Ettiği Teşekkür: 1534
610 Mesajına 1576 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
okumak ,okumak ,okumak.
Extra:
BAHAR is on a distinguished road
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

Atatürk, 23 Ağustos 1925'te Kastamonu ve İnebolu'ya yaptığı seyahatlerde şapkayı halka göstererek giysi devriminin ilk işaretini verdi. "Biz her nokta-i nazardan medeni insan olmalıyız. Fikrimiz, zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Medeni ve beynelmilel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir onu giyeceğiz." diyen Büyük Atatürk, 27 Ağustos 1925'te de İnebolu'da "Turan kıyafetini araştırıp ihya eylemeye mahal yoktur. Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli milletimiz için layık bir kıyafettir." diyerek, medeni yaşayışa uyan kıyafetin kabulü gerekliliğini belirtmiştir. Atatürk'ün uyarması üzerine daha 25 Kasım 1925 tarih ve 671 Sayılı Şapka Kanunu çıkmadan önce vatandaşlar şapkayı giymiş ve bu yenilik, medeni kıyafet değişimi olarak halk arasında iyi karşılanmıştı. Bundan sonra, cüppe ve sarık giymek yasaklanmış, bu kıyafetleri giyme hakkı yalnız din adamlarına tanınmıştı.

Arkadaşlar hepimizin anneleri başörtüsü kullanırdı tabiki.Ama Türban bir siyasi simgedir aksi söylenemez...Ilımlı İslam Palavraları anlatanlarsa kendilerine peşkeş çekmek için bunları kllanırlar..

Laik bir ülkede yaşıyoruz ve böyle kalması içinde hertürlü mücadelizi vereceğiz..Başbuğumz Atatürkümüzün tüm ilke ve inkilapları uygulanacaktır..Bu olur Bu açılıma sokarsak düzelir dengesi kurulamaz...
__________________
Signatürü


Konu BAHAR tarafından (24-05-2009 Saat 11:12 PM ) değiştirilmiştir..
BAHAR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24-05-2009, 11:25 PM   #4
Profil
BAHAR
Dost Üyeler
 
BAHAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2008
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 841
Konular:
Uye No:212

Ettiği Teşekkür: 1534
610 Mesajına 1576 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
okumak ,okumak ,okumak.
Extra:
BAHAR is on a distinguished road
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

ATATÜRK’ün sağlığı sırasında kadınların giysisi konusunda katı davranılmadığını, hele zorla kadının başının açılmasına gidilmediğini o dönemi incelediğinizde görüyorsunuz.

1925 yılındaki kılık kıyafet devriminin bile yaratılan yeni bir anlayışla yerleştirilmeye çalışıldığı anlaşılıyor. 1919 -1928 yılları arasında birçok günlük gazeteyi tek tek taradım. Yine 1938 yılına kadarki dergileri de taradım. 1928-1931 yılları arasında Eğitim Vekáleti İstanbul Müdürlüğü tarafından yayımlanan ’Halk’ mecmuasında gördüğüm fotoğraflar dikkatimi çekti. Buradaki Halk Mektepleri’ne devam eden kadınların çekilmiş fotoğrafları var. Bunları incelediğinizde başı açık, sıkmabaş ve kara çarşaflı kadınların yan yana öğrenim gördüklerini görüyorsunuz. Gerek İstanbul’da gerekse Anadolu’nun diğer şehirlerinde bu fotoğraf aynı... Hatta diğer yıllarda da böyle...

SOYAK’IN KİTABI

Bunun doğrulayan bilgi ise Atatürk’ün ölümüne kadar Özel Kalem Müdürlüğü’nü yapan Hasan Rıza Soyak’ın ’Atatürk’ten Hatıralar’ isimli kitabında var. Bu kitabı bir süredir ilgiyle okuyorum. Buradaki çarpıcı bölümü aynen sizlere aktarmak istiyorum. Soyak diyor ki:

"Burada şunu belirtmek isterim ki, Atatürk kadınların açılıp medeni kıyafete girmeleri için kanuni bir mecburiyet konulmasına taraftar olmamıştır; filhakika çıkarılan kanunun umumi hükmüne göre memur olan hanımlara, dolayısıyla, böyle bir mecburiyet yüklenmekte ise de, istemeyenler için, istifa ederek bu yükten kurtulmak yolu da vardı ve açık bulunuyordu.

Atatürk, ’Erkeklerin, kadına karşı duydukları sıkı ve şiddetli alaka; tamamen muhakeme ve şuur dışı bir histen doğmaktadır. Kadın yüzünden en yakın arkadaşların, hatta kardeşlerin ve baba ile oğulların birbirine can hasmı oldukları, öteden beri ve her gün, ibretle görülen olaylardandır. Bu itibarla, kadın ve kadın kıyafeti konusunda -velev bir azınlığa karşı olsun- zor kullanmak doğru değildir; iyi netice veremez’ diyordu. Ve umumi kültürü yükseltmek, her fırsatta ikna edici ve mantıki telkinlerde bulunmak, açılanları korumak yoluyla ve bilhassa geleneğin kadınlar üzerindeki derin tesiriyle, az zamanda, bu konuda da hedefe erişmenin mümkün bulunduğuna inanıyordu.

Hiç unutmam; eski Afgan Kralı Amanullah Han, memleketimize yaptığı bir ziyaretten avdetinde, buradan aldığı ilhamla, yeniliklere doğru bazı teşebbüslere girişmiş, bu arada kadın kıyafeti hakkında da bir kanun çıkartmıştı; bu hadiseyi Atatürk’e arz ettiğim zaman çok müteessir olmuş, ’Eyvah adam gitti demektir; ben kendisine ısrarla bu mevzua girmemesini tavsiye etmiştim, çok yazık oldu’ demişti. Ve biraz sonra kralın taç ve tahtını terk ederek memleketinden kaçmaya mecbur olduğu görülmüştü." (age. C.1, s.278)

’ZORLAMA YAPMADIK’

Hasan Rıza Soyak konuyla ilgili olarak Fransız düşünür ve gazeteci Herriot’tan ise şu aktarmayı yapıyor:

"Atatürk’e sordum, demiş... Kadınlara peçelerini nasıl attırdınız?.. Cevap verdi; biz bu işte hiçbir zorlama yapmadık. Sadece bir gün, güzel kadınlar yüzlerini açabilirler, dedik; ertesi gün bütün kadınlar peçelerini atmışlardı." (age. C.1, s.282)

Bir bilgi de bizzat Atatürk’ün kaleminden. Yıl 1916. Bakın not defterine neler yazmış:

"Saat 9 sonraya kadar Kurmay Başkanı’yla tesettür’ün kaldırılması ve sosyal hayatımızın iyileştirilmesi hakkında sohbet; 1- Muktedir ve hayata vákıf anne yetiştirmek, 2- Kadınlara serbestisini vermek, 3- Kadınlarla bir arada bulunmak, erkeklerin ahlakı, fikirleri, duyguları üzerinde etkilidir." (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.2, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1999, s.66)

İRAN’IN YANLIŞI

Evet... Büyük devrimci Atatürk, bu hassas konuyu bu ustalığıyla halletmişti. Hem de kimseyi incitmeden. Zaten her konuda hassaslığı böyle... Çünkü zamansız yapılan ve yersiz baskı ters teperdi. Gerçekten de öyle. Aynı hatayı İran Şahı Pehlevi de yapmış ve mollalara baskı uygulamıştı. Bu baskı ters tepmiş ve oğlunu tahttan düşürmüştü.

Atatürk’ün çok önemli bir özelliği de gerici hareketlere hep ’mürteci’ demesi. Asla ’şeriatçı’, ’İslamcı’, ’dinci’ gibi tabirler kullanmıyor. Gerçek dindarlarla bunu istismar edenleri birbirinden çok iyi ayırıyor. Bir de Türkiye’deki gerici ayaklanmaların arkasında hep emperyalizmin olduğunu çok iyi biliyor. Onun için duruşu da çok sağlam. Bunlara da göz açtırmıyor ve en şiddetli şekilde bastırıyor. Şeyh Said, Menemen ve Dersim isyanları gibi...

DEVRİM YASALARI DEĞİŞTİRİLEMEZ

Bugün başörtüsünü tartışıyoruz. Oysa kılık kıyafet kanunu, bir devrim yasasıdır ve değiştirilemez. Hatta değiştirmek için teklif bile verilemez. Bunun yolunu da Mustafa Kemal yıllar öncesinden kesmişti. O der ki: "Devrim yasaları, bütün yasaların üstündedir!" İşte bu kadar açık ve tartışmasız! Türk Devrimi, arkasında büyük bir savaş ve zaferi taşır.

Mustafa Kemal, kılık kıyafet değişikliğini devrimin coşkusuyla, şiddetsiz halletti. Toplumu devrime açmak, çağdaşlaşmak ve yenilik demekti. Eskiye dair ne varsa hesaplaşılıyor ve yıkılıyordu... Kara çarşaf da eski sistemin temsili kıyafetiydi. Onunla da hesaplaşıldı ve tarihin çöplüğüne atıldı. O gün, bütün toplum Mustafa Kemal’in arkasındaydı. Çünkü büyük zaferin komutanıydı. O ne dediyse oldu. Çünkü muzaffer komutandı. Bugün bunu simge yapanların ise arkasında emperyalist ABD ve AB var. Açıkça destekliyorlar. Ama unutmasınlar ki onların hiçbir zaferi yok. Yenilgiye mahkûmlar...

Ercan DOLAPÇI

Araştırmacı yazar Acılı kadının insanlık dersi ve iki başbakan

İNSANLARIMIZI Almanya’da yaktılar, Madımak yangınına benzeyen bir yangınla çoluk çocuk ateşe verildi. Yaşamı bilinemez ama ölümü kesinlikle romanlara konu olması gereken bir Müslüman Türk kadını, önce ana olmanın uhrevi asaletini; kadın olmanın muhteşem cesaretini dünyaya haykırırcasına, hayatını ancak bir film karesinde görülebilecek bir özveriyle hiçe sayarak... Yürüme engelli kocasını, ateşlerin içinden alarak kurtardı, döndü küçük çocuğunu da kurtardı ve alevler her yanı kaplayınca diğer iki çocuğu ile birlikte Hakk’a yürüdü.

Başbakan, o Müslüman Türk kadınının yakıldığı Ludwigshafen’e gitti; bu acının insanlığı birleştirmesini diledi. İnsanlık, bir kadının insanlık destanını yazdığı yerde Türk Başbakanı’nın yanında, Almanya’nın kadın Başbakanı Merkel’i de görmek isterdi. Daha başka bir yerde, Erdoğan ile birlikte Türk gençlerinin entegrasyonunu konuştu ve Müslüman kadının yakıldığı yere gelmedi, işin acı tarafı Türk Başbakanı bunu hiç dert etmedi.

Erdoğan ’dindar’ bir Başbakan olarak, Türkiye’nin gündemini türbana kitlemişken, mutlaka başı örtülü bu kahraman Türk kadınının hatırasına gereken saygıyı göstermeyen, yangından sorumlu ülkenin kadın başbakanı ile sudan muhabbetler yaparak bu saygısızlığa ortak olmadı mı? Hayat, önemli mevkileri işgal edenlere, tarihin önemli anlarında büyük sorumluluklar yükler, ya gereğini yaparsın ya da bu büyük sorumluluğun altında ezilirsin.

Yalçın Bayer.
__________________
Signatürü

BAHAR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24-05-2009, 11:52 PM   #5
Profil
Şimşek
Dost Üyeler
 
Şimşek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2009
Bulunduğu yer: Türkiye
Mesajlar: 207
Konular:
Uye No:21169

Ettiği Teşekkür: 357
160 Mesajına 431 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
Şimşek is on a distinguished road
Standart Dinci"den Milliyetçi Olmaz ! (Mı?)

Dinci"den Milliyetçi Olmaz ! (Mı?)



"Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar,sonunda yontula yontula tükenip giderler."(R.Hull)

Bazılarının tabiriyle; “Dincilik”in “milliyetçi duyguları körelttiği yada “milliyetçilik”le bağdaşmadığı gibi bir takım tezler öne sürülmüştür yıllardan beri.

Ve bu gün karşılaştığımız kimi manzaraların tohumlarıydı tüm bu tezler !

“Ümmetçi” derler,”yobaz” derler,”dinci” derler,”gerici” derler…

Hatta “milliyetçilik” hırsı öyle alev almıştır ki,milliyetçilik kavramını açarken;Hazreti Peygamberimize “Arap Muhammed” diyenler dahi olmuştur !

Bu tip kelime oyunları Müslümanları dışlamak için kullanılmıştır.Bu çok açık ve net bir şekilde ortadadır.Çünkü gerçek bir vatanperver kendi ırkından olan bir insanı sırf inandığı din İslam olduğu için dışlayamaz,hakaret edemez.Şayet buna cüret ediyorsa o kişinin samimiyetinden ciddi şekilde şüphe duymak gerek…Yanlış oldu…Şüphe değil,o kişi samimiyetsizdir !

İnsanları inançlarından arındırmak sözde güdülen ideolojiye güç katar mı ? Peki amaç ideoloji gütmek mi ?
Bu tip körüklemeler maksatlıdır.Maksat ise ortadadır.

Ülkemizde “dinci” yahut “ümmetçi” kelimeleri hakaret niyetine kullanılır oldu !

Örnek : “pis dinci” ,”dincinin teki işte” gibi…

Gayet şuursuzca ve sadece güya muhatabı güçsüz kılabilmek adına sarfedilmiş boş sözler.

Ülkemizde kimilerince yıllardır Müslüman olmak,İslâmiyet’in icaplarını yerine getirmek aşağılık bir şey olarak empoze edildi ve hâlâda edilmekte.

“Dinci” ne yapar ? Patatesçi,soğancı gibi din mi satar.Her yönden mantıksız bir ifade !

Asıl mantıksız olanı ise,bu denli bir mantıksızlığı beyninde barındırmış olan yurdum aydın(!)ları !O aydın beyinlerinde bu denli bir mantıksızlığı nasıl barındırmışlar ve bunda hâlâ nasılda ısrarlılar anlamak mümkün değil…

Ülkemizde;kişi, muhafazakârsa,dini vecibelerini yerine getiriyorsa, adı genelde; “dinci” dir,”ümmetçi”dirYada “gerici”dir. Ve inandıklarını savunuyorsa,o tam manasıyla yobazdır ve tehlike arz etmektedir !

Kimilerince ondan ne köy olur nede kasaba…Yani ne milliyetçi olur, nede vatanperver…

Milli ahlâk, İslâm çerçevesi içinde şekil bulmuş ve ayakta kalmıştır.

Fakat kendini “Türkçü” yada “milliyet”çi telâkki eden kimileri;Hazreti Peygamberimizin Arap olmasından dolayı İslam dinini sembolik bir hâle sokmaya çalışmışlardır ve bu boş çalışmalardan hiçbir şey elde edememişlerdir.Elde edilen tek şey;çözülmeler olmuştur.Kenetlenmek değil;sadece çözülme !

İslâm dinini kabul edenleri, Peygamberimize inanıp,O’nun ümmeti olanları;”ümmetçi” olarak adlandırdıkları sınıfa dahil ederek kendilerini şartlandırmışlar ve hazımsızlıklarını bu şekilde adlandırmışlardır.Onlar artık “ümmetçi”dir,”şeriatçı”dır,”dinci”dir…Kısacas ı vatan için tehlike arz etmektedir !!!

Oysaki,18 Mart ve benzeri tarihlerde ki yaslarımız,özlemlerimiz aynıdır…Düşmana koşan Mehmetçik göğsünde Kur’an-ı Kerim taşımıştır.Mehmetçiklerimizin biricik yoldaşı,silahı;duası ve kutsal kitabıyken,görüyoruz ki,bu gün Çanakkale dahil olmak üzere tüm kutsallarımız sembolikleştiriliyor.

Şeriat;Allah ın emir ve yasaklarını kapsar.Keza İslâm;kabul etmiş olduğumuz dindir.Dolayısıyla her “Müslümanım” diyen kişi bunları kabul etmiş olur.

Mitingler,yürüyüşler vs. organize ediliyor.Buralarda ve destekleyen bazı platformlarda cahilce ifadelere rastlıyoruz.

Miting destek amaçlı yapılır.Sesini duyurursun…Sesinin duyuramayanın sesi olursun orada.Fakat bu gün s… yarışına döndürdüler işi.Ben ortada sen-ben kavgasından başka hiçbir şey görmüyorum !

Ülkemizde “din” mefhumu bazı kendini bilmezler tarafından o kadar korkunç anlatıldı ki körpe beyinlere.Din=kâbus demek oldu neredeyse…

İslam dinine mensup olanı;sakallı,sevimsiz,elinde devasa sopası olan bir hoca olarak tasvir ettiler hep.

Ve hocanın karşısında ağlayan savunmasız bir çocuk…Oda "dinci"nin elinde esarette !

Dinimizin ve Hazreti Peygamberimizin(S.A.V),çocuk ve acizlere gösterdiği ehemmiyeti,hassasiyetlerini bilmem anlatmaya gerek var mı? Hatta,çocuğuna şefkat göstermediği için valilik görevinden aldırdığı sahabenin hikâyesi meşhurdur…Sebep; çocuğunu sevmeyen kişi adaletli ve merhametli olmaz !

Vakti zamanında beyinlere bunlar işlenmedi.İşlenen tek şey;tipsiz ve acımazsız “hoca”lardı…

Hoca öğretendir fakat aşılanan hoca karakterinden dolayı kimi eğitmenler “hocam” ifadesinden kaçınmışlardır.Çünkü;hoca demek dinci demekti,dinci ise;merhametsiz,adaletsiz,yobaz,bağnaz demekti…

Hülâsa;ayrımcılık temelleri atıldı.Din yani İslamiyet’e dair ne varsa,tu kaka ilân edildi.

Türk-İslâm ahlâkı terk edildiği için;sözde eli sopalı hocalar yok , şimdilerde var olan; eğitim ve öğretim mekânlarında kameralı cep telefonları ile çekilmiş öğretmen öğrenci şaka(!)ları…Öğretmeninin pantolonunu indiren öğrenci görüntüleri,kız öğrencilere taciz görüntüleri…Ve daha neler…

Ve işin en ilginç yanı,bunları ortadan kaldıramamak…Basireti ile övünen bir milletin ne denli yozlaştığının “görüntülü” delilleri !

Yinede kimilerince din halâ bir kâbustur belleklere kazılmış.Çünkü din,ahlâksızlığa geçit vermez.
Birileri tarzlarını muhafaza için yok etmiştir çoğu şeyi.Çabaları benliklerinden kaynaklanır.

Güya milliyetçiliği baz alarak faşist ve sol söylemlerle dinimiz olan İslâm’ı ve ona dair ne varsa yıpratmayı hedeflemiş kişi ve oluşumlar , fikren ve hacmen,gerek yaptıkları kıyaslar gerek temeli olmayan beyanatlarıyla bırakın yer bulmayı; ülkeyi daha da çıkmaza sürüklemektedirler.Onlar sadece bulandırmak için varlar.

Dinsiz millet olmaz…

Dinin koyusu,cıvığı olmaz…

Koyu dinci yada çözünülür dinci,yada sulandırılmış dinci olmaz….

Dinci diye bir mefhum olmaz…

Din istismarcısı olabilir tıpkı ideolojik istismarcılar olduğu gibi.

Bu gün pankartlar açıyorsa birileri,”biz şuyuz,biz buyuz” diye ortada fütursuzca bağırıyorsa eğer,bunların tek sorumluları;”dinciden Türkçü olmaz”,”ümmetçi”,”yobaz” diyerek, Müslümanları dışlama politikası güdenlerdir.

Bu pankartlar zamanında atılmış tohumların ürünüdür.Eğer zamanında dışlamak yerine bütünlük ve vatan sevgisi empoze edilmiş olsaydı bu gün daha farklı manzaralara şahit olabilirdik.

Milliyetçilik çerçevesi dahilinde hiçbir zaman sağ-sol kavgası olmaz.Çünkü dinsiz bir millet olmaz.Sol görüş çerçevesinde de din barınmaz.Solcu için Müslüman kişi dincidir.Milliyetçi değildir !

Osmanlı dan utanmak…
İslam dan bahsedilirken hep bir çifte standart vardır.Ve bu,gün geçtikçe daha yoğun bir hâl almaktadır.Birileri, İslamiyet ve İslamiyet’i benimseyenler üzerinde hakimiyet kurmaya ve istediği gibi yönlendirmeye çabalar vaziyette.

Tabi bu çaba içinde Osmanlı’da nasibini almaktadır.Devamlı Osmanlı’ya atıflar yapılarak tarihi dejenere etme çalışmalarına şahit olmaktayız.Bazen seyirci kalınsa da,adı tam olarak koyulmasa da en azından bir şeylerin farkında olmamız gerekir.

Hani demez miyiz,dem vurmaz mıyız Türkün üstün zekâsından.Yani bir takım şeylerin farkında olmak için yeterli donanıma ve zekâya sahibiz…

Bu zeka, içimizi,tarihimizi çölleştirmeye çalışanların her zaman karşısında olmamızı gerektirmez mi ?
Osmanlı neden inkâr edilsin ?Bu inkâr edişin temelinde yatan nedir ?

Türklüğe İslâm’ı yakıştıramamak kadar aptalca ne olabilir ? Kim bilir milliyetçilik bu gün sığınma evi pozisyonunda mı yoksa ? Posa diyebileceğimiz güruhun yandaşları için bir umut ışığıdır milliyetçilik kim bilir.Tabi amaç milliyetçi bir tavırdan ziyade,kendi amaç ve doğrularını nakşetmek…Belki hırs belki bir alışkanlık ama şu bir gerçek ki;asla ama asla gerçek milliyetçilik değil…

Müslüman bir ülkedeyiz.Dinimiz İslâm’dır.Vatan toprağı için dökülen kanda,dinimizde şerefimizdir.

Milliyetçilik,hiç kimsenin tekelinde değildir ve partinin de.Takım tutar gibi parti destekleyenleri de görüyorum.Ve en kızdığım yanı ise;milliyetçilik adı altında yapılması…x partiyi destekliyorsa milliyetçisin,yok desteklemiyorsan milliyetçiliğin şüpheli !

Her şey bir yana bu gün,Çanakkale dahi sömürü aracı olmuşken,diğerleri çok mu diyesi geliyor insanın.Benim bildiğim ve anladığım milliyetçilik bu değil.

Vatan sevgisi ya vardır yada yoktur.
Vatan sevgisi kitaptan öğrenilmez,
Vatan takım tutar gibi parti yarıştırarak sevilmez,
Vatan sevgisi,değerlerini hiçe saydırmaz.
Vatan,kendini feda ettiğin sürece vardır.

“Bomba Sırtı” hadisesini eminim hepiniz bilirsiniz.Atatürk,bu dehşetli manzarayı şöyle anlatır:

“Karşılıklı siperler arasındaki uzaklık sekiz metre,yani ölüm kesin.Birinci siperlerin hiç biri kurtulmamacasına tümüyle düşüyor.İkincidekiler onların üzerine gidiyor.Fakat ne kadar özenilecek teslimiyetle biliyor musunuz ? Öleni görüyor,üç dakikaya kadar öleceğini biliyor,en ufak bir gevşeklik göstermiyor.sarsılmak yok.

Okumayı bilenler,ellerinde Kur’an-ı Kerim Cennet’e girmeye hazırlanıyorlar.Bilmeyenler kelime-i şehadet getirerek yürüyorlar.Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şaşılacak ve tebrik edilecek bir örnektir.

Emin olmalısınız ki,işte bize Çanakkale Savaşlarını kazandıran bu yüksek ruhtur.”

Bu cümleler Atatürk’ü paravan olarak kullanıp,Müslümanları pasifize etmeye çalışanlara kapak olacak mahiyettedir.

Ve gerçek milliyetçi için,yukarıdaki satırlar; şiardır.

Benim milliyetçiliğim işte bu düstur çerçevesinde yaşamaktadır.

Saygı ve sevgilerimle...

Betül aşık.
__________________
Signatürü


Ey Türk!
Yukarıda gök çökmedikçe
Aşağıda yağız yer delinmedikçe
Senin İl`ini, Töreni
Kim bozabilir....?
BİLGE KAĞAN
Şimşek isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25-05-2009, 12:08 AM   #6
Profil
BAHAR
Dost Üyeler
 
BAHAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2008
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 841
Konular:
Uye No:212

Ettiği Teşekkür: 1534
610 Mesajına 1576 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
okumak ,okumak ,okumak.
Extra:
BAHAR is on a distinguished road
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

Sayın Şimşek Bakın yazınıza TÜrban mı başörtüsü mü ile başladınız..Ben veya benim gibi düşünenler diyeyim Türban Bir siyasi simgedir Başbuğumuz Atatürkümüz Dini Siyasete karıştırmayınız görüşünü savunuyoruz..Böyle bir tartışma içerisinde karşılaştığımız tek sahne var Milliyetçi vatansever Müslüman olamazmı??Sizinde yukarıda örneklediğiniz gibi..Müslümanlık dinimizdir elhamdülillah..İbadedtimizde yüce rabbimize..Ama Cumhuriyetle yönetilen laik bir ülkede Türkiyede yaşıyoruz..Çok rica ediyorum başımıza ne geldiyse bu dinle siyasetin birbirine karıştırlmasından geldi bunlardan vazgeçin artık..Başörtüsü takan vatandaşım zaten benimdir..Türban takıp bunu milliyetçiliğe veya Atatürkçülüğe karşı uygun muş gibi göstermeye çalışılmasın artık..Biz uyandık böyle şeylerle uğraşıp bu Ülkeyi böldürmeyiz..Geçelim bu tür tartışmaları..Hem anlamsız hem zaman kaybı..Türke Türk ten başka Dost yok!!!!
__________________
Signatürü


Konu BAHAR tarafından (25-05-2009 Saat 12:09 AM ) değiştirilmiştir..
BAHAR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25-05-2009, 12:17 AM   #7
Profil
Şimşek
Dost Üyeler
 
Şimşek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2009
Bulunduğu yer: Türkiye
Mesajlar: 207
Konular:
Uye No:21169

Ettiği Teşekkür: 357
160 Mesajına 431 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
Şimşek is on a distinguished road
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

Sayın Bahar hanım bu başlık altında tartışılmaz begendiginiz yazıları paylaşırsınız paylaşılanları okursunuz bu konu hakkında fikir tartışması yapmak istiyorsanız ilgili konu hakkında başlık açarsınız orada fikir tartışması yaparız saygılarımla...
__________________
Signatürü


Ey Türk!
Yukarıda gök çökmedikçe
Aşağıda yağız yer delinmedikçe
Senin İl`ini, Töreni
Kim bozabilir....?
BİLGE KAĞAN
Şimşek isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25-05-2009, 12:19 AM   #8
Profil
KÜLTEGİN
Genel Koordinatör
 
KÜLTEGİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Bulunduğu yer: Tanrı Dağlarında
Mesajlar: 1,731
Konular:
Uye No:4

Ettiği Teşekkür: 1084
1268 Mesajına 3302 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Türkçülük
Extra:
KÜLTEGİN is on a distinguished road
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

Bencede ümmetçiden yada ümmetçilikten "milliyetçi yada milliyetçilik" olmaz. Gayet doğru.Ben kendimce islamıda çok iyi biliyorum.Nihayetinde herkes kendince yorumluyor.Artı islamiyetin inanç kurallarında birçok arap geleneğide mevcut bunlar derin mevzular gerçi, hiç tartışacak modda değilim.Söylediğim gibi, ümmetçiliğin Türk milletine bir faydası olmamıştır.En büyük örneği Halife Vahdettin'in cihan harbinde halifelik makamını ve yetkilerini kullanarak cihat ilan etmesi ve buna arap dünyasının hainlikle cevap vermesi en büyük örnek olarak görebiliriz.Yada geçenlerde filistin mevzusunda, arap birliğinden filistin hakkında arap olmayan devletlerin hüküm ve arabulucuk etmemesini istemeleri gibi...Bu arada biraz okuyun araştırın lütfen
__________________
Signatürü

Türk, bu ülkenin yegâne sahibi, yegâne efendisidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu ülkeden tek bir hakları vardır: Köle olma hakkı, hizmetçi olma hakkı... Dost ve düşman, hatta dağlar, bu hakikati böyle bellesinler.
MAHMUT ESAT BOZKURT




Türk’lüğüm batmakta rezillerin gözüne,
Acırım tükrüğe tükürsem yüzlerine.
KÜLTEGİN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25-05-2009, 12:32 AM   #9
Profil
Şimşek
Dost Üyeler
 
Şimşek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2009
Bulunduğu yer: Türkiye
Mesajlar: 207
Konular:
Uye No:21169

Ettiği Teşekkür: 357
160 Mesajına 431 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
Şimşek is on a distinguished road
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

Bence paylaştığım yazıları sizde dikkatli okuyun çünkü görüldüğü üzere yanlış anlaşılmalara sebeb oluyor. Betül aşıgın yazısına birkez daha katılıyorum haklı çıkıyor “Ümmetçi” derler,”yobaz” derler,”dinci” derler,”gerici” derler… " ama milliyetçi demezler saygılarımla...

__________________
Signatürü


Ey Türk!
Yukarıda gök çökmedikçe
Aşağıda yağız yer delinmedikçe
Senin İl`ini, Töreni
Kim bozabilir....?
BİLGE KAĞAN
Şimşek isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25-05-2009, 01:21 AM   #10
Profil
Şimşek
Dost Üyeler
 
Şimşek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2009
Bulunduğu yer: Türkiye
Mesajlar: 207
Konular:
Uye No:21169

Ettiği Teşekkür: 357
160 Mesajına 431 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
Şimşek is on a distinguished road
Standart Türk birliği.

Türk Birliği

Kurtuluş Savaşı’ndan beri görülmemiş senaryoların, gruplaşmaların ve emperyalist güçlerin açıkça oynadığı tiyatroların, Türk yurdunu adeta kıskaca almış olduğu bugünlerde, Batı yanlısı bir takım medya ve kuruluşların, hatta siyasilerin Türk Milleti’ne gösterdiği tek hedef kayıtsız şartsız Avrupa Birliği üyeliğidir. Hiçbir siyasi kuruluş, medya vb... gibi kurumların bahsetmediği tek şey ise, Türk Birliği’dir.
Türk’ün ait olmadığı, her türlü pakt ve oluşumlar desteklenirken, Avrupalı kimliğimizin olmadığını iddia eden ve geleceğinin hâlâ tartışma halinde olduğu bu birliğin, bu kadar körü körüne, Türk Milleti için tek hedef haline getirilmeye çalışılmasının, kimlerin menfaatine olduğunu sormamız gerekmektedir.
Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, Paris Antlaşması ile tezgâhlanan ve Sevr rüyası ile Türk yurdunu sahiplenmeye çalışanlar, o günkü İngiliz diplomatın dediği gibi; “Bugün siz kazandınız, ancak sanmayın ki kendi başınıza başarılı olabilirsiniz, er veya geç bize ihtiyacınız olacak, işte o zaman bilin ki her bizden istedikleriniz bizi Sevr’e daha çok yaklaştıracaktır.” söylemleri tarihin içine gömülmüş inançlardan öte, hâlâ gündemini koruyan hesapların bir parçasıdır.
İngiliz aydınları, Hitler’in İkinci Dünya Savaşı ile Avrupa’ya hükmetme hedefini, Avrupa Birliği’nin bugün Almanya’nın hegemonyasına girmesiyle başardığının altını çizmektedirler. Buna son verdirmek için, İngiltere’nin kendi çıkarları doğrultusunda, Blair hükümeti ile başlattığı siyasi çalışmalar varken, Türk Milleti, tepsiyle kendi bağımsızlığını hangi sebeple Avrupa Birliği’ne teslim etmek istemektedir?
Bazı siyaset bilimcileri bunun cevabını; ekonomik ve siyasi olarak açıklamaktadırlar. Bu cevapların doğruluğunu sorgulayalım...
Ekonomik olarak güçlü gözüken, Avrupa Birliği’nin güçlü ekonomisini devam ettirebileceğinin garantisi yoktur. Avrupa Birliği kendi içerisinde her geçen gün yaşlanan nüfusu ile kalifiye eleman bulmakta zorlanmanın ötesinde, gerek ABD’nin gerek Çin ve Japonya’nın gücünün gölgesinde kalmaktadır. Tarım ve özellikle balıkçılıkta artan sorunların yanı sıra, büyüme hızı her geçen gün düşen Avrupa Birliği’nin, Türkiye’ye kısa vadede sağlayacakları kaynakların önceliğinin sosyal haklar ve demokrasi olduğu iddia edilmektedir. Bu haklara sahip olmak için Avrupa Birliği’ne girmek zorunluluğu olduğunu iddia edenler önce kimin menfaatine çalıştıklarını da açıklamak zorundadırlar. Sosyal adalet arayışı içerisindekiler bu adaleti kimin için, ne için istediklerinin de cevabını versinler.
Dünyada bir tek demokrasi yoktur! Cumhuriyetle veya demokrasi ile yönetilen her ülke kültürel ve siyasi gelişimi boyunca, kendi demokrasisini de geliştirir ve uygular. Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasisini sorgulamaya kalkanlar önce hangi demokrasiyi Türk Milleti’ne yakıştırdıklarının cevabını vermek zorundadırlar.
Farklı kültür ve siyasi gelişimden gelen ülkelerin demokrasisini Türk Milleti’ne uygulatmaya çalışmak, şişman insanı dar sandalyeye oturtmaya benzer. Türkiye Cumhuriyeti’nin var olan demokrasisini beğenmeyenler veya Türk kültür ve siyasi yapısına göre Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişimini istemeyenler, Batı demokrasisini tek demokrasi olarak Türk Milleti’ne dayatmaya kalkanlar, arzu ettikleri ülkelerde yaşamakta özgürdürler! Türkiye Cumhuriyeti, bunu sağlayacak kadar demokrasisini geliştirmiştir.
Türk Milleti’nin kendi demokrasisi ve gelişimi doğrultusunda sosyal hakların sağlanması çok daha doğru bir yaklaşımdır. Batıcıların ikinci iddiası da; ekonomik olarak Avrupa Birliği’nin sağlayacağı kaynaklardır, kısa vadede bu imkanlar iştah açsa da uzun vadede, Türk Milleti’nin, gerek ekonomik gerek siyasi olarak bunun bedelini ağır ödeyebilecek riskleri de taşıyacağının bilinmesi gerekmektedir.
Siyasi olarak olaya baktığımız zaman, Türkiye coğrafyasından dolayı, ciddi stratejik öneme sahiptir ve yüzünü yalnızca Batıya dönmüştür. Yalnız Batıya yüzünü dönmenin Atatürkçülük olduğu dahi iddia edilmektedir. Atatürk Batıcı değil, medeniyetçidir. Halbuki, Türk Milleti’nin yüzyıllardır sahip olduğu medeniyet, Helenci zihniyetinin tesiri altındaki Batının tekeline girmiş, bugün Türk Milleti’ne utanmadan Batı medeniyeti adı altında satılmaya çalışılmaktadır.
Türkiye’nin yüzünü yalnızca Batıya dönmesinin yanısıra kendine güven duymayan Türk siyasetçilerinin, belki art niyetle, belki vizyonsuzluk sebebiyle, işi daha ileriye götürerek, bağımsızlığımızın sorgulanması noktasına kadar gelen ülkemizin, bugünkü durumunu da hazırlamışlardır.
Ekonomik olarak bağımlı hale gelen Türk Milleti’ne verilen reçete bugün bağımsızlığımızdan daha çok taviz vererek, karnımızın tokluğunun, adeta garanti altına alma reçetesi olduğu iddia edilmektedir. Aslında varolan gerçek ise; “bağımsızlığı garanti altında olmayan hiçbir milletin karnının tokluğunun da garanti altında olamayacağıdır.” Ne zamandan beri Atatürkçülük Türk Milleti’nin bağımsızlığını ekonomi adı altında parayla satılır hale getirmiştir?
Bütün bu gelişmeler ortadayken, Türk Birliği’nden hiç bahsetmeden Avrupa Birliği’nden bahsetmek, nasıl oluyor da Türk Mileti’nin tek çıkışı olarak gösterilmektedir.
Türk Birliği önce kendi aramızda sağlanmalıdır. Hiçbir aklı başında Türk yoktur ki Türk Birliği’ne karşı çıksın. Türk Birliği’nden kastımız önce, Türk Milleti’nin yüzde yüz bağımsızlığının sağlanmasıdır, Türk Milleti’nin bağımsızlığını sağlamak ekonomik güçten geçiyorsa işte adres: Türk Cumhuriyetleri ile kurulacak ekonomik ve kültürel bir birlik güçlü bir Türk dünyası yaratacaktır. Yüzünü yalnızca Batıya dönen bir siyasi anlayışla, bu mümkün değildir. Türk, kendi anayurtlarındaki kendi kültürel bağları olan bu coğrafyaya yani Orta Asya’ya önce yüzünü dönmelidir.
Bugün Orta Asya’da bulunan, Batının “Turkic” olarak adlandırdığı bu cumhuriyetler emperyalistlerin iştahını kabartmaktadır. Çok geç olmadan, ekonomik ve kültürel bir birlik kurulmalıdır. Petrolden doğalgaza kadar bir çok zenginliğe sahip bu bölgelerde kurulacak Türk Birliği, dünyadaki bütün Türkleri, kendisinin efendisi konumuna getirecektir.
Avrupa Birliği’ne bu kadar taviz vermekten yana olanlar düşünmelidir; Avrupa Birliği’nin finansal ve bankacılıktaki üstünlüklerinden başka, ne türlü bir ekonomik üstünlükleri vardır? Ne türlü kaynaklara sahiptirler? Bugün borsa ve bankacılık sektörü çökse, Avrupa Birliği’nin hali ne olur? Bu soruların cevabı gayet açıktır.
Siyaset vizyonsuzluğu affetmez, bugüne göre yapılan siyasetler, ancak küçük devletlerin geçici, günlük yaşamasını sağlar. Türk Milleti gibi büyük bir milleti, küçük devlet konumuna göre, vizyonsuzlukları ile sokmaya çalışanlar yarın tarih önünde bunun hesabını vereceklerini de hatırlamak zorundadırlar.
Güçlü ve bağımsız olmayan milletler bir gün yok olmaya mahkumdurlar. Türk Milleti’ni beşbin yıldır yok edemeyenler, bugün her zamankinden daha çok neşelidirler. Avrupa Birliği’ne girmeyi hayat memat meselesi haline getirenler, aynı zamanda Türk’ün yüce kimliğini Avrupalı kimliğine satmaya çalışmaktadırlar.
Misakı Milli sınırlarımız, Atatürk’ün gösterdiği hedeflerden yalnızca bir tanesi. Avrupa Birliği’ne girildiği zaman ne olacaktır? Avrupa Birliği sınırları varken kim Türk’ün kendi Misakı Milli sınırlarını kaale alacaktır. Musul ve Kerkük’ü geri almayı bırakın, kendi sınırlarımızı dahi tartışmaya açmayacaklarının garantisini kim verebilir? Atatürkçülük ne zamandan beri farklı hedefleri savunur hale gelmiştir? “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Atamızın istismar edilmesine hangi Türk seyirci kalmaya devam edecektir.
Türk Milleti’nin yüzyıllardır yaşayan varlığı, tarihe hep onurla, şerefle adını yazdırmıştır. Türk kendi ecdadına layık olmak gibi bir lüksün içindedir. Bugün belimizin bükük, düşüncelerimizin kontrol edildiği bir dünyada Türk’ün daha fazla hapsedilmesine göz yumacak değiliz. Tek reçeteye mahkum hale getirilmeye çalışılan Türk Milleti’nin, doğru alternatiflerinin de olduğunun gösterilmesi ve bu esaretliğinin son bulması gerekmektedir. Avrupa Birliği tek çare değildir. Esas çözüm Türk Birliği’dir. İlk önce Türk Birliği’ni kuralım. Türk Milleti’ni her konuda güçlendirelim, kendi bağımsızlığımızın garantisini elimize alalım, Türk kimliğinin sonsuza kadar yaşayacağını ispatlayalım, Türk milletini dünya arenasında ait olduğu yere getirelim. Ondan sonra Avrupa Birliği’ne girelim. Ne için mi gireceğiz? Türk milletinin dünyada bir eşi benzeri olmayan yönetme gücünü Avrupalılara göstermek için...

Funda uzun.
__________________
Signatürü


Ey Türk!
Yukarıda gök çökmedikçe
Aşağıda yağız yer delinmedikçe
Senin İl`ini, Töreni
Kim bozabilir....?
BİLGE KAĞAN
Şimşek isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Begendiğiniz köşe yazıları.

Şu an bu konuyu KIBRIS FORUM içerisinde toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

KIBRIS Forumda şu an Sistem size Begendiğiniz köşe yazıları. konusunu gösteriyor.Bu konu forum içerisinde 19888 kez görüntülenmiş. Begendiğiniz köşe yazıları. Bu konu hakkında google araması yapmak istiyorsanız Begendiğiniz köşe yazıları. tıklayınız
Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim





Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2022, Jelsoft Enterprises Ltd.
Kibris 1974 yabancı dizi izle
KIBRIS , Konu Dışı Begendiğiniz köşe yazıları.