Bu Siteden Her Türlü Alıntı Yapmak Serbesttir. Sitenin Tüm Hakları "KIBRIS TÜRK MİLLETİNE" Aittir. www.kibris1974.com'un Varlığı Türk Varlığına Armağan Olsun

Sitemizde Reklam Alanlarını Kullanabilmek İçin Mehmetçik Vâkıfına Veya Mücahitler Ve Şehit Aileleri Derneğine Yatırmış Olduğunuz Bağış Makbuzunu [email protected] Adresine İletmeniz Yeterlidir...

Geri git   KIBRIS1974 FORUM " Kibris TÜRK tarihi araştırmaları , Gündem haberleri, KIBRIS da kim kimdir ne nedir , kibris videolari resimleri dökümanları indir" > Genel Kültür > Konu Dışı
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
insan nedir?
Cevaplar
6
Sonraki Konu
sonraki Konu
insan nedir? Konusunu Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
395
Önceki Konu
önceki Konu

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 07-10-2008, 12:09 PM   #1
Profil
kerem71
Guest
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 1,739
Konular:
Uye No:337

Ettiği Teşekkür: 204
652 Mesajına 1250 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
kerem71 is on a distinguished road
Standart insan nedir?

BiRiNCi ISIL
Farklı yeteneklere özelliklere vede en önemlisi zihinsel aktivite gerçekleştirebilen akla sahip canlı denildiğinde ; Tekbir Karşılık tüm herkesin cevabıdır; insan !
İnsanın dünya üzerinde,en akıllı mahluk olabildiği gibi en işe yaramaz ve hatta bazen en zararlı yaratık olabildiği gerçeğini düşünürsek; Bu farklılıkların olması olma durumlarının müsebbibinin yine kendisi olduğu gerçekliliği hakikattır. O halde şunu sormak lazımdır Bu farklılığın olması durumu,insanın yani müsebbibin hangi özelliğiyle alakadardır.? Hiç kuşku yokki cevap akıldır yine ...
Lakin ne ilginçtirki "akıl"da doğruyu bazen kendi başına yalnız olarak bulamamaktadır.Zira yanlışlığı doğru olarak algılaya bilmesi,yanılması ve hatta bazen doğru diye bildiği yanlışlık için kendi hayatından vazgeçe bildiği gerçekliliği mevzu bahistir.Buna binaen kuru akıl,her nekadar doğru olsa dahi,elgibi bir azası olmadığı takdirde gayet işe yaramazdır. Ç ünkü kendisinin devamı için gerekli olabilen sebzeyi yahut meyveyi ekemedikten sonra varlığının yada yokluğunun hiçbir mansı kalmayacaktır.Aklın doğruyu bulabilmesi yahut doğru diye nitelediği kavramın en ölçüde doğru olduğu yada olabileceği ihtimaline gelirsek elbette salt aklın doğruluğu yada nitelemeleri görecelidir.Dolayısıyla her bireyin kendi doğruları olabilir.Bu kendi doğrusudur,diğer bireyleri toplumu veya medeniyetleri bağlayabilici değildir.Taki denebilir sınanabilir araştırılabilir ve paylaşılabilirlik niteliklerine haiz olup bilimsel gerçekleri bünyesinde barındırıp,evvela kendisine sonra diğer bireylere ve hatta medeniyetlere açık olan bir doğru oluncaya dek.O zaman doğru gerçekliktir,çünkü binbir işlem , sağlama , araştırma ve paylaşımla hakikatını ortaya koymuş ; Tabiri doğruysa birnevi rüşdünü ıspatlamıştır. Ispat başka kanıtlara muhtac olmadığı için elbette gerçekleştirildiği doğrunun hakikatinin oranını yansıtır.

Her nekadar kısa bir izahat verildiysede bu meselenin ölçüsünü yakalaya bilmek için Kafidir.Anlatılmak istenen malumdur;Doğru diye bilinen her doğrunun , doğru olmaya bileceği gerçekliğidir. insanın ve insan ırkının kökenine ve tarihine dair "Doğru"diyebilen yada bilmesi için desteklenen kavram yahut verilenlerin doğru olmaya bileceği gerçekliği gibi....
Bu elbetteki düşünülmesi , araştırılması , veriler elde edilmesi ve düşünülen araştırılan , araştırılanlar ile bulguların sınanabilir olması vede sınandıktan sonrada reddedilemeyecek niteliğe gelmesinden sonra "doğru" olacak olan kavramın veya bilginin,bu özelliklere Haiz olup yada olmadığını;"insan nedir" sorusuna uygulayacak olup bilgeliğe diğerbir değişle "doğruluğa" yada "gerçekliğe" ulaşmamız gelecek ise böylesine etraflı bir sorunun,etaplar halinde işlenmesi çok daha faydalı olabilecektir. "insan nedir ?" sorusu gayet doğal olarak insan'ın tarihinin ve geçmişinde bütünüyle kapsadığı için bu cihetten olaya yaklaşmak ve bir başlangıç yapabilmek için pek uygundur.Bu metod her nekadar Hansel ve Gratelvari görünsede onlara mal ettirilemez çünkü her bütünü elbette kırıntılar oluşturur ve bütün evrende dahi görülecek yöntemlerdendir.Ulaşılacak her gerçek gayet kıymetli olduğundan (ki bunun sebebide gayet kıymetli ve ibretli bilgi ile hakikatleri taşımasıdır.) birer Yol gösterici rehber niteliğindedirler,aydınlıktırlar,güzeldirler
Takvimler bugüne ve zaman şimdiye ulaşmadan evvel Akrep ile yelkovan keşfedilmemiş olsalarda , aslında en tabi olan Akrep güneş ile pek latif bir yelkovan Ay; Her zaman değil !dünya yaratılandan beri saat işlevini görmüş vede bu zamandan önce gayet uzun zaman sistemlerinde ve çağlarındada dönmüşler,ne geri nede ileri kalmamışlardır.Üç milyar seküzyüz milyon yıl önce Arkeen zamanında oluşan kaya katmanından ; Senozoyik çağının dördüncü zaman sisteminin Holosen dönemine kadar geçmiş dört çağ,on üç zaman sistemi , otuz sekiz dönem ve yüz dört katın vuku bulduğu vede olduğu bunun en çarpıcı ifadeleri iken ; Bu geniş zaman ve süreçler içerisinde "insan"denilen yaratık ilk olarak pliyosen Dönemin Plezansiyen Katı ile Pleyistosen döneminin Kalabriyen katları arasındaki geçiş vakitlerinde vardır ve yaşamaktadır.Türkçe "yetenekli insan " anlamına gelen "Hama habilis" latince ismiyle nitelenmiş fosil insan kemiklerinden elde edilen bulgulara göre ; Bu insanlar günümüzden bir milyon yediyüz ellibin yıl evvel yaşamışlardır .
Burada verilen isme dikkat etmek gerekir "Homo Habilis" .Homo ismi "insan familyası" na verilen isimdir.Bu isim familyanın ortak adıdır ve içerdiği tüm üyelerin isimlerinin başına gelir. Misalen Homo Ereetus yada Homo Neonderthal....vs gibi bu familyanın bütün üyeleri ; geniş kafatası hcimleri sürekli dik durmaya ve iki ayak üstünde yürümeye Uyarlanmış kol bacak yapıları gayet gelişmiş ve diğer parmaklarıyla tam anlamıyla karşılıklı vaziyete gelebilen baş parmakları,güçlü ve kavrama yeteneği son derece gelişmiş elleri , gelişmiş aletler yapabilmesi alet yapmak için diğer aletleri kullana bilmesi ile belirgindir.Bu belirgin farklardan ve icra ettiği işlerin niteliklerinden de gayet rahat anlaşılabildiği üzere Homoların hepsi akıllı dırlar ve akıllarını kullanarak işler ve icraatlar gerçekleştirmektedirler . Bu sebepten dolayı homolar,Kesin ve net olarak Anthropoidea'dan (insansılar)dan ayrıdırlar Çünkü Anthropoidea 'lar isimlerindende anlaşıla bileceği gibi "insansı"lardır Ama insan yani homo değillerdir . Dolayısıyla Anthropoidea katiyyen homoları içermez. Aralarındaki fizyolojik farklılıklar göz ardı edilse bile ussal açıdan aralarından uçurumlar kadar farkın olması bunun en belirgin sebebidir.Dolayısıyla homoların , Anthropoidea takımından türediği yada türemiş olduklarına dair verilen ihtimalin mümkün olmadığını ıspatlamaktadır.Öte yandan eğer günümüze döner isek ; Yeni Dünyanın ormanlık bölgelerinde yaşamakta olan kırkyedi maymun türünü içeren cebidea familyası halen kuzey meksikadan güneyde arjantine kadar dağılım gösteren bu familya'nın en meşhur fertleri drukili , titi , uvakari , saki , uluyan maymun , kapuçin maymunu , örümcek maymunu , yünlü maymun , yünlü örümcek maymunları , hala mevcutturlar. Geçmişleri çok eskiye dayanmalarına ve çağlar boyunca yaşamalarına rağmen gerek fizyolojik , anatomik ve gereksede ussal açıdan geçmiş çağdakiler den hiçbir farkları yoktur.Bu sürekli ayrılıık , ağaçta yaşayan insansı maymunların oluşturduğu Hylobatidae ile goril , orangutan ve şempanzeleri içeren Pongidae familyalarında da aynıdır ve sayısal jeolojik zamanlarda yaşayan örneklerinden farklılık arzetmedikleri fosil buluntular ile sabittir.Öyleki afrikanın topik bölgelerinde ve güneydoğu asyada halen mevcutturlar
Anlaşılabileceği gibi Anthropoidea; Callitriehidae,Cebidae,Cercapithecidae,Hylobotidae ,Pangidae ve Parapithecidae familyalarını kapsar ve hominidae familyası aslında bir familya değildir; Kendi başına ayrı bir takımdır. Bunun diğer bir kanıtı Australapithecuslardır,yani Güney maymunlardır.
Afrikanın doğusu ve güneyinde fosilleri bulunan Australopithecuslar erken Pleyistosen sonlarında yani 1,5 milyon yıl önce yaşamışlardır bazı çevrelerce insanın atası delilen bu maymun türünün insanın atası olmakla yada akrabası olmakla hiçbir mümkünatı yoktur.Zira homo habilisin elde edilen fosillerin morfolojik testler sonucunda 1.750000 yıl önce oldukları hakikat bulmuştur.Yani daha güney maymunları neredeyse yokken bile insan vardır.O halde Homo'ların ,Australopithecuslardan türeye bilmesi ihtimali dahi çürümektedir.
Gerek Homo Habilis , Homo Erectus , gerekse Homo Neanderthal ve Cro magnonların evrim geçirmek suretiyle günümüz homo Sapiensine döndüğü ve bu türlerin soyunun tükendiği iddiasında bulunanlar yahut sanan bireylerin,grupların vede belirli bir misyona hizmet edebilmek için temelsiz olan bu savın,ardına sığınanların ise gerek prehistoric gerekse anatomik gerçeklikleri çarpıttıkları çok açıktır.Şöyleki ; Thames ırmağında kalıntıları bulunan ve adı Swanscombe insanı olarak konulan insan türü asıl itibariyle yaklaşık dörtyüzbinyıl önce Mindel-Riss Buzul arası kıtasında yaşamış olan genç bir yetişkine ait fosilin kafatası,genel olarak günümüz insanın anahatlarını tıpatıp taşımaktadır.Eğer almanyada Stutgart yakınlarında bulunan ve Steinheim adı verilen fosil insandaki özellik ise;diş yapısının ve beyin hacminin miktarı günümüz insanı ile aynıdırki bu fosil yüz elli binyıl öncesine aittir 1967 de Etiyopyada bulunan ikiyüzbinyıl önce yaşamış olan Homo insanına ait kafa fosili , öteki örnekler gibidir kabwe,Solo,Pekin insanları ve Wadjak fosilleri gibi çok daha yakın dönemlere ait kalıntılar ise Homo Sapiens ile aynı kategoridedirler.
Homo Erectus ,Homo Habilis,Homo Neanderthal ve Cro Magnonların gayet Primitif olduklarını ve bu sebepten dolayıda günümüzdeki modern insanların , ilkellikten hatta maymunluktan geldiğini iddia edenler ise gayt açık olan beş parıltı yeter
kerem71 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-10-2008, 12:10 PM   #2
Profil
kerem71
Guest
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 1,739
Konular:
Uye No:337

Ettiği Teşekkür: 204
652 Mesajına 1250 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
kerem71 is on a distinguished road
Standart

"""BİRİNCİ PARILTI""""
Homo erectuslara bakacak olursak ; Latincede "dikduran insan" anlamına gelen bu insanların ilk fosilleri binseküzyüz doksan birde,hollandalı anatomi ve jeoloji bilgini Eugene Dubois Tarafından bulunmuştur. Orta Cava'daki Trinil'de ortaya çıkarılan bu fosilin uyluk kemiklerini bütün özellikleri günümüz insanınkisiyle tamamen aynıdır. Daha sonra asya kıtasında , Çin'in Zhoukoudian Mağaralarında bulunan Homo Erectus Fosillerinde aynı özellikleri taşımaktadır
Afrikada 1954 - 1955 yıllarında Cezayir'de ki Maaskerin doğusu ile Tighennif yakınllarında yapılan kazılar sonucunda,çindeki erectus,aynı özelliği taşıyan kalıntılar keşfedilmiştir. 1960 ta Tanzanyada ki Olduvai Boğazında bulunan kafatası fosili ise Homo erectusun Afrikada aynı özelliklere haiz olduğunu göstermiştir.Homo erectusun beyninin bulunduğu üst bölümünün alçak oluşundan dolayı , Homo Erectusların günümüzdeki insanlardan daha ilkel yada aptal olduğunu veya günümüz inasnından çok ama çok farklı olduğu ise aslında temelsizdir.bir yanılgıdır.Zira homo erectusların kafatası çarpının ,hacminin şimdiki ölçüye tamamen uyuşmaması gayet doğaldır. Ç ünkü eğer günümüzde Avustralya ve güney afrika yerlilerinin kafatası indisi alındığında 75 ten azdır ve dolikase faldır . Öte yandan Avrupalılar ile çinlilerin kafatası indisi alınırsa 75-80 arasıdır , yani mezatisefaldır. Bir diğer taraftan Moğollar ve Andanan adalarının yerlilerinin kafatası indisi 80'in üstündedir yani brikesefaldir.((*)Kafatasının genişliğininin uzunluğuna oranı kafatasının uzunluğu iki kaşın ortasındaki glabella noktası ile başın arkasındaki en çıkıntılı nokta arasındaki uzaklık , genişliği ise kulakların biraz üstünde ve arkasında yer alan çıkıntılı iki nokta arasındaki uzaklıktır )
Açıkça görülebildiği gibi günümüz insanları'nın kafatası hacimleri dahi yine birbirinden farklıdırlar. Hem günümüz beyin organının ağırlığı bile kişiden kişiye farklıdır. Erkeklerin bazılarında 1408 gram iken bazı erkeklerde 2000 gr olduğuna ve 1408 ile 2000 gram arasında değiştiğine londradaki ST Bartholemeu Hastanesinde ve öteki merkezlerde ölümünden hemen sonra yapılan hasta otopsilerinde görülmüştür Elbette bunun olması çok doğaldır.Lakin nekadar farklı olurlarsa olsunlar , bu farklılıklar hangi ırktan olursa olsun insanın 46 tek kromozon taşıdığı gerçeğini değiştirmiyor vede değiştirmezde.Nasıl bu gerçek,sırf farklı hacimlere sahip kafatasları bulunmuştur diye evrim teorisini iddia edenlerin dayandığı bu temel noktaya gayet hakikatli bir tokat vuruyorsa ; Tokatın şiddeti nisbetin ce de önlerindeki karanlığı,parıltısıyla aydınlatıyor.
Homo erectusların hiçmi hiç ilkel olmadıkları ise 1500.000 yıl önce bu insanların akarsu , göl kıyılarında yaşamayı ve bu alanların yaşam için daha ideal olduklarını bilmelerinde veya uygulamalarından anladığımız gibi fosillerin yanında bulunan kömür atıkları ilede ateş yakabildikleri her kayıtda mevcuttur. Kemiklerin yanında çakıl taşlarından yapma kesici aletler , çift yüzlü el baltaları , taş eğeler'in bulunması Homo erectusun ilkel ve vahşi olmadığını aksine Acheuleen kültürünün teknolojik düzeyine ulaştığını gösterir. Fosillerin yanıbaşında bulunan pişirilmiş , düzgün biçimde kesilip parçalanmış hayvan kemikleri 1.500.000 yıl önce bile insanların çiğ et yemediklerini , ateş kullandıklarını ispatlar iken ; dijital sanayinin nimetleri ile çiğ et yiyen maymunsu insanları tasvir eden illüstürasyonları çizen ve oluşturan kişi ve kuruluşların poleantropolijik ve arkeolojik gerçeklikleri ne ölçüde yanlı olarak çarpıttıklarınında kanıtıdır
kerem71 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-10-2008, 12:11 PM   #3
Profil
kerem71
Guest
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 1,739
Konular:
Uye No:337

Ettiği Teşekkür: 204
652 Mesajına 1250 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
kerem71 is on a distinguished road
Standart

İKİNCİ PARILTI
Fıransada bulunan ve morfolojik tahlillerden sonra 150.000 yıl önce Riss buzul katı zamanında yaşadığı anlaşılan homo Neanderthalin , 1886 belçikada bir mağarada bulunan neanderthal fosillerinin ve çekoslovakya , almanya , fransa ve italyada bulunan vede günümüzden yüzyirmibeşbin yıl önce avrupadaki Riss Würm Buzularası katına ait neanderthal insanlarının kafası ve yüz anatomisi günümüz insanının kininde pek farklı değildir
"Çok daha farklıydı" diyerek başka bir amacın bilimsel sahte edebiyatını yapanların ; ismi yukarıda geçen bölgelerden elde edilen fosillerin baldır,ön kol kemikleri , kütparmaklı el ve ayaklarının özelliklerinin temelde Homo Sapiensinkiyle aynı olduklarını açklamalarının vakti gelmiştir ! Zira gerçek budur
Öte yandan fosillerin bulunduğu mekanlarda hem üstü kapalı ve açık yaşam alanı kurmaları , çukurlar açmaları , taş döşeyerek yerleştiği barınağı kendi gereksinimlerine göre biçimlendirmeleri, yaşadıkları alanlarda yanık topraklara , yakılmış çalı çırpı odun kömürü , kül izlerine , hatta ısı etkisiyle parçalanmış taşların varlığı ; Barınak ve gereksinimleri ile ateşi kullandıklarına delil olurken ; tohum öğütme ve kırma işinde kullandıkları taşlarda bulunmuştur.Bu taşların işlerinin sınıfına göre takımlar halinde icap edilip kullanılması vede belçikadaki kalıntıların yanında yonga aletlerinin bulunması bu insanların hem yetenekli hemde akıllı oldukalrının açık delillerinden sadece bir kaç tanesidir.
Vertesszöllös bölgesinde bulunana kalıntılar ile beraber küçük taş aletlerinin bulunması ve bölgede ateşi kullandıklarına dair pek çok izin rastlanılması yine bu insanların kendi gereksinimlerini gayet iyi idrak ettiklerini ,akıl yürüttüklerini ve ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikteki buluşlar yaparak üretken olduklarını ıspatladığı gibi günümüzün tüketimci insanları ile kıyaslanıldığı vakit daha medeni , akıllı ve gerçeği görebilen ,sorunlarla yüzleşmekten korkmayan bireyler oldukları görülür.
kerem71 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-10-2008, 12:11 PM   #4
Profil
kerem71
Guest
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 1,739
Konular:
Uye No:337

Ettiği Teşekkür: 204
652 Mesajına 1250 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
kerem71 is on a distinguished road
Standart

"""""ÜÇÜNCÜ PARILTI""""""
1868'de Fransanın güneyindeki Dardogne bölgesinde Les Eyzies - de Tuyac yakınlarındaki Cromagnon ortaya çıkarılan Tarih öncesi iskeletlere dayanır Cro mongodaki bir mağarada kazı yapan fransız jeolog Luis Lortet,külle kaplı beş arkeolojik katman çıkardı,en üst katmanda bulunan insan kalıntıları ile işlenmiş çakmak taşları üst poleolotik tarihe aittir.Mağarada geleneksel Aurignacien Ürünlerinin ortaya çıkarılması,Cro magnon bulgularının tipik olarak Aurignacien kültür dahilinde sınıflandırılmasına yol açmıştır.Bir çalışma buluntularının yaklaşık olarak Aurignocien ile aynı zamana rastlayan Perigordien kültürle ilintili olduklarını dolayısıyla İ.Ö 25000 lere tarihleneceklerini öne sürmüşlersede;biz,Cro magnonların 35000 yıl önce yaşadıklarını kat'i olarak bilmekteyiz.
Cro maognondaki ilk kalıntılar 15 fosilden oluşuyordu.Bunlar arasında 50 yaşındaki bir erkeğin kafatası ve alt çene kemikleri vardır Cro magnonun temsilcisi bu adamın yanında dört başka kafatası kalıntılarına , bir yeni doğmuş bebek kalıntısına vede öteki bireylerin fosillerine ulaşılmıştır.
Cro manon adamın çenesinde yalnızca bir azı dişinin kökü buluna bilmiştir. Buda hem yaşı hakkında bilgi sağlamakta,hemde bu bulgular;Cro magnon insanındaki diş gelişiminin,günümüz insanının diş gelişimiyle tıpatıp olduğunu ortaya çıkarır iken aslında "çok farklıdırlar,insanlar evrim geçirmiştir " diyenlere en güzel kanıtı gösterip "evrim geçirmemiştir!" demektedir.
Bu kanıt daha pek çok benzeri kanıt ile sürdürüle bilir.Misalen İtalya , Fransa sınırı yanındaki grimaldi mağaralarında bulunan Cro magnon insanı 1metre 77cm boyundadır ki ; Bu standart bir ölçüdür ve günümüz standart ölçüleriylede aynıdır.
Öte yandan Cro magnonlar vahşi değildi.Çünkü Cro magnonlar Aurignocien kültüründeki alet yapımı ile üst perigardiyen olarakta bilinen Gravitten kültür ile örtüşür Aurignacien alet yapımı ince işlenmiş yaprak aletler , Kazıma uçları , sivri uçlar , oyma kalemleri ,dipleri yarılmış uzun ve yassı mızrak uçları,ince işlenmiş kemik aletler , ren geyiği boynuzundan yapılmış delikli çubukları yapmaları , inşa ettikleri kulübeler , hatta ev zeminini oluşturmak için taş döşeyerek ortamlarını düzenlemeyi bilmeleri ve yapmaları:Onların gayet yetenekli , akıllı olduklarının delillerinden sadece bir kaçıdır . Hatta Cro magnonlar ressamlığı kusursuz bir birleşimini geliştirmiştirlerdir. Fransa ve ispanyadaki mağara resimleri bunun çarpıcı ifadeleridir. Oyma ve boyama yöntemleriyle elde edilmiş bir nesne olabilen sanat ürünlerindeki gerçekçilik ve hareketlilik;bu eserlerinin bir sanatçının ilk çabaları olmadığını , aksine çok gelişmiş bir baş yapıt düzeyinde olgunluk çalışmaları olduklarını gösterir.Brassempouy Venüsü,Le mas d ' Azilde bulunan kişneyen atbaşı veya La Modeleine ' de bulunan bizon gibi yapıtlar,Cro magnon sanatının ve Cro magnon insanının dehasını ıspatlayan eserlerdir.
kerem71 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-10-2008, 12:12 PM   #5
Profil
kerem71
Guest
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 1,739
Konular:
Uye No:337

Ettiği Teşekkür: 204
652 Mesajına 1250 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
kerem71 is on a distinguished road
Standart

""""""DÖRDÜNCü PARILTI""""
Homo erectus , Homo Neanderthal , Homo Habilis , Homo Sapiens ve Homo Cro Mognonlarda görülen birbirinden farklı kafatası hacimlerinin olması hep tartışılagelinen konuların başında olmuştur. Bu kalıntılardan Bazılarının kafatası hacimlerinin günümüz insanlarınınkinden biraz farklı olması ;bazı insanların , Bu eski insanların ilkel yada geri zekalı yahut maymundan gelmiş fikrine kapılmalarına sebep olmuştur.Halbuki bu nevi sonuçlara peşinen varmalar bütünüyle yanlıştır.Çünkü günümüz insanınında bile beyin , toplam kafatası hacminin yanlızca üçte ikisini kaplar Nörölogların vede cerrahların bilimsel testler sonucunda beyin büyüklüğünün hiçbir zaman doğrudan zeka ile bağlantılı olmadığını belirtmeleri bu meseleye parmak basmaktadır. Zira kafatası hacminin günümüz insanınkiyle birazda olsa farklı olması farklılığı yada pozitif yada negatif alanda olacak kafatasının ve beyinin sahip olduğu insanın,ne aptal nede dahi olacağına dair bir kanıt ve geçerli bir kural olmamaktadır . Bu bağlamda Homo habilis,Neanderthal , Sapiens Erectuslar ile Cro magnonların ilkel yada aptal olmadığı sonucuna katiyyen ulaşıla bildiği gibi birinci parıltıda bu konuya dair verilen malumat bu gerçekliği tasdik etmektedir.
Bir başka bilimsel veri ile konuya yaklaştığımızda Şu anda bile farklı kafatası indilerine sahip olan dünya üzerindeki insanlar ve ırkların mevcudiyetinin katiliği ve evrim geçirmediklerinin kesinliği gibi;Eski eski zamandaki bu farklılıkta gayet doğaldır. Günümüzde dahi Dolikosefal kafatasları tepeden bakıldığında dar ve uzun iken , mezatisefal kafatasları ovale yakındır ve dolayısıyla farklı görünümler zuhur edebilmektedir Lakin bu insan ve akıl gerçeğinden hiçbirşey değiştirmemektedir. O halde eski fosillere dayanarak,insanlığın direkt evrim geçirdiğini söylemek vede iddia etmek,bilim ile ters düşmektedir. Öte yandan Homo habilisler ile Homo erectusların yaşadığı tarihler hemen hemen iç içe iken Homo Sapiensler , Homo Neanderthaller ve Cro mognanlarda hemen hemen aynı dilimleri paylaşmaktadırlar Eğer bir çizelge verilecek olursa
Homo Habilis 1.750.000 yıl önce
Homo Erectus 1.500.000-300.000 yıl önce
Homo Sapiens 600.000-500.000 yıl önce
Homo Neanderthal 125.000-75.000 yıl önce
Cro magnonlar 36.000-10.000 yıl önce
diye sıralana bilir en yakın tarih olarak Cro magnonları görürüzki Şu anda mevcut değillerdir çünkü bizler Homo sapiensleriz " Peki o halde diğerleri şu anda olmadıklarına göre ne olmuşlardır?" gibisinden yöneltilecek haklı bir suale şu cevap yetişir :
18.yüzyılda Filipinler'de olan güçleri ile malinez ve polinez kökenli olan bu çoğrafyanın insanlarına,ispanyollar tarafından büyük zulümler edildiği gibi İspanyollar , Pilipinosları açıkça cinsel köle olarak kullandılar. Bu sebepten dolayıdırki şu anda eski ataları gibi safkan ve tamamen Pilipinaslı olan ve Plipinaslıların fizyolojik ve anatomik özelliklerini taşıyan Filipinli neredeyse yok denecek kadar azdır.Göz şekillerinden,boyalarına kadar pek çok özellikleri İspanyol ve Amerikan Hususiyetlerindedirler Bunun sebebi izah edildiği gibi zorla ve dayatılmalarla her işe koşturulmanın yanı sıra , cinsel kölelliği ve köle olma akibeti nedeniyle oluşan yeni kuşakların böylebir uygulama neticesinde doğmalarıdır.Filipinliler ne bir evrim nede her hangi bir mutasyonu yaşamamamış lardır.Sadece "genetik sömürü" yaşamışlardır. Ama bu yeni , yahut insan kavramının dışında yeni bir form yada türde değildir sadece kırma bir ırk ortaya çıkarmıştır
Hemen hemen aynı periyotlarda yaşamış olan Homo erectus ve sapienslerde gerek istekle yada zorlamayla olması kati olan hadiseler katiyyen vuku bulmuştur. Homo erectus Seu Sapiens bunun en sımut kanıtıdır.Familya içinde oluşmuş oluşmuş bir melezdir Dolayısıyla ne evrim nede Mutasyon potasına atılamaz.
Öte yandan şöyle bir örnek verilecek olursa ; Sami olan bir erkek ile Polinezya kırması bir kız evlendiğinde doğan çocuk elbetteki Sami ve polinezya nın kırması olacaktır Yine 46 tek kromozomdan ve bütün temel özellikleri bakımından,her insanın insan olduğu kadar insan olacaktır.Bütün temel özellikleri anne ve babasınında temel özellliklerinin aynı olduğu gibi onlarınkinden farksız olacaktır. Teferruat ve ayrıntılar da ulaşabilecek karışımın mevcudiyeti ise;ne yeni bir familya nede bir tür oluşturmadığı ve oluşturmayacağı kati iken ; mevzu bahis edilip Evrim ve Mutasyon sınıflamalarının içerisine dahil edilmek istenmesi gayet mesnetsiz kalmaktadır.Türler arası geçişin olması da imkansızdır.Çünkü anne ve babası farklı familyalara veya türlere mensup değillerki doğacak çocuk farklı bir tür olsun yahut farklı bir türe geçsin!Yada farklı bir yaratık olup bir ucube olabilsin...
Verilen örnek ile de anlaşılabileceği gibi aslında Homo habilis , ;Erectuslar , Sapiensler ,Neanderthallerin Herbiri farklı bir Türü içerisinde bulunan ve tamamiyle aynı temel özellik ve nitelikleri taşıyan ırklardır. Tıpkı şuan dünya üzerinde insan (Homo) türünden farklı ırkları mevcut oluşuyla birebir aynıdır.Bu farklı ırklar dan pek çoğuna rastlanılmayışın olması normaldir.Zira evrim , türler arası geçiş ve mutasyon nev-i hakikati pek yansıtmayan hiç olmamış kavramların,aksine ırkların ilişkisi vardır. (Bu ilişki hiçbir zaman evrim yada mutasyon kategosine giremez. Çünkü bütün ırkların asıl nitelikleri farksızdır) Dolayısıyla ırkların birbirleriyle ilişkileri yine aynı temel nitelikleri taşıyan ama memeli bir canlı olmanın getirdiği gayet doğal bir savunma refleksiyle kendini yaşadığı çevre ile dengeleyen insanı , yine ortaya çıkarmıştır.Bu hep olağan bir şeydir,bu yüzden eski ırkların tümünün,bütünüyle bu gün itibariyle olmaması veya kısıtlı olması gayet doğaldır.
Diğer cihetten bakılacak olursa ; Bu uzun insanlık tarihi içerisinde kendi sapkınlıkları yüzünden yok olmuş,ardında sadece tozlar ve küller bırakmış pek çok ırk vardır.Bunların bu güne ulaşmayışının altında yatan asıl mesele işte budur .
Mİsalen Sure-i Hakkanın Beşinci ,altıncı ayetleri olan
ifadelerine bakılacak olursa yok edilen semud ve ad kavimlerinden bahsetmektedir. Sure-i Fecr-in
ayeti celileleriyle de alakadar olan kaya yontucu Semud ve Ad kavimlerinin sonu
kerem71 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-10-2008, 12:12 PM   #6
Profil
kerem71
Guest
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 1,739
Konular:
Uye No:337

Ettiği Teşekkür: 204
652 Mesajına 1250 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
kerem71 is on a distinguished road
Standart

ayetinin belirttiği üzere Allah Celle nin azap kamçısını yiyerek yok olmuşlardır.
Bu kavimler devasa kuleler,saraylar ve koca taşlardan evler vede binalar inşa edecek derecede hem güçlü hemde iriydiler.Verilen bu vasıfları;Irak Şanidar'da ,İsrail Karmel Dağı Shul'da,Zambia,Cava,Güney Afrikada yaşamış olan Homo Neanderthaller ile örtüşmektedir ve insandırlar.Lakin nasıl şu an hiç bir Homo Neanderthal göremiyorsak yine Allah azze ce cellenin Sure-i Hakkanın 8.ayetinde gayet açık bir şekilde ile dediği gibi;bu kavimlerden hiçbirine rastlamıyoruz,fosil kemiklerinden başka hiçbir izleri kalmamacasına helak edilmişler iken;şu an bizim Homo Türünün diğer pek çok türünü göremeyişimizin sebebi muhtasar bir izah ile de açıklık bulmuştur.
Surei Sa'd ın üçüncü ayetinde izahı;bugünün insanlarına kendilerinden önce nice ırkların ve kavimlerin yok edildiği gerçeğine parmak basıp,gayet sarih bir ifade ile bizlerin (homo türünün)içindeki pek çok ırkı bulamayışımızın sebebini verirken;gayet büyük bir ihtarı da iletmektedir.
Glen Schwartz,Hans Curvers in yönetimindeki arkeologlar;Şam'ın 300 km kuzeydoğusunda Ümm El Marra adıyla bilinen mevkide 4300 senelik ve hiç bozulmamış kerpiçten yapıyı çıkardıklarında,yapının en üst seviyesinde her biri bir tane bebeği kucaklamış vaziyette iki kadın ölüsünü,orta seviyede iki erkek ve birde bebek cesedini,alt katta ise yaşlı bir adamın kemikleri bulunmuş iken aslında Tubba kalıntıları ile karşılaşmışlardır.Günümüzde bu medeniyet ve ırktan tek bir fert mevcut değildir.Sure-i Duhanın otuzyedinci ayeti kerimesi Tubba ve Tubba dan öncekilerden bahsederken;evvelde geçen ayeti kerimeleri tasdikleyen ifadesi ile anlatıldığı gibi yok oldular ve onlarda günümüze yetişemeyen vede kalmayan ırklardan olmuşlardır.Arkeologların 1970 li yıllarda,eski şehirlerden olan Ebla'daki ilk kazıda bulduğu çivi yazısı tabletlerde Suriyenin kuzeyinde giderek gelişen Tubba isimli bir ırktan söz etmekteydi.Hakikatende Allah Tebareke ve Teala Kur'an-ı Kerimde bu kavmin ve öncekilerinde zenginlikten şımardığını anlatmakta ve öğüt vermektedir.
Burada yapılan kazılarda 1 nolu yerden;Altın telkeri iş kolyelerin,Altın halka boncukların,4 nolu yerden gümüş kap kacakların,fildişinden tarakların;6 nolu yerden ise altın ve gümüşten mamul kese filketanların çıkması bu gerçeği onaylamakta ve Mö 2700 ve 2000 yıllarında olan bu ırkın varlığını tasdik etmektedir.
Peki "Bu ırklar neden yok oldu?" diye sorulması muhtemel olan bir sualin cevabı gayet ibretli ve bir o kadar dehşetlidir.Tubbanın eski çağdaki durumuna bakınca;Şam ve çevresi ile beraber Filistinin,Hicazın gayet önemli ticaret yolları üzerinde bulunan merkezi noktalarda yer aldıkları ve kendi zamanlarında çok önemli vede kalabalık olan yerleşimler olduğu anlaşılır.Bu gerçeklik Mısır ve Asyadaki pek çok mevki içinde söz konusudur.Ebla ise Tubba nın bir vilayetidir.Bu konu üzerinde araştırmacılığıyla meşhur olan ünlü arkeolog Glenn Schwartz ın açıklamaları ve bulguları aynı doğrultudadır.
Ümm El Marra da bulunan cesetlerin gayet gösterişli ve şaşaalı mücevherler ile bulunması;bu ırkın zenginliğinin delili iken;Günümüzün zengin ülkelerini ve tutumlarını düşünmek te gerekir.Nihayetinde eskiden de olsa,şimdi de olsa insan yine insandır ve her zamanda çoğunlukla aynı doğaya sahiptir.İngiltere Krallığı ve A.B.Devletlerinin artan refahıyla şımarması,gerek Asya da gerekse Ortadoğuda savaşması ve bu coğrafyaların zenginliğine göz dikerek refahına refah katmak isteyişi ile tüm dünya ticaret merkezlerini,borsalarını kendi tekelinde döndürmesi vede AB ülkeleriyle de kırışarak daha da şişmeye çalışması;Kuşku yokki Tubba nında,Eykenin de,Medyen inde ortak noktası olmuştur.Zaten sömürme gerçekleştirilmez ise bugünkü ülkeler katiyyen şu andaki zenginliklerine sahip olamaz ve koruyamazlar.Büyük ihtimalle Eskilerde aynı yöntemi ve amacın doğrultusundadırlar.İskenderin,iskenderden önceki olan prototipini sergilemektedirler.
Taş balta,bakır keskiler ve günümüze oranla çok basit bir teknolojiye sahip olan bu eski ırklar ne kadar zengin olabilip,ne kadar şımarabilirdiki?diyerek bu eski adamları hafife alanlar;Aslında işin ciddiyetini pekte anlayamamışlardan başkası değildir.Aynı yanılgıya düşen ünlü ejiptologlardan Kent Weeks,Krallar vadisini ve bu vadiyi dolduran fazlasınca karışık vede büyük olan mezar evleri ve salonları keşfettikten sonra ne büyük bir yanılgıda olduğunu anlayabilmiştir.Bu sebebten dolayıdır ki Tubba,Medyen ve Eykenin daha da geniş bir şekilde anlaşılabilmesinin,yine bazı ipuçları diğer medeniyetler ve uğradıkları akibet ile nasıl yaşadıkları ile ilişkilidir.Sağlıklı bir bilgi için bunun göz ardı edilmemesi gerekir.Dolayısıyla Ümm El Marra daki zengin buluntular,tıpkı Krallar Vadisinde bulunan zengin gömütlere benzeyiş içerisindedir.Ortak yanlarının evveli,her ikisininde zengin olmalarıyla başlar.Kuşkusuz ki bu ortak yan,hem her ikisini hemde benzerlerini aynı ortak neticeye ulaştırmıştır.
Ümm El Marra daki 4 nolu mevkiden çıkarılan delikli kil mühür ile yine aynı yerden çıkarılan vede Mö 1800-1600 yıllarına ait olan altın ve bronz mühürler bu ülkenin egemen gücünü yansıtır.Bu mühürler,bu ülkenin egemen gücünü yansıtır.Yani aslında Mısır ın I.Sesotrisinin Krallık Kartuşu ve mühürleriyle aynı işlevi görmüşlerdir.Ebla,Medyen ve Tubba zengin ve çok işlek kullanılan,kervanların uğramadan,ticaret yapmadan geçmedikleri noktalar iken;Medyenlilerin tutumunu ve anlayış tarzlarını;Sure-i Hud un 85.ayetinde zikredildiği gibi,Şuayb aleyhisselamın Medyen Halkına:

"Ya Kavmim.Ölçeği ve tartıyı tam dengi dengine tutun.İnsanların eşyalarına densizlik etmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yapmayın"


diyerek gerçekleştirdiği hitabında bulunur.Anlaşılan şu gerçekki;Medyenliler de "güçlü her zaman haklıdır" ve "kim kimi becerdiyse" felsefesinin yolunda giderek "insan insanın kurdudur" öğretisinin talabeleri olmakla,Sümer felsefesini paylaşmaktadırki;Bu sistem içinde adalet,hak kavramlarını önemsemeyen sömürücü metodun ta kendisi olmakla birlikte günümüzün dünya egemenlerinin vede insanlarının bakış açısı ve felsefeleriyle tamamıyla örtüşen tipidir.


leri karşılığı düşününce;Şuayb aleyhisselamın,ölçünün ve tartının hakkıyla tutulmasını,insanlara ve mallarına densizlik-ihanet yapılmasının terkedilmesi gerektiğini ve bozgunculuğun bırakılmasının elzem olduğunu söylediğinde,bu yolları zaten kullanmakta olan vede bu usul ile gayet zenginleşmiş olan bir grubun hemen ön plana çıkarak,bir karşıtlık içine girdiği görülmektedir ki bu,tıpkı Karun ve Haman ile beraber Mısır aristokrasisininde oluşturduğu ve halkı yöneten,istediği gibi kullanan pantheonun Medyendeki versiyonudur.Ayeti celilede:
ifadesi çok manidardır.Atalarının taptıklarının hemen ardından belirttikleri kavram malları mülkleridir.Aslında "taptıkları malları mülkleridir".Daha fazlasını elde edebilip "egemenlik" tacını giyebilmek için her yolu ve ölçüsüzlüğü meşru görmekte,gayet bencil bir anlayışa hizmetlerinden ötürü "para gelsinde,nasıl ve nerden gelirse gelsin" mantalitesinde olup;Sermaye sahibi olmayan insanları ise köle olarak kullanmakta ve dolayısıyla insan kavramını,asliyetini vede hayatını Dairel Medine de Mısır Firavunlarının sadece çalışsınlar ve benin egemenliğin suretini diksinler böylece bana daha fazla güç kazandırabilsinler diye karın tokluğuna çalıştırıp,sömürdüğü onbinlerce masum insana baktığı anlayış ile bakmaktadırlar.Gerçekte bu anlayış,günümüzde de mevcuttur.Standart ücret karşılığı,kendi şahsıyla dahi ilgilenemeyecek derecede meşguliyetler verilerek çalıştırılan insanlarda aynı sömürüyü hala yaşamaktadırlar.İster bilsinler ister bilmesinler,Şuayb aleyhisselama karşı durup mülklerinin,mallarının önemini vurgulayan insanların daha da egemen olmaları için onlara ihtiyaçları olan zenginliği ve sermaye kazandıran Medyenli veya Mısırlı işçiler ve köleler ile aynı durumda ve konumdadırlar.Şuayb aleyhisselamın bu gruba ayetincede "insanların mallarına,eşyalarına densizlik ve habislik yapmayın!" öğüdünü vermesi bu noktaya değinir.Çünkü Medyen'in bu grubu da egemendir.İnsanların hak ettikleri,bu insanlara ait olması gereken en dpğal mülkiyet haklarına el koydukları gibi emek sarfedip,alınteriyle çalışan bu insanların emeklerinden zenginliğini mümkün kılmakta ve karşılığını ise hesap yapıldığı vede tartıya vurulduğu zaman,hileli ve adaletsiz ücretlendirme metoduyla insanın sırtından hadsiz hesapsız karlar elde etmektedirler.Surei Hudun 88.ayetindeki ifadesinden anlaşıldığı üzere,Şuayb aleyhisselam bu pantheonu;şirkten,insanların hakkını yemekten,fesattan sakındırmakta v e bu çarpık sistemin yalnışlıklarını vede imansızlığını kanıtlayarak;Tevhide,ölçü ve tartıda adaletli davranmaya,insanların hakkını yememeye ve insanlık değerini düşürmemeye davet ederek;biribirinin kurdu olmayı şart koşan tüm köhneliklerden vazgeçmeye çağırmaktadır.
Hemen hemen aynı temel prensşpler ve amaşlar üzerinde işleyen Yeni Medyen versiyonu olan günümüzde ise durum farksızdır.Eğer izah edilen durumu göz önüne alınılacak olursa;Medyen de belirli zengin ve egemen tabakaların haricinde;
a)Ekonomide dengesizlik ve adaletsizlik
b)Sosyal yapıdaki çarpıklık ve tabakalar arasındaki uçurumlar
c)Politikada oportinist anlayış ve dikdatörlük
d)Etik bağlamda yok oluş ve Ahlaki çöküş
e)Gayri meşru ticaretin ve diğer meşru olmayan işlerin popülaritesi ile gelen anarşi ve kaos
f)İnsan hakkı diye bir kavramın kalmayışı ve asliyetinin unutulması
g)itibarsızlık ve emansızlık
sorunlarının çok ciddi boyutlarda olduğu görülür.Aynı sorunlar,günümüzde ziyadesiyle mevcuttur.Bu aşırı derecedeki benzerlik,elbette tesadüfi değildir.Aslında aynı amacı benimseyen her millet ve ırk,farklı çağlardada olsa hep aynı yolun yolcusu olmuş ve aynı şeylerle karşılaşmıştır.Günümüzün sorunlarını ana başlıklar altında derleyecek ve göz geçirecek olursak;Medyeni ziyadesi ile geçtiğimizi idrak edeceğiz."Eski Medyenin ve günümüz Medyen'inin takip ettiği nasıl bir akibettir?"sorusunun cevabı kesin vede nettir.
Aslında Medyenlilere ilahi kamçı gelmemiş olsa idi bile,bu sorunlar ve taşıyacağı zincirleme diğer tökezler yüzünden yine yıkılacaktı.Çünkü bu ülkenin ve ülkeyi oluşturan insan ırkının bu kadar problemli vede tökezleyen bir ahval ve şerait içerisinde kendi mevcudiyetlerini sıhhatli bir şekilde geleceğe taşımaları imkansızdır.Çünkü,sürekli olarak belirli eller arasında değişen bir sermayenin yoksul bıraktığı halk,geniş çaplı bir isyanla darbe yapıp ülkeyi bitirecek veya insan insanın kurdudur felsefesinin belirli bir dereceye gelmesiyle de toplum ve ülke içerisinde tüketim çılgınlığı için iflas etmiş bir sonucu yine halihazırdaki gibi doğuracaktır.
Nasıl şu anda sınırlı sayıdaki fertler,günümüz yalnışlıklarını ve tedavilirinide gösterip;insan ırkını geleceğe taşımak için ellerinden gelen çabayı gösterip ayetince "Ben sadece gücümün yettiği kadar düzeltmeyi umuyorum" deyip kavlincede "Başarım Allahın yardımı iledir"dusturunu ve gerçekliğini unutmayarak,Şuayb aleyhisselamın verdiği ve harcadığı eforu sarfettikleri takdirde bile,Yeni Medyen Eski Medyen den ayrılmak istemiyor ve bilerek,isteyerek aynı kapıya doğru yol alıyor.Yaptıkları yalnışmıdır yoksa doğrumudur?olası sualinin şu anda bu içerikte ne kadar yalnış olduğu hususunda fazlasınca bilgi ve ibret;Eski Medyenin gittiği ve uğradığı vede Yeni Medyeninde gitmekte olduğu ve uğrayacağı kaçınılmaz son ile aşikardır ki;Şuayb aleyhisselam bu ırktan bütünüyle ümidini yitirdiği vakit,kendisini doğruluk üzere gönderen tüm mevcudatın yegane sahibi ve mutasarrıfı olan Allah Tebarekeden Surei Hudun 93.ayetinde ifadesinde "Bekleyin,bende sizinle birlikte bekliyorum" diyerek takdiri ilahi ile Allah azzenin adaletliliğini yansıtan Adl esmasının tecellisini istedi.Surei Arafın 91.ayeti celilesinde haberi ile evvela korkunç bir zelzeleye ve sarsıntıya uğradılar.Kendi yurtlarında,evlerinde uyurken çöke kaldırlar ve daha onlar çöke kalır kalmaz Surei Hudun 94.ayetinde bildirildiği gibi o zalimleri,dehşet veren bir ses yakaladı.İşte insan ırkı böylesine ibretli çağları,zamanları ve olayları yaşamaktadır.Yerin dibine batmış bu insan ırklarının hiç bir zalim ferdi ve örneği yada soyu geride bırakılmamıştır.Şimdi ise Ümm El Marra ve Ebla da kendilerini apansız yakalayıveren o zamanki insanların kemiklerine ve kalıntılarına rastlanılıyor.Aslında her bir Kurna ve Tomb gayet ibretlidir,ibret alınılmalıdır.
kerem71 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-10-2008, 12:13 PM   #7
Profil
kerem71
Guest
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 1,739
Konular:
Uye No:337

Ettiği Teşekkür: 204
652 Mesajına 1250 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
kerem71 is on a distinguished road
Standart

Fakat ne ilginçtirki;John Hopkins Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları bölümünde profösör olan Gleen Schwartz,Ümm El Marra ibretini bizzat kendisi bulmasına karşın "Kurban edilmiş yada bir salgına yenik düştüler?"diyerek göstermelik sorular ile bu ırkın akibetini gölgede bırakmak istemiştir.
Aslında cevabı "Evet!" dir.Çünkü bir zamanlar bu insanlar öylesine derin bir imansızlık salgını içerisindeydiler ki;Azap kamçısı onları aynen kerpiç evde buldukları gibi bebekleriyle uzanırken yakalıverdi.Tıpkı kendilerinden önce aynı istikamette olan ve aynı sonu paylaşan Ad ırkı gibi...
Yemende Hadramut civarında kum tepelerinin altından,gün ışığına çıkarılmış kaşanelerle dolu şehirlerde yaşamış Ad ırkı gibi...İşlek yolların geçtiği bu mevkiye Ahkaf denirdi.Bu avantaj ile geniş bir ticaret hacmi ve kar payına sahip olmuş olmaları gerçektir.Eski Dünyanın içerisinde,çevresindeki diğer yerleşik coğrafyalar ile sürekli irtibatının ve ticari ilişkisinin katiliği,bu coğrafyada yaşayanlara zengin ve egemen olabilecek bir imkanı sunmuştur. Aslında Allah azze tıpkı ayetince onlara fırsatlar,imkanlar sunarak bir olanak vermiştir.Fakat ne yazıktır ki bu ırk,ayetince mülkün asıl malikinin Allah azze olduğunu idrak edememiş,etmişse bile kendi menfii durumuna ters düştüğü için kabul etmemiştir.Öte yandan,tıpkı gelişen ekonomi ve egemenliklerine ziyadesiyle güç katmaya çalışan Sümer,Mısır veya Tubba ile yahut Medyen ile aynı zihniyetin paralelinde olarak yürütmektedirler.
Dünya üzerinde,hiç şüphe yokki zengin olmanın iki temel ana yolu vardır.
1)Alın teri döküp,emek verip,doğru çalışmak ve dürüst bir devlet anlayışını benimseyerek disiplin sahibi bir Yönetimin organlarının tesis edilmesi ile şekil verilmiş bir yapıda olarak(ki;bu illegallığın legallaştığı ortamlarda ve şimdide neredeyse ütopya olarak görülmektedir.Ama adil olacak bir sistem içinde bu yollada ulaşılması gayet tabiiki de mümkündür)
2)Gücün elde edilebileceği her yolun meşrulaştırılıp gerçekleştirilmesi,dolayısıyla binbir hile,adaletsizlik ve sömürücü metodların uygulanılmasıyla(ki;Bu emek sarfetmeden köşeyi her zaman dönmeye çalışan,gerek eski ve gereksede şimdikilerin zihniyetidir)mümkündür.(Burada ayırt edilmesi gereken bir sorun vardır ki Problem,zengin olmak iyimidir yada kötümüdür?soruları değildir.Sorulması gereken ve gerçekte de önemli olan asıl sorun:"Nasıl zengin olunulduğu ve neye hizmet ettirildiğidir?"Yoksa islamın zenginliğe bir garezi yoktur.Yada daha çocuksu veya kedinin ulaşamadığı ciğere "pistir" diyerek takındığı öngörüyle bu kavrama yaklaşan vede tavır koyan Sosyalist ve Komünist mantığıda reddeder.Zira islam;üretken olduğu kadar adaleti elden bırakmayıp,emek kanununu önemseyen ama bunlardan ziyade Surei Haşr ın 7.ayetinde bildirildiği gibi;Semud'un,Ad'ın,Mısır'ın,Roma'nın vede günümüzün mevcut sistem ve politikalarında işlettiği yöntem olan "tekelcilik" ve "grup tekelcilik" usulunu terkedip "sosyoekonomi" açılımını gerçekleştirme özelliğine haiz olmakta ve bu sebebe binaende her zaman gelecek ve refah vaadetmektedir ki;bu,şu andaki egemen güçlerin istemediğidir.Zira toplumun her ferdine zengin olabilmenin yolunu vede rahat ile huzur içinde korkusuz,endişesiz,tasasız bir ahval ile yaşamayı sağlayacak niteliklerle doludur.Dolayısıyla bu;sömürü metodunun işlemesini,insanların sırtından kar elde ederek güçlü olmalarını engellemektedir. Bu onların hiçmi hiç istemediği bir durumdur.)
İnsan doğasında çok ilginç olan bir özellik vardır.Bu,konforu ve zenginliği tadan insanların ekseriyetinin daha önceleri çok zor durumlarda kaldıkları veya yaşadıkları problemleri çabucak unutuverip şımarabilmesidir.Aslında bu,sadece bu örnekle sınırlı değildir.Misalen dünya üzerindeki yüzbinlerce hatta milyonlarca birbirini seven ve aşık olan çiftler vardır.Birbirlerine ulaşabilmek için belki binbir zorlukları geçmekte türlü meşakketlere göğüs germektedirler.Öyleki birbirlerine olan sevgileri,arzuları ve hasretliklerinden ötürü geceler boyunca gözlerini patlatıncaya dek ağlayabilmektedirler.Elbette bu tür yaklaşımlar hem saygıyı hemde takdiri hak eden nitelikteki mücadelelerdir.Lakin ne varki ekseriyetin nihayetine gelinildiğinde,soluk nikah masasında alındıktan sonra ve hele evlilikten bir kaç ay yahut bir kaç sene geçmesinden sonra;biribiri için mücadele eden,çalışan,aşklarını yıldızlara fısıldayan,sevgilerini bulutlara şarkı yapmaya çalışanlar,birbirlerine karşı olan hislerini,düşüncelerini yitirip birbirlerine karşı umarsız kalabiliyorlar iken aşkları saman alevi gibi sönüp kalmakla bitmiyor;hatta gayet rahat ve acı çekmeden birbirlerini aldattıklarını pekala iyi bilip,sezdikleri gibi,yine birbirlerini aldatmayı devam ettirebiliyorlar. Elbetfe bu,istediğine kavuşan böylece arzusunu elde ettikten sonra çığırdan çıkan ekseriyetin durumu ve tutumu olduğu gibi,Ad ırkınında paylaştığı ortak bencilliktir.Gayet dehşetli bir olaydan kurtarıldıktan sonra önceleri pek çok sıkıntı çeken vede sonraları Ahkaf bölgesinde Surei Fecrin sekizinci ayetinde;tasviri ile belirtildiği gibi gayet ihtişamlı ve çevresindeki pek çok ve hatta tüm yerleşimlere mukayeseyle emsalsiz bir güzelliğe,görkeme ve refaha haiz olan Ad ırkı;ekseriyetin doğasının getirdiği anlayış ile artık ayetinde bildirilen gerçeğin anlatıldığı gibi;kendi sahip oldukları mülklerinin,ihtişamın ve refahın tüm sahibinin Allah Azze olduğunu hatırlamamak üzere unutmuşlardır.
Hud aleyhisselam,hernekadar Surei Şuaranın 133-134 ayetlerinde gayet hikmetli örnekleri taşıyan sözlerini sarfederek;Allah azze ve cellenin malikul mulk olduğunu hatırlatıp,sahibi olduklarını zannettikleri davarlarının,oğullarının ve bağlarının,bahçelerinin,pınarların birer ilahi lütuf ile onlara ikram olunulmuş nimetler olduğunu hatırlatmakta ise de;Egoistliğin ve tatminsizliğin elinde esir olmuş,egemenliklerini pekiştirmek için her yolu meşrulaştırmış bu ırk ta,bu hikmetli,ibretli vede paralk olan sözleri kabul etmemiştir,menfii yönlerine ağırlık vermelerinden ötürü edememişlerdir.
Surei Şuaranın 130.ayetindeki ifadede ile anlatılan tutumlarına baktığımızda;sosyolojik bir diretme,diktatörlük ve sömürmenin yapıldığı,insan haklarının çiğnenildiği gayet açık olarak görülmektedir ki burada Ad ırkının merhametsiz zorbalar gibi tuttuğu işçilerini,kölelerini ve hatta güç yetirebildiği her bireyi angarya işlere koşturarak kaldırılması en ağır işleri bile hiç bir acıma veya merhamet göstermeksizin diretmiş olması mevzu bahistir ki;Evet!acizane şahsım Yenikapıda hamallık yapmakta iken ellibeş kilo olmama rağmen,bir kamyon dolusu tıkabasa istiflenilmiş halıflex toplarını,soluk almama dahi müsaade verilmeden,kanter içerisinde taşıdıktan sonra işverenin binbir hilebazlığa başvurarak hakkımı ödemeyişimin,Ad kavminin zorba sistemini aratmadığını keşfettim.Nihayet hak haktır!Hır gür lede bitse yinede alınmıştır!Daha sonra kaldırım üzerinde oturmuş iken işçi kahvehanesine gitme arzusu doğdu.Gördümki oradaki belengazlarda aynı duruma hep uğruyorlar.Bu,cebi şişmiş yahut koltuğuna haksız bir usulle kurulmuş başkanların,liderlerin,patronların korkması gereken bir vaziyettir.Zira adalet hep gelmiştir.Bu sınıf,Surei Şuaranın ayeti kerimesine bakıyorlar.Çünkü ebedi kalacaklarmış gibi bencil sanayiler edinip lafzı ile gösterildiği gibi bu çarklarını işletmek için zorlamalar,hileler ve cebrde bırakarak onları tutma mantığı ile ilerliyorlar.Böyle bir yapı ve anlayış içinde hiç bir fert zerre-i miskal kadar adalet bulamaz!
Dikkat edilirse ayeti celilede denilerek çekimlemesi ile hem zorbaların sayısının tek olmadığını çoğul sonek kullanarak göstermekte iken;zorbaların zorbalıklarını yaptıkları yöntemlerinde bir değil,birden fazla olduğuna işaret etmektedir ki;Hem eski Ad ın hemde Yeni Ad ın zorbalık yaptığı ve bunu gerçekleştirebildikleri pek çok metod vede usul mevcuttur.Ekonomik adaletsizlik vede dengesizliğin emsali olmayan katkısıyla oluşan sosyal sınıflar arasındaki uçurumların,işçi-işveren arasında hasıl ettiği uçurumdan cesaret alan sermaye sahibinin,Ad ırkını aratmayan paraya dayalı kibri ile işçiye karınca gözüyle yahut kapısında beslediği iti gözüyle bakarak yerleştirdiği aşağılık komplexinin gerçekleşmesi için verdiği çabaya;grup tekelciliğini gerçekleştiren ekonomik sistemin kodaman sermay sahiplerinin birbirleriyle anlaşmalı olarak idare ettikleri ve kararlarıyla genişlettikleri iş sahalarının belirli ellere ve kişilere hizmet etmesinin doğurduğu "sınırlı iş alanları",aşağılık komplexine kapılması ve "ben sadece basit bir işçiyim"fikrine ulaşması için donelenen bireylerin psikolojik cebrine ,maddesel cebriyeti de ekleyerek en güzel köle tipini oluşturabilmektedir.Bu,Hufu'nun inşaasında çalıştırılan onbinlerce insanın üzerinde de uygulanılmış olan ve hala da devam etmekte olan en etkili ama eski cebriyet metodlarının temel taşı niteliğinde olan sadece iki metoddur ki;ayetinde bahsedilen ve Ad ırkının bir sonraki versiyonunu oynayacak semud ırkının da dağları,kayaları yontmaları vede debdebeli mekanlar inşa ettirebilmek için işçilerine,kölelerine uyguladığı metod tur.
Dönüp Hud aleyhisselama bakar isek;bu insafzılık ve onursuzluk karşısında,uyguladıkları yöntemlerini ve sahip oldukları felsefeyi terk etmenin gerekliliğini Ad ırkına tavsiyelemektedir.Bu sebebten dolayıdır ki;Surei Şuaranın 127.ayetinde Hud aleyhisselamın,"daha çok para ve güç" diyerek şapkasını havaya atan bu işnsanlara karşı diyerek;onlara gösterdiği emniyetli ve sıhhatli yolun istikbalininde parlaklığını göstermesinin karşılığında hiç bir ücret talep etmemesi ve teklif edilebilecek her ücreti dahi peşin peşin reddettiğini bildirmesi gayet anlamlıdır.Çünkü bütün herşeyini para ve daha fazla güç sahibi olabilmek için hadsiz hesapsız hileler kurmak vede yeni alternatif dolambazlıkları keşfetmek için beynini zonklatıncaya kadar düşündürterek rant elde edebilmenin çabasında olan bir toplum vede sistem içerisinde:Bu insanların hayatının merkezi noktası yerine koydukları değerin değersizliğini göstermekte,asıl insanlığın zorlamalar,dayatmalar,sömürüler ve hilelerle olamayacağını ifade etmektedir.Bu yüzden dolayıdır ki günümüz dünyasının egemen güçleri ve zihniyetleri,bu özellikleri taşımayan,bunun yerine insanlardan hiç bir meblağ talebinde bulunmayan,tam tersine hem dünyevi hemde uhrevi zenginlik ile gerek somut gerekse soyutsal açıdan refahı vaadeden tek temsilci kaynak,öğreten rehber,İslama karşı cephe almışlardır,almaktadırlar.Selman Rüşdiyi besleyen,Edip Yükselleri kayırarak islamın kaynağı Kuranı Kerimi çarpıttırmak ve insanların Allah Azze ve Cellenin neler anlattığını anlamamaları için birbirinden farklı fitneler ile beyinleri bulandırmak gayesiyle giriştikleri yoğun çaba ve ince propogandanın ardında;hiç bir ücret istemeyen Kuranın ve ahkamının gelmesi takdirinde kendilerine güç sağlayan yöntemlerinin yıkılıp alaşağı olacağı endişesi ve korkusu yatmaktadır.Ne Ad,ne Semud ırklarıda şimdiki egemenlerin korktukları kaçınılmaz sondan asla kurtulmamışlardır. Şimdiki mevcut olan aynı ama yeni versiyon ile işleyen sisteminde kurtulabilmesi ütopiktir.Kuran-ı Kerim bu mesele içinde gayet ibretli mucizeler göstermektedir.Çünkü kendilerine bir takım sanayi kolları oluşturup ve bu sanayi kollarında insanları cebriyetin binbir değişik yolu ve sunduğu mecburiyeti ile tanışmış insan ırkının sanayi devriminede bakar ki;Surei Şuaranın 130.ayeti olan ifadesinde,zaman bildiren kelime olan yı makamı cifri ile alırsak; و altı, ا bir, ذ yediyüz, ا bir eder ki yekunu 708 eder. و bağlacı ile bir çağı diğer bir çağa bağlayan 1000. yılları işaret ediyor ki و ا ذ ا lafzı böylece 1708 yılına bakmaktadır.Hakikatende modern sanayinin ilk tutuluşu özellikle 1708 yılında tutuşu gerçekleştiren ve 1705 ile 1720 yılları arasında İngilterede Darby ailesinin kokkömürüyle döküm sanayisini tutmasıyla gerçeklik buldu.
kerem71 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

insan nedir?

Şu an bu konuyu KIBRIS FORUM içerisinde toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

KIBRIS Forumda şu an Sistem size insan nedir? konusunu gösteriyor.Bu konu forum içerisinde 395 kez görüntülenmiş. insan nedir? Bu konu hakkında google araması yapmak istiyorsanız insan nedir? tıklayınız
Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim





Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2022, Jelsoft Enterprises Ltd.
Kibris 1974 yabancı dizi izle
KIBRIS , Konu Dışı insan nedir?