Bu Siteden Her Türlü Alıntı Yapmak Serbesttir. Sitenin Tüm Hakları "KIBRIS TÜRK MİLLETİNE" Aittir. www.kibris1974.com'un Varlığı Türk Varlığına Armağan Olsun

Sitemizde Reklam Alanlarını Kullanabilmek İçin Mehmetçik Vâkıfına Veya Mücahitler Ve Şehit Aileleri Derneğine Yatırmış Olduğunuz Bağış Makbuzunu [email protected] Adresine İletmeniz Yeterlidir...

Geri git   KIBRIS1974 FORUM " Kibris TÜRK tarihi araştırmaları , Gündem haberleri, KIBRIS da kim kimdir ne nedir , kibris videolari resimleri dökümanları indir" > Genel Kültür > Konu Dışı
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Begendiğiniz köşe yazıları.
Cevaplar
298
Sonraki Konu
sonraki Konu
Begendiğiniz köşe yazıları. Konusunu Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
19888
Önceki Konu
önceki Konu

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 06-04-2014, 09:14 PM   #291
Profil
Yunus Gök (Embesil)*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jun 2011
Bulunduğu yer: Zile/Sivas/Türkiye
Mesajlar: 9,163
Konular:
Uye No:29599

Ettiği Teşekkür: 209
51 Mesajına 62 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
Yunus Gök (Embesil) is on a distinguished road
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

ATATÜRK’ÜN FABRİKALARI -2-
1923-1944 arasında kurulan fabrikaların öyküsü

Geçen ay haşladığımız; geri kalmış Osmanlı Devleti sanayisinin gelişmiş Batı ülkeleri ile ilişkisinin incelendiği ve Cumhuriyet dönemi ile başlayan dev sanayi atılımının anlatıldığı yazı dizimizi bu ay tamamlıyoruz.

Genç Cumhuriyetin 1923-1938 yılları arasında Türkiye’de kurduğu belli başlı askeri ve sivil fabrikalar şunlardır:

1. Ankara Fişek Fabrikası (1924)
2. Gölcük Tersanesi (1924)
3. Şakir Zümre Fabrikası (1925)
4. Eskişehir Hava Tamirhanesi (1925)
5. Alpullu Şeker Fabrikası (1926)
6. Uşak Şeker Fabrikası (1926)
7. Kayseri Uçak Fabrikası (1926)
8. Kırıkkale Mühimmat Fabrikası (1927)
9. Bünyan Dokuma Fabrikası (1927)
10. Eskişehir Kiremit Fabrikası (1927)
11. Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (1928)
12. Ankara Çimento Fabrikası (1928)
13. Ankara Havagazı Fabrikası (1929)
14. İstanbul Otomobil (Ford) Montaj Fabrikası (1929’da anlaşma onaylandı)
15. Kayaş Kapsül Fabrikası (1930)
16. Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Üretim Tesisleri (1930)
17. Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (1931)
18. Eskişehir Şeker Fabrikası (1934)
19. Turhal Şeker Fabrikaları (1934)
20. Konya Ereğlisi Bez Fabrikası (1934)
21. Bakırköy Bez fabrikası (1934)
22. Bursa Süt Fabrikası (1934)
23. İzmit Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası (1934 temel atma)
24. Zonguldak Antrasit Fabrikası (1934 temel atma)
25. Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası (1934)
26. Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1934)
27. İsparta Gülyağı Fabrikası (1934)
28. Ankara. Konya, Eskişehir ve Sivas Buğday Siloları (1934 meclis onayı)
29. Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası (1935)
30. Kayseri Bez Fabrikası (1934 temel atma)
31. Nazilli Basma Fabrikası (1935 temel atma)
32. Bursa Merinos Fabrikası (1935 temel atma)
33. Gemlik Suni İpek Fabrikası (1935 temel atma)
34. Keçiborlu-Kükürt Fabrikası (1935)
35. Ankara Çubuk Barajı (1936)
36. Zonguldak Taş kömürü fabrikası (1936)
37. Barut. Tüfek ve Top Fabrikaları (1936)
38. Nuri Demirağ Uçak Fabrikası (1936)
39. Malatya Sigara Fabrikası (1936)
40. Bitlis Sigara Fabrikası (1936)
41. Malatya Bez Fabrikası ( 1937 temel atma)
42. İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası (1934 temel atma)
43. Karabük Demir Çelik Fabrikası (1937 temel atma)
44. Divriği Demir Ocakları (1938)
45. İzmir’de klor fabrikası (1938 temel atma)
46. Sivas Çimento Fabrikası (1938 temel atma)

Image resized to : 62 % of its original size [ 800 x 441 ]


Bu fabrikaların büyük bir bölümü devlet işletmesidir. 1933-1939 arasında Türkiye’deki devlet işletmelerinin sayısı 36’dan 111’e çıkmıştır. Türkiye’de 1946’dan sonra ABD’nin liberal politikalarına ağırlık verilmesine karşın 1954’te hala Türkiye’nin sanayi kapasitesinin %32’si devlet sektörünün kontrolündedir.

Sümerbank, Atatürk’ün öldüğü 1938 yılında toplam sermayesi 46.474 milyon TL (1933’te bu rakam 9.2 milyondu) değerinde fabrikalara sahiptir. 13.643 milyon TL değerinde fabrika da yapım aşamasındadır.

Bütün bu fabrikalar ve diğer sanayi kuruluşları sayesinde Türkiye’de 1929-1938 arasında ağır sanayi üretimi % 152 artarken toplam sanayi üretimi % 80 artış göstermiştir. Artış kömürde % 100, kromda % 600, diğer madenlerde % 200 olurken, demir üretimi sıfırdan 180.000 tona çıkmış, şeker üretimi 200 misli artmıştır. 1926’da başlayan şeker üretimi 1927-1930 arasında 5.162 tondan 95.192 tona çıkmıştır.

Image resized to : 62 % of its original size [ 800 x 565 ]


Tekstil sanayi ülkenin tekstil ihtiyacının %80’ini karşılar duruma gelmiştir. Tekstil ürünleri ithalatı 1927’de 51.1 milyon Türk lirasından 1939’da 11.9 milyon Türk lirasına düşmüştür. 1924-1929 arasında pamuk ürünleri üretimi 70 tondan 3.773 tona, yün 400 tondan 763 tona, ipek 2 tondan 31 tona çıkmıştır.

Türkiye artık bakır ve bakır bileşikleri ithal etmekten kurtularak bu cevherleri ihraç etmeye başlamıştır. Kromda % 600 gibi olağanüstü bir artış sağlayan Türkiye dünyada krom üreticisi ve ihracatçısı ülkeler içinde Güney Rodezya’dan sonra ikinci sıraya yükselmiştir.

Fabrikalarını kuran, madenlerini işleyen, üreten, satan ve kazanan Türkiye, emperyalist büyük güçleri rahatsız etmeye başlamıştır.

Image resized to : 62 % of its original size [ 800 x 488 ]


Akl-ı Kemal’in şekillendirdiği Kemalist Ekonomi Modeli’nin en somut göstergesi hiç kuşkusuz çok kısa bir sürede kurulan bu fabrikalardır. Genç Cumhuriyet, silah ve cephane fabrikalarından, uçak ve motor fabrikalarına, demir çelik fabrikalarından şişe cam fabrikalarına, şeker fabrikalarından dokuma fabrikalarına, kükürt, klor fabrikalarından süt fabrikalarına kadar birçok farklı alanda onlarca büyük, yüzlerce orta ve binlerce küçük ölçekli sanayi tesisi ve fabrika kurmuştur. Öyle ki, daha Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın uygulanmaya konulmadığı 1923-1933 arasında ülke genelindeki irili ufaklı toplam fabrika sayısı 1087’ye ulaşmıştır.

Halkçı ve eşitlikçi Kemalist Ekonomi Modeli, ekonomik kalkınmayı ülke geneline yaymak istemiş, bu nedenle sanayi planlaması yaparken sadece Batı’daki büyük kentleri değil, Orta ve Doğu Anadolu’daki adeta kaderine terk edilmiş küçük kentleri de dikkate almıştır. Bu doğrultuda Ankara’dan İstanbul’a, İzmir’den İzmit’e, Konya’dan Zonguldak’a, Bursa’dan Malatya'ya, Isparta’dan Eskişehir’e, Bitlis’ten Kırıkkale’ye kadar Türkiye’nin birçok farklı bölgesinde ve birçok farklı il ve ilçesinde fabrikalar kurulmuştur.

Aslında Atatürk, Osmanlı Devleti döneminde adeta unutulmuş, neredeyse hiçbir yatının yapılmamış, kaderine terk edilmiş Doğu Anadolu’ya yatırım yapmak istemiştir. Örneğin 1937 Doğu gezisinde yanındaki Sabiha Gökçen’e gelecekte nasıl bir Doğu görmek istediğini anlatırken, “...Geçtiğimiz yerlerde fabrikaları görmek istiyorum...” demiştir.

Ancak bu yatırımlardan önce bölgedeki güvenlik sorunlarının önlenmesi, etnik ve dinsel kışkırtmalara dayalı isyanların bastırılması, sağlık ve eğitim sorunlarının belli oranda çözülmesi ve hepsinden önemlisi bölgede toprak reformu yapılması gerekmiştir. Genç Cumhuriyet 1923’ten itibaren öncelikle bu konularla uğraşmıştır. Ancak, Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın hazırlandığı 1930’lu yıllarda Doğu Anadolu’da etnik ve dinsel kökenli Kürtçü aşiret isyanlarının artması nedeniyle maalesef bölgeye büyük fabrikalar kurulamamıştır.

Kemalist Ekonomi Modeli’nin Halkçı niteliğinin en açık şekilde görülebildiği yerlerden biri devlet fabrikalarıdır. Atatürk’ün fabrikaları, sadece üretim yapılan birer sanayi kuruluşu değil, aynı zamanda eğitim, bilim, sanat ve spor yapılan birer kültür kurumu, birer üniversitedir, çünkü Atatürk’ün fabrikaları birer sosyal fabrikadır.

Atatürk’ün bütün bu fabrikalarına ne mi oldu? Neredeyse hepsi haraç mezat satıldı, satılıyor!

Not: Bu konunun ayrıntıları için bkz. Sinan Meydan, AKL-l KEMAL, “Atatürk’ün Akıllı Projeleri”, C3, İnkılap Kitabeyi, İstanbul, 2012.

Yunus Gök (Embesil) isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-04-2014, 05:24 AM   #292
Profil
Yunus Gök (Embesil)*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jun 2011
Bulunduğu yer: Zile/Sivas/Türkiye
Mesajlar: 9,163
Konular:
Uye No:29599

Ettiği Teşekkür: 209
51 Mesajına 62 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
Yunus Gök (Embesil) is on a distinguished road
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

Ergenekon

Tayyip Erdoğan “ben bu davanın savcısıyım” dedi.
*
Zekeriya Öz’ün altına kendi makam aracını verdi.
*
Hapse sokan savcıları terfi ettirdiler, beraat veren hâkimleri sürdüler.
*
Doğu Perinçek’i tutukladılar. Tuncay Özkan’ı tutukladılar. Tayyip Erdoğan’ı üç kuruş’a mahkûm eden avukat Kemal Kerinçsiz’i içeri tıktılar. 83 yaşındaki İlhan Selçuk’a örgüt lideri dediler. Ne zaman AKP kapatma davasıyla ilgili gelişme olsa, hemen Ergenekon’dan birilerini hapse attılar, gündemi değiştirdiler. Kuddusi Okkır’ın tedavisini engellediler, öldürdüler; Ergenekon’un kasası ilan etmişlerdi, cenaze aracının parasını bile haberi takip eden gazeteciler ödedi. Paşaları tutukladılar, Türkiye bağırsaklarını temizliyor dediler. 27 defa hacca gidip, zimmetine para geçirmekten suçlu bulunan hoca’larına af çıkardılar. Atatürk’ü dinsiz, sarhoş, kalpsiz, bencil, psikolojik bunalımda gösteren Mustafa belgeselini ayakta alkışladılar, gazetelerinde pohpohladılar. CIA ajanı Graham Fuller’in, AKP’ye övgüler düzüp, Kemalizm’i yerden yere vurduğu Yeni Türkiye Cumhuriyeti isimli kitabını, yere göğe sığdıramadılar, televizyonlarında ballandıra ballandıra reklamını yaptılar. Seçimde parmak boyasını kaldırdılar, mezarlardan seçmen fışkırttılar, yaşayanlar buhar oldu, ölüler seçmen oldu. Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun evini bastılar. Kimlerin evinin basılacağını, henüz evler basılmadan önce TRT’den yayınladılar. Tayyip Erdoğan, bunlar daha işin başı, daha neler gelecek dedi. Nereden biliyordu nelerin geleceğini? Sahte haham’ı TRT’ye çıkardılar, genelkurmay başkanlarına çeteci dedirttiler. Yandaş gazetelerin manşetlerinde idam sehpaları kurdular, haysiyet cellatlığı yaptılar, köşe yazılarında tutuklanacakların listelerini yayınladılar, Nazi Almanyası’ndaki gibi, adeta kapıları işaretlediler. En iyi hangi gazeteciler küfür ediyorsa, o gazetecileri makam uçağına aldılar. PKK itirafçılarına itibarlı adam muamelesi yaptılar, PKK kurşunuyla tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuş, övünç madalyalı albay Abdülkerim Kırca, canına kıydı. Sigaya çekilen Profesör Uçkun Geray, öldü. Gözaltına alınan Erhan Göksel, öldü. Mustafa Balbay’ı tutukladılar, 4 sene 9 ay yatırdılar. Profesör Haberal’ı tutukladılar, 4 sene 4 ay yatırdılar. Profesör Fatih Hilmioğlu, sağlıklıydı, içeri attılar, kanser edip, bıraktılar. Profesör Türkan Saylan’ın evini bastılar, fahişe bile dediler, rahmetli oldu, cenazesine çiçek bile göndermediler. Boş lav silahlarıyla Kardak kahramanlarını hapse tıktılar. Fethullah Gülen’i bitirme planını bizzat kendileri hazırladığı halde, sanki hiç haberleri yokmuş gibi, The Taraf’a manşet yaptırdılar. Yarbay Ali Tatar kafasına sıktı; intihar değildir, Ergenekon öldürmüştür dediler. Aşçı yakaladılar, suikastçı dediler. Bülent Arınç’a suikast yalanı icat ettiler, bu yalanı kozmik oda’nın kapısını kırmak için levye olarak kullandılar. Bülent Arınç, bu suikastı küçümseyenler ahmaktır dedi. Deniz Feneri kepazeliğini örttüler, sanıkları tanık yaptılar, savcıları sanık yaptılar. Bizim patrona, can sıkıcı yayınlar yapmasın diye bir milyar dolar giydirdiler. TSK cami bombalayacak dediler. Sahte cd’leri, bavul’ları alkışladılar, pırıl pırıl subayları hapse attılar, ordudan attılar. Dinciler ordudan atılırken şerh koydular, Atatürkçüler ordudan atılırken şerh merh koymadılar. Subayların eşlerine bile iftira attılar, albay Berk Erden’i öldürdüler. Öldüremediklerini casus ilan ettiler. Başsavcı İlhan Cihaner’i tutukladılar, Cinderella’yı Buggs Bunny’i bile gözaltına aldılar. Artık biz fişliyoruz dediler. Bize oy vermeyenlerin kanı bozuk dediler. Bizim gibi düşünmeyenler, iki cihanda lekeli dediler. 23 Nisan’da koltuğa oturtulan çocuğa, ister asarsın ister kesersin dediler. PKK’yla masaya oturduğumuzu iddia edenler, şerefsizdi... Baykal kasetle infaz edilirken, ağızları kulaklarındaydı. Hanefi Avcı’ya sahip çıkmadılar. Tayyip Erdoğan’ı görünce ayağa kalkmayan Engin Alan’ı Silivri’ye gönderdiler. Teğmen’e sehven yüklenmesine, Soner Yalçın’ın Nedim Şener’in Ahmet Şık’ın tutuklanmasına göz yumdular. Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüne bi kına yakmadıkları kaldı. Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri düştü, öldüğünden emin olana kadar, başka tarafta aradılar. Hizbullahçıları sokağa bıraktılar. İzmir belediye başkanına 400 sene istediler. Adana belediye başkanını MHP’ye geçince hapse tıktılar. Fenerbahçe’yi ele geçirmek için, Aziz Yıldırım’ı tutukladılar. Kendi siyasi çıkarları için, insanlarımızı Mavi Marmara’ya doldurup, ölüme gönderdiler. Kafa kesen, yürek söken şeriatçı teröristlere kucak açtılar, üs kurdular. Cumhuriyetin tek taş pırlantalarını sattılar, saman ithal ettiler. Bu memleketin derelerini savunan öğretmen Metin Lokumcu’yu biber gazıyla öldürdüler. Çağla bademler büyüsün de badem olsun diye, üniversite sınavına şifre koydular, biz tatmin olduk dediler. Şemdin Sakık’ı tanık yaptılar. İlker Başbuğ’u terörist diye müebbete mahkûm ettiler. Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları topluca istifa etti, bizim Necdetimiz var dediler, sucuk hediye ettiler. Uludere’yi bombaladılar. Madımak’ı zamanaşımına uğrattılar, milletimize hayırlı olsun dediler. Hazreti Muhammed’e nüfus kâğıdı çıkarıp, Tayyip’i peygamberimizin oğlu ilan ettiler. Başbakanımız bizim için ikinci peygamber gibidir dediler. Başbakanımız Allah’ın bütün vasıflarını kendisinde toplamış liderdir dediler. 19 Mayıs’ı yasakladılar. Atatürk ilkelerini ders kitaplarından çıkardılar. Atatürk anıtına çelenk koymak kabahat oldu, ceza yazdılar. Sonra, Atatürk suç oldu, posterine-çıkartmasına trafik cezası yazdılar. Nutuk suç delili oldu. Bayrak suç delili oldu. Atatürkçülere terörist holigan dediler. İki ayyaş dediler. Andımızı yasakladılar. Şehitlere bi kaç Mehmet dediler. Apo, Nevruz’da ulusa sesleniş konuşması yaptı. TC kaldırıldı. Türk yok dediler. Halka gavat dediler. İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’ı meslekten atmaya, hapse tıkmaya çalıştılar. Merdan Yanardağ’ı tutukladılar. Ethem’in suratına ateş ettiler. Ali İsmail’i sopalarla döve döve katlettiler. Polisi seri katil yaptılar, Abdullah’ı, Ahmet’i öldürdüler. Van münüts şovunda, çocukları nasıl öldürdüğünüzü biliyoruz, siz öldürmeyi iyi bilirsiniz diye bağırıyordu... Çocuk öldürdüler, Berkin’e kıydılar.
*
Derken... Ayakkabı kutusu bi yakalandı kardeşim. Paraları sıfırla bi duyuldu.
*
Savcı Tayyip Erdoğan, avukat oldu.
*
“Bunların hepsini Pensilvanya yaptı.
Benim hiç haberim yoktu.
Kendi kendimin beraatını talep ediyorum”
filan!


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25988866.asp
Yunus Gök (Embesil) isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-04-2014, 06:18 AM   #293
Profil
Yunus Gök (Embesil)*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jun 2011
Bulunduğu yer: Zile/Sivas/Türkiye
Mesajlar: 9,163
Konular:
Uye No:29599

Ettiği Teşekkür: 209
51 Mesajına 62 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
Yunus Gök (Embesil) is on a distinguished road
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

Hırsıza oy veren de hırsızdır

İki gün önce Arap gazetelerinde bir haber, fetva verilmiş cihat nikahı diye, bir Arap kızı da Allah’a daha yakın olmak için bu fetvayla Suriye’ye gidiyor ve 1000 Nusra militanıyla yatıyor ve Nusra lideriyle uzunca bir süre beraber oluyor ve Nusra lideriyle İsrail’e gittiklerini İsrail’den istihbaratı saldırı planlarını nasıl görüştüklerini anlatıyor.
Türkiye’de İslamcı yandaş yazarlar uzun süre Nusra’ya destek verdiler, şu anda hangi İslamcı gruplar hangileriyle beraber son bildirilerini, durumları nedir bilmiyorum, ancak kaç aydır cemaatin İsrail’le ilişkisini yazıyorlar, şimdi, Nusra’nın (El-Kaide’nin) İsraill’e ilişkisi açık seçik ortada.
MİT’in Hakan Fidan’ın da ağzından Nusra’ya lojistik destek verildiğini işittiğimize göre, durum şu, İsrail hem cemaati hem Tayyip’in şürekasını parmağında oynatıp Suriye’de müslümanı müslümana kırdırıyor.
Reklamcılığın iki büyük çağı var, ilk reklam çağında esas olan ‘ürün’ün kendisiydi, yani sattığınız mal neyse onu gösterir ona odaklanırdınız, diyelim traş bıçağının kendisine...
Reklamcılar şimdi çoktan ‘imaj’ çağına girdiklerini söylüyorlar ve ürünün ne olduğunu hiç önemli değil, onu nasıl gerçekte olmayan özellikleriyle büyüleyip çarpıcı şaşırtıcı ‘takdim edip’ tanıttıklarını anlatıyor.
İslamcı ideolojinin tek ve vazgeçilmez kutsal ürünü, İslam, Kur’an. Yani İslam’ın beş şartı.
Şimdi onlar da ‘imaj’ çağına girdi, Kur’an’ın, emirlerin, kardeşliğin, merhametin kendisini tamamen ortadan kaldırdılar.. İmaj çağı için, Osmanlı Barışı, Diktatörlere Karşı, Mazlumdan Yana gibi bir çok manşetle Suriye’de müslüman kardeşlerinin kafalarını kesmeye başladılar.
İşin arkasında El Kaide’nin insanlık dışı vahşeti var, bu vahşeti örgütleyen İsrail dostları var, bu yeni medya tanıtım çağında, bunların hepsini unutun...
Artık bir kutsal inançları bir imanları yok, ama görüyorsunuz, bütün bu dindışı ahlakdışı insanlıkdışı vahşetlerine rağmen korkunç bir ‘cesaretleri’ var..
Bu neyin cesareti?
Osmanlı’da bilimin sanatın birkaç kırıntısı kalmışsa onu da Selçuklu İmparatorluğu’na borçludur. Kösedağ Savaşı’nda Moğollar yanlarına hristiyan Ermeni ve Gürcüleri alıp Selçuklu’yu bitirirler ve İran ve Anadolu topraklarında asırlarca süren yokluk, fetret, açlık çöküş, cehalet dönemi başlar.
Birkaç yüzyıl sonra Fatih’in Uzun Hasan’ı (Otlukbeli) yenmesi Trabzon’u alması, Safaviler’e karşı bitmez iç karışıklıklar ve seferlere rağmen, tarihçilerin görüşü, Anadolu’da bu Kösedağ savaşının bir sonucu olarak Cumhuriyet’e kadar bir huzur bir düzen kurulamaz.
BU İMAJI KİM KAZANDIRDI
Yabancılarla işbirliği yapanlar bir bağımsız ülke kuramaz, bir bağımsız toprak parçasında hep birlikte yaşamak istiyorsanız, yabancı tahakküme hep birlikte karşı koyacaksınız.
Kösedağ savaşından sonra Anadolu defalarca Haçlısına, Rus’una İngilizine karşı yani yabancı tahakkümüne karşı koyup bağımsızlık rüştünü ispatlamıştır.
Şimdi sanki yeniden başa döndük sanki Anadolu bir Kösedağ savaşı süreci yaşıyor, yabancılarla işbirlikçiler Anadolu’yu yine ‘paramparça’ ve bitmek bilmez bir kara cehaletin içine sürükledi, bile..
Herşey ‘imaj’ mı demiştik, yabancı işbirlikçilerle güçlenip onlardan silah alıp kırkbine yakın insanımızı öldüren etnik milliyetçiler’in sitelerine bakıyorum, Che’yi kapak yapmışlar.
Ürünleri, kırkbin insan öldürmek, ama imajları ‘Che’. İslamcılar nasıl Allah’ı dini unutup İsrail’le Amerika’yla tezgah ilişkilerini bir imaj yaratarak halktan gizlemeye çalışıyorlarsa, onlar da etnik vahşetlerini sol tarihin kahraman isimleriyle gizlemeye çalışıyor.
Oysa bir kapak fotoğrafı arıyorlarsa, Sırp katil kasaplardan Miloseviç gibi biri, ürününüze daha uygun, üstelik o da kendini sosyalist görüyordu.
Ve bir seçim sonucu değerlendirmesi olarak, işbirlikçinin İslamcısı işbirlikçinin etnik milliyetçisi kolkola, bayram ediyorlar, ülkemiz, hiçliğin yokluğun ve cehaletin uçurumların girdabında...
An itibariyle milyonlarca İslamcı genç milyonlarca etnik milliyetçi genç, bu ‘imaj’ın büyüsüne kapılmış çoktan yeminli adanmış gözükara gözleri başka hiçbir şey görmez militanları olmuşlar bile..
Seçim sonuçlarına baktığımızda bu ‘imajın’ ne kadar büyük devasa işler gördüğü ortada, sorumuz şudur, bu katillere kasaplara hırsızlara, kendi halkına katliam yapanlara, müslüman öldürenlere, bu ‘imaj’ı kim kazandırdı?
MİLYONLARCA ÇOCUK KANDIRILDI
Hadi onlarca irili ufaklı İslamcı yandaş kanalı geçin, açın son on yılın NTV, CNN, Habertürk yayınlarına bakın, sunucularına, tartışma konularına, takdim ettikleri insanlara, işledikleri konulara, aralıksız onlarca yıl el birliğiyle çalışıp çabalayıp bu akılalmaz insanlıkdışı ‘imajı’ Türkiye halkına kabul ettirip, sandıkta da karşılığını yüzde yüz bir galibiyetle aldılar, hepsine aferin, Ciner’ini Şahenk’i havai fişeklerle kutlayalım..
Algı ve imaj üzerine birkaç laf daha söyleyelim..
Yetmez ama evet anayasa referandumunu düşünün, Hrant’ı öldürüp katilin arkasına Türk bayrağı asıp bir ‘imaj’ yarattılar, Ergenekon-Balyoz iftiraları, yerlerden silah fışkırıyor, gecekondularda silah depoları bulunuyor, hepsi yalan, hepsi iftira... Ancak bu iftira ve itham ve tezgahlar toplumda büyük bir ‘algı’ oluşturdu, ve hepsi bir akılalmaz ‘tezgah’ ‘kumpastı’
Milyonlarca tertemiz yeniyetme genç de bu algının sarhoşluğuyla gidip cemaatin cahil ve işbirlikçi ve ajan savcı hakimlerini iktidara taşıyan bu anayasaya hiç düşünmeksizin ‘evet’ mührünü bastı, yüzlerce gazete ve TV toplumun kan damarlarına bu yalanları uyuşturucu gibi şırınga edip uyutup karşılığını aldı..
Bu kandırılmış aldatılmış milyonlarca çocuk bugün o kadar üzgün, ki, neye uğradıklarını şaşırmış vaziyetteler. Muhteşem bir hayalkırıklığı yaşıyorlar, kendilerini suçluyor kendilerini haksızca yiyip bitiriyorlar, buna nasıl alet olduk diye..
Bir büyük ‘kumpas’a nasıl alet edilip kurban olarak kullanıldıklarını öğrenip şok’e oldular ve büyük bir pişmanlık içinde bugün kıvranıyorlar..
Bir imaj algı tezgahıyla o temiz çocukları, anayasada evet mührüne basmaları için, liberalleri TV’leri hep birlikte sinsice kullandı..
Şimdi o yetmez ama evet anayasasına oy verme gafletinde bulunmuş milyonlarca genç çocuk, sanki bu günahı kendileri işlemiş gibi, kendilerini aşağılıyorlar.
Hep birlikte gördük yaşadık o tertemiz çocukların bir ülke bir insanlık hevesleri iştahları coşkuları nasıl çarçur edildi nasıl gaddarca acımasızca kirletildi..
Sarıgül imaj algı çalışması da aynı şekilde, yeni yetme yüzbinlerce genç çocuğu havaya soktu, gaz verdi, heyecan verdi ve şimdi o çocuklar da mutsuz, iştahları kapalı ve kendilerini aldatılmış hissediyorlar..
Dikkat edin, toplumda hevesi kırılmış, hayalleriyle oynanmış, coşkuları sökülmüş, neşeleri alınmış milyonlarca genç’i, gerçekte şok’a sokup mahveden, işte bu liberallerin ve TV’lerin yalandan sahtekarca algı-imaj çalışmaları, insanların duygu düşünceleri vicdanları kalpleriyle ahlaksızca oynamaları..
Soralım, siyasi sosyal insanlık hevesleri ütopyaları paramparça olup dağılmış bu milyonlarca genç’i kim kurban etti, bu sahtekar dümen tezgah imaj çalışmalarının değirmenine kimler buğday taşıdı..
Ve şimdi hayatlarının ilk delikanlı çağlarında ilk siyasi deneyim safhasında hayallerini gaddarca kullanıp oynayan bu milyonlarca genç’i yeniden neşeye oyuna hayata kim nasıl kazanacak?
İlk gençlik yıllarında uyuşturucu çetelerine karışmış binlerce çocuk üzerine araştırma yapıldı..
Sonuç, bu çocuklar uyuşturucu işine girdi, uyuşturucu kullandı sattı diye bu çocuklar artık öldü bitti koptu hayattan düştü diye bir sonuç yok.
Bu çocukların yüzde seksen gibi büyük kısmı, yirmili yaşlara gelince, kendilerine hiçbir sosyal yardım rehabilitasyon çalışması uzanmadığı halde, kendi kendilerine bir soru soruyorlar, ben hayatın neresindeyim, bu adamlarla ne yapıyorum, hayatımın bundan sonrasına ne kararlar almalıyım..
Evet, kendilerine uzanan bir arkadaş eli sosyal yardım eli olmadığı halde, uyuşturucu çetelerinde hayata başlamış gençlerin yüzde sekseni, kendilerine bu ‘hayati’ ‘karar verici’ soruları soruyorlar, mutlu olun insan bu..
Hatta ileriki hayatlarında uyuşturucu çetesi gibi sert yapılar içinde bulunmuş olmanın kazandırdığı çok değerli deneyimlerin sahibi olmakla, iş ve yarış ortamlarında daha önde daha cevval oluyorlar..
Ülkemizde bu uyuşturucu algı imaj trafiğini yıllarca yöneten bu liberal ağbiler ve bu büyük TV’ler, bilsinler ki, bu gençlerin yüzde doksanı çoktan kendine sert sorular sordu, nerde ve kimler tarafından hangi cicili sloganlarla aldatıldıkların şahit oldular ve şimdi hepsi sizden iğreniyor..
Gençler kandırıldıkları o an kendilerine o soruları soracak gücü kendilerinde buldular, bir seçim sonucu olarak en çok buna sevinmeliyiz..
Ancak, istisnalar da var, mesela, onlarca liberalinden her biri, diyelim Mehmet Altan, otuz yıl ekranda ‘evrensel hukuk’ dedi, bu ülkede ‘evrensel hukuk’ lafını milyonlarca kez kullanan tek isimdir, ama Abant Toplantısı’nda ama Cemaat TV’lerinde bu evrensel hukuku gidip, çağdışı cemaate, Amerika’nın istihbarat oyuncağına güle oynaya kahkahalar eşliğinde sinsice teslim ettiler...
Yetmedi, ortaya çıkan hukuk devlet felaketine rağmen, kendine o gençler gibi, ben nerdeyim, ne yaptım, hayatının neresindeyim, diye bir soru sormadı, tam tersine, imaj ve algı çalışmasına kaldığı yerden devam ediyor, bugünlerde kendine yeni bir slogan bulmuş: Demokrat...
Hırsızların ve katillerin şampiyon ilan edildiği bu sandık sonuçlarından sonra hala bu uyuşturucu algı imaj trafiğini yürütenlere inanan gençler çıkar mı, bilmiyorum?
Ancak hala bu uyuşturucu çetesine kananlar olursa… Bu saf temiz kandırılmış tazecik gençleri, önceki kandırılmış tecrübeleriyle uyaracak milyonlarca genç var artık yanımızda.
Bu uyuşturucu imaj algı şarlatanlığına karşı duracak dalgasını geçecek hiç ciddiye almayacak, milyonlarca genç, şu on yılda çok şey gördüler, kendilerine çok hayati çok sağlam kararlı sorular sordular ve çok çabuk büyüdüler, çok erkenden büyük derin tecrübe sahibi oldular, bunu da bir seçim sonucu olarak ülkemizin kazanç hanesine mutlulukla yazıyoruz.
Nihat Genç

Odatv.com


http://www.odatv.com/n.php?n=hirsiza...dir-0604141200
Yunus Gök (Embesil) isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-04-2014, 06:18 AM   #294
Profil
Yunus Gök (Embesil)*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jun 2011
Bulunduğu yer: Zile/Sivas/Türkiye
Mesajlar: 9,163
Konular:
Uye No:29599

Ettiği Teşekkür: 209
51 Mesajına 62 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
Yunus Gök (Embesil) is on a distinguished road
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

Erdoğan'ın kaçak günleri

Başbakan Erdoğan, yerel seçim sonuçlarına itiraz eden muhalefeti “yenilgiye doymayan pehlivan”a benzetti. Erdoğan, 25 yıl önce Beyoğlu’nda neler yaşadığını anımsıyor mu? İçki masasına oturan, kumarhanecilerle sohbet eden Erdoğan, neden hapse girdiğini unuttu mu? Kendini hapisten bir birahaneci kurtarmadı mı?
Erdoğan kayıplara karıştığı geçmişini unutturabilir mi? Biz unutmadık. Bakın neler yaşadı neler…
Yerel se*çim so*nuç*la*rı*na iti*raz eden mu*ha*le*fe*ti Er*zu*rum*lu Tey*yo Peh*li*va*n‘*a ben*ze*ten Baş*ba*kan Er*do*ğan “ye*nil*me*ye doy*maz*mış, bun*la*rın du*ru*mu böy*le*” de*di. Tey*yo, peh*li*van*lı*ğıy*la de*ğil pa*lav*ra*cı*lı*ğıy*la meş*hur*dur ama şim*di Er*do*ğa*n’*ın gaf*la*rı*na gir*me*ye*lim…
Er*do*ğa*n’*a gö*re se*çim*le*re iti*raz et*mek “mil*li ira*de*ye ta*ham*mül*süz*lü*k”.
Pe*ki…
Ge*lin si*zi 25 yıl ön*ce*si*ne gö*tü*re*yim…
Yıl 1989…
Er*do*ğan, Re*fah Par*ti*si*’n*den Be*yoğ*lu Be*le*di*ye Baş*kan ada*yı ol*du. Hem de par*ti yö*ne*ti*mi*nin iti*raz*la*rı*na rağ*men. İs*tan*bul İl Baş*ka*nı ve Mer*kez Ka*rar Yö*ne*tim Ku*ru*lu Üye*si olan Er*do*ğa*n’*ın bir il*çe aday*lı*ğın*da ıs*rar et*me*si du*dak*la*rın bü*kül*me*si*ne ne*den ol*muş*tu.
Hat*ta ki*mi par*ti*li*ler, Er*do*ğa*n’*ın kos*ko*ca il baş*kan*lı*ğı*nı bı*ra*kıp Be*yoğ*lu*’n*dan aday ol*ma*sı*nı “rant ge*lir*le*ri*ne*” bağ*la*mış*tı!
Er*do*ğan ise “Ka*sım*pa*şa ço*cu*ğu*” ola*rak Be*yoğ*lu*’na hiz*met et*mek is*te*di*ği*ni söy*lü*yor*du.
So*nun*da il baş*ka*nı Er*do*ğan, Be*yoğ*lu*’n*dan aday ol*du!..
YAZININ DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN
Odatv.com


http://www.odatv.com/n.php?n=erdogan...eri-0604141200
Yunus Gök (Embesil) isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-04-2014, 07:25 AM   #295
Profil
Yunus Gök (Embesil)*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jun 2011
Bulunduğu yer: Zile/Sivas/Türkiye
Mesajlar: 9,163
Konular:
Uye No:29599

Ettiği Teşekkür: 209
51 Mesajına 62 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
Yunus Gök (Embesil) is on a distinguished road
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

28 Şubat ve milliyetçiler!

28 Şubat sürecinde, aslında tamamen milli olan Anadolu sermayesinin ‘Yeşil sermaye’ diye suçlanması ve İstanbul sermayesinin, sahtekârca laiklik kalkanına sığınmasına da tepki duyuyordu halk. O İstanbul sermayesi ki Yunanistan’ın Pontus rüyasına zemin oluşturacak Venizelos gemisinin Karadeniz turuna destek vermiş ve Boğazlar’ın uluslararası bir komisyon tarafından yönetilmesini önerebilmişti. O İstanbul sermayesi ki Güneydoğu için Bask modelini önerebilmişti. TÜSİAD, Kıbrıs’ta taviz vermiyor diye Denktaş’ı suçluyor, Kürtlere otonomiyi savunuyordu. Erdoğan, sonunda, dış çevrelerden aldığı destekle İstanbul sermayesi demek olan TÜSİAD’ı arkasına almayı başardı. Halk, bunlara önem vermiyor, ‘Hedefime ulaşmak için gerekirse papaz kıyafeti bile giyerim’ diyen Erdoğan’ın bu ülke için en iyisini yapacağına dair bir inanç geliştiriyordu. Halkın bir ümide ihtiyacı vardı, onu da Erdoğan’da buldu. İşte yüzde 34 oyun hikayesi kısaca buydu. Erdoğan, papaz kıyafetini çoktan giymiş, ancak muhafazakar kitle, bunun köprüyü geçene kadar yapılan bir iş olduğuna inandırılmıştı.” (7 Kasım 2002)


Evet daha ortada hiçbir darbe, muhtıra soruşturması yokken bizim ortaya koyduğumuz görüş buydu. Aslında 28 Şubat sürecinde de bu tutum içindeydik. Fakat basındaki koro o kadar yüksek ses çıkarıyordu ki sesimiz duyulmuyordu bile..
Peki milliyetçiler genel olarak ne yapıyordu o zamanlar? Onu da hatırlayalım:
“Türk Kurtuluş Savaşı, dünya tarihine ’Türk Milliyetçilerinin zaferi’ olarak geçti. Türk Milliyetçiliği, 1944 yılına kadar, devletin temel politikası olma özelliğini korudu. Daha sonra budanmaya başlanan milliyetçilik, dernek faaliyetlerine dönüştü. Demokrat Parti ve Adalet Partisi, yabancı sermaye ve teknoloji ile bütünleşmiş İstanbul sermayesinin ve onların Anadolu’daki temsilcilerinin teşkilatlandırdığı veya iskeletini oluşturduğu bir yapı içindeydi. Bu yapıdan, milli devlet yükselemezdi.

MHP, işte böyle bir yapı değişikliği içinde doğdu. MHP, söylem olarak Kuvayı Milliye veya Müdafai Hukuk’un devamı gibiydi, ancak taban olarak gençliğe, yani henüz ekonomik özgürlüğünü kazanmamış bir kitleye dayanıyordu. 12 Eylül’den sonra MHP ezilince, artık yetişkin olan gençlerin bir kısmı ANAP ve DYP teşkilatlarının kurucusu oldu. Yani bu gençler, Özal ile başlayan ekonomik yapıdaki hızlı değişimin aleti oldu. Ülkücüler, ekonomik bir alt yapıya dayanmadıkları için ancak düzenle bütünleştikleri oranda, kendi paçalarını kurtarabiliyor; tabii bu andan itibaren de etkisizleşiyor, pasifleşiyor ve ülkülerini kaybediyordu. Halbuki Ülkücüler Türk milletinin tek güven kaynağıdır ve halende bu konuda tektir.
Atatürk'ten sonra bu millete enbüyük iyiliği dokunan şahıs, ülkücü gençliğin yetişmesinde büyük emekleri geçen kişi büyük Türk milliyetçisi merhum Alparslan Türkeş'tir.
Fakat sonunda, diğer siyasi partilerin başlattığı yozlaşma, o kadar görünür hale geldi ki, Türk halkı, 1999 seçimlerinde artık yaşları 40’ı geçmiş olan ülkücü kadrolara bir şans vermek istedi. Bu şans iyi kullanılabilseydi, gerisi gelecekti.
Türk Milliyetçileri, küreselleştirme politikaları sonucu işsizleştirilen, fakirleştirilen, milli ve dini kimliğinden koparılarak kişiliksizleştirilmek istenen kitlelere dayanmak zorundaydı.
Refah hareketi, bu boşluğu iyi değerlendirdi ve onlara dayanarak gücünü yükseltti. Sonunda, Refah hareketinin içinden gelen AKP, Anadolu sermayesi ile birlikte İstanbul sermayesini de arkasına aldığı gibi hem köylü, hem işçi, hem de esnaf arasında kısa zamanda örgütlendi. Şimdi bu zeminin taleplerinin aksine, Türkiye’yi Türk devleti olmaktan çıkarmaya çalıştıkları gibi sadece etnik unsurlara dayanan bir siyaset geliştiriyorlar.
İşte bu ortamda, Türk Milliyetçileri, Türk halkına dayanarak, meslek gruplarına göre örgütlenerek, Anadolu sermayesini ve İstanbul sermayesinden Türklüğe ve Cumhuriyete ihanet edemeyecek olanları arkasına almalıdır. İcraat yapmak için illa da siyasi iktidarı ele geçirmek gerekmiyor.”
(22 Eylül 2003)


Peki sonuç ne oldu? Milliyetçilerin bir kısmı da AKP içinde eridi gitti. Geriye dönüp baktıklarında, milliyetçilerin kontrol altında tutulduklarını görmeleri gerekmiyor mu artık?

Arslan Bulut / YENİÇAĞ GAZETESİ
Yunus Gök (Embesil) isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-04-2014, 04:38 AM   #296
Profil
Yunus Gök (Embesil)*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jun 2011
Bulunduğu yer: Zile/Sivas/Türkiye
Mesajlar: 9,163
Konular:
Uye No:29599

Ettiği Teşekkür: 209
51 Mesajına 62 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
Yunus Gök (Embesil) is on a distinguished road
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

Özür Dileriz: Balkondan değil Mars’tan Bakıyormuşsunuz

6 Ocak tarihinde soL gazetesinde yayımlanan “Aydınlık’taki savrulma” başlıklı yazının içerdiği iddialara yanıt olan dünkü yazımız yeni tartışmaların önünü açtı.

10 Ocak 2014 Cuma 13:51

9 Ocak sabahı soL Portal’da Can Soyer’in “Güniz Sokaktaki balkon” yazısını okuduk. Aynı tarihte yine soL gazetesinde Sait Munzur imzalı karikatür de Aydınlıkçılara ve Silivri’deki diğer yurtseverlere ilişkin benzer ithamları sürdürmüş. Salih Memecan bayağılığını aratmayan bir kompozisyonla Tayyip Erdoğan’la yurtseverler arasında ittifak portesi çizmiş. Haşmetlilerimiz büyük burunlarından önlerini göremez vaziyette, ancak biz sabırla hakikati aramaya devam edelim. Yazıların linklerini ve karikatürü bu metnin sonunda bulabilirsiniz.

Karşılıklı savları sunmak zaman zaman sonu gelmez döngüler yaratır ki bu çoğu zaman gelişimin önünü açacak şekilde faydalıdır. Bu sefer tartışmaya yepyeni bir boyut katmıyoruz, daha doğrusu katamıyoruz. Soyer’in yazısından da Munzur’un çizgilerinden de anlaşılıyor ki dile getirdiklerimiz ya anlaşılmamış, ya görmezden gelinmiş ya da işe geldiği gibi yontulmuş. TKP çevresi kendisine hayali bir AKP müttefiki yaratıp onunla mücadele etmek adına yurtseverlere çamur attıkça kendini itibarsızlaştırmaya devam ediyor, edecek. Tabi biz bu arada egemenlerle göğüs göğse çarpışmaya devam edeceğiz.

Bunları ortaya koymakla yetinelim:

1- “Külyutmaz Okur’un, Aydınlık’ın son süreçte AKP karşıtı bir profil vermemek için çaba harcayıp harcamadığı sorusuna/yorumuna” cevap veremediğimiz dile getirilmiş. Söz konusu yazının baştan sona gerçekten okunduğu konusunda şüpheliyiz. Aydınlık’ın aynı sayısından Tayyip Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığı ve Ergenekon tertibindeki rolüne değinen haberden bahsetmiştik. Ülkenin dört bir yanında başını çektiğimiz “Hükümet İstifa” eylemlerinden dem vurmuştuk. İşine geldiğini görmek böyle bir şey olsa gerek, devrimcilere yakışmıyor. Soyer’in gözüne inen kibir perdesini tatmin edecek tek şey sanırım Aydınlıkçıların noter tasdikli bir belgeyle hala hükümet karşıtı olduğuna ilişkin açıklama yapması. Önderliği yıllardır kapatıldığı zindanlardan AKP iktidarına kafa tutmuş bir harekete yöneltilen bu itham devrimciliği tekeline aldığını sanan şımarık bir halet-i ruhiyenin yansıması, geçiyoruz.

2- Sosyalizmi tarih dışı ele aldıkları tezimize ilişkin şu sözler dile getirilmiş: “Sosyalizm, bizler tarafından tarih dışı olarak ele alınmadığı gibi, bizzat içerisinden geçmekte olduğumuz tarihsel dönemin tek ve en gerçekçi kurtuluş alternatifi olarak güçlendirilmektedir.” Söylediniz ve oldu, öyle mi? Toplumsal pratikte karşılığını gösteriniz. Yazdığımız, söylediğimiz her söz maddi dünyanın esiridir. Bir an için maddi dünyaya dönelim: Cumhuriyet tarihinin en büyük düzmece operasyonu Ulusal bir cephe inşa etmeye koyulanlara yapıldı. Çünkü sistemin önündeki hedef ve program Cumhuriyet’i yıkmaktı. 60 yıldır aşındırılan laiklik, kamuculuk ve bağımsızlık toptan imha sürecine dahil edilmişti. Egemen sınıflar nereden saldırıyorsa cephe oradan kurulur.

3- “Kapitalizmi ilga edecek bir sosyalist devrim tahayyülüne sahip olmayı bir eleştiri konusu yapmayı becerip, hatta sosyalizme değil dönüştürülmüş bir kapitalizme ihtiyacımız olduğunu” iddia ediyormuşuz. İhtiyaç kavramı, yine tahlili tarih dışına çıkararak ele alınıyor. Osmanlı’da mültezimlerin vergi zulmü altında ezilen Anadolu köylüsünün de ihtiyacı kuşkusuz eşitlik, özgürlük ve refahtı. Dilerseniz “sabit fikriniz”le zamanda geri dönüp 19. yy Osmanlı’sında sosyalizmi kurmayı deneyebilirsiniz. Ya da Nazi Almanyasında faşizme karşı konumlananların müşterek programını kenara itip “şimdi sosyalizmi kurma zamanı” diyebilirsiniz. Mühim olan içiniz rahat olsun, sosyalistliğinize halel gelmesin.

Ancak, küçük ve orta ölçekli meta üreticisinin – ara katmanların programıyla örtüşen ve aydınlanmacı küçük burjuva radikalizminin siyasal-kültürel talepleriyle birleşmiş ulusal cephenin emperyalist – gerici – neoliberal ittifakı kuşatan stratejisini “kapitalizm iyidir” düsturu olarak yorumlamak daha önce söylediğimiz gibi içeriğinden ayrıştırılmış bir sözcük olarak “sosyalizm”e bağlılığa işaret ediyor.

4- Soyer, Türk bayrağını ele almalarının TKP’nin nesnelliğe boyun eğmesi olarak yorumlanamayacağını söylüyor. Maalesef, değişen nesnelliğe göre atik bir konumlanma gerçekleştirmediniz. Halk o bayrağı çoktan eline almıştı. Cumhuriyet mitinglerinde, 2012 19 Mayıs’ında, Ulus’ta gazlı 29 Ekim’de Amerikancı gericiliğe isyan sembolü olarak Türk bayrağını açmıştı. En iyi ihtimalle zaten var olan bir nesnelliği geç fark ettiniz diyelim.

5- Cephe politikasının eleştirisi olarak İlker Başbuğ nezdinde TSK subayları, Cindoruk ve Demirel gibi isimlerden bahsedilmiş. Şunu anlamadan geçmemek gerek: AKP yalnızca Türkiye’nin sol-özgürlükçü birikimine, işçi sınıfının kazanımlarına ve hatta Atatürk cumhuriyetine saldırmıyor. 60’lardan gelen ithal-ikameci, üniter yapıcı siyaset geleneğini de tasfiye ediyor çünkü emperyalizm artık bunlarla çalışabilecek durumda değil. Hukuku tamamen yıkan, hırsızlık rejimini daha da alenileştiren bir AKP iktidarına ihtiyaç var. Hal böyle olunca egemen sınıfların iktidarını temsil eden dar elitin dışladığı kesimler emperyalizmin güdümünden özerkleşen, en azından sistem hukukunun uygulandığı, hırsızlık rejiminin kurumsallaşmadığı bir düzlem arıyorlar. Geçmişteki çatışmalara rağmen, sizin dileklerinizden bağımsız olarak, AKP-Cemaat hattının karşısında konumlanıp, maddi olarak varlık sergiliyorlar.
Olgulara bakmadan bu tip süreçleri anlamlandırmanın imkanı yoktur. Örneğin 70’lerde Apoculara karşı şehitler vermiş Aydınlık hareketi, 90 başlarında Kürt sorununun, Körfez harekatı öncesinde, ABD insiyatifine geçmemesi için soruna müdahil olmaktan ve PKK’yı uyarmaktan imtina etmemiş, onları Türkiye’nin birliğinden yana tavır almaya çağırmıştır.

Cephe size benzemeyenlerle müşterekler üzerinden ortak düşmana karşı kurulandır. Müştereklere sahip çıkan, ortak düşmana karşı savaşmak isteyen çekim merkezine gelir. Sadece size benzeyenlerle, aynı jargonu konuşanlarla, “çok şükür bugün de sosyalist kaldık” iç rahatlatmalarıyla-takıntılarıyla cephe kuramazsınız. Ya da kurmuşsunuzdur, adı cephedir. Başına da afili ve kocaman bir “SOL” yapıştırmışsınızdır. Çok esaslı devrimcilik.
Kendinizden eminseniz durduğunuz çizgiye kim geliyorsa AKP-Cemaat iktidarı hattının karşısına yığılmış bir güç olarak sevk ve idare etmek zorundasınız.

6- Soyer, “gerçeklikle-hayal arasında salınan bir vicdan mastürbasyonu” ifademi cinsiyetçi bir alay olarak görmüş. Anlayamadım. Mastürbasyon ataerkil düzende erkek dominasyonunu veya beceriksizliğini ifade eden bir kategori midir? Farklı sözcüklerle tekrar ifade edelim: Türkiye devriminin yoluna ilişkin strateji tartışmalarında mesele hakikati aramaktır. Kendimizi iyi hissetmemizi sağlayacak ön kabullere tutunmak aynı zamanda bizi bu hakikatten alıkoyuyorsa kaçınılmaz olan şey bir yandan gerçeği isteyen bir yandan tutamağından kopamayan nafile çabadır ve vicdanı sahte yollardan doyurmaya hizmet eder.

Uğur Aytaç
ulusalkanal.com.tr

Söz konusu Karikatür ve yazılar:



Sol Haber Portalında yer alan yazıyı okumak için tıklayınız:


Yazarımızın önceki yazısını okumak için tıklayınız:


Sol Haber Portalında yer alan yazıyı okumak için tıklayınız:


http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem...uz-h20783.html
Yunus Gök (Embesil) isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-04-2014, 01:31 AM   #297
Profil
Yunus Gök (Embesil)*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jun 2011
Bulunduğu yer: Zile/Sivas/Türkiye
Mesajlar: 9,163
Konular:
Uye No:29599

Ettiği Teşekkür: 209
51 Mesajına 62 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
Yunus Gök (Embesil) is on a distinguished road
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

Açtıkları yolda boğulacaklar

09 Nisan 2014, 01:17

Can Ataklı

İyi akşamlar sevgili izleyiciler; uzun seçim molasından sonra yeniden açılan Meclis’in ilk gününde ne yazık ki çok tatsız bir olay yaşadık. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yumruklu saldırıya uğraması neresinden bakarsanız bakın çok vahimdir, şiddetle kınanmalıdır.

Öncelikle saldırıyı yüzündeki bir şişlikle ve muhtemelen birkaç sürecek ağrılı bir dönemle atlatacak olan Kemal Kılıçdaroğlu’na geçmiş olsun dileklerimi iletmek isterim.

Saldırganın yakalanması, kimliğinin ve sabıkalarının ortaya çıkarılması bir yana, üzerinde çok durulması ve endişe edilmesi gereken bir olaydır bu.

Meclis’in kuralları

Birincisi Meclis’in güvenliği demek ki şiddetle tartışılmaya muhtaçtır. Özellikle grup toplantılarının yapıldığı Salı günleri Meclis’in yolgeçen hanına döndüğü anlaşılıyor. Bunda iktidar partisinin rolü çok büyük. AKP Grup toplantılarını uzunca bir süredir amigoların tribünleri yönettiği bir stat haline getiren AKP yönetiminin tavrı nedeniyle Salı günleri Meclis’e girip çıkanların niteliği sorgulanamaz hale gelmiş belli ki. AKP bu çığırı 2007 seçimlerinden sonra açtı.

Meclis’in bir özelliği vardır. Genel Kurul salonuna ziyaretçi olarak girenler hiçbir şekilde yüksek sesle konuşamaz, Meclis çalışmalarına sözlü müdahalede bulunamaz, beğenilerini alkışla, tezahüratla belirtemez, beğenmediklerini de protesto edemez. Meclis Genel Kurulu’nun yasayla belirlenmiş bu kuralları teamül olarak partilerin grup toplantılarında da uygulanırdı.

AKP teamülü bozdu

Bunu bozan AKP oldu. AKP Grup toplantı salonunun seyirci bölümünü dolduranlar 2007’den sonra önce Genel Başkanın konuşmalarını alkışlamaya başladı. Sonra bu alkışlar giderek tezahürata dönüştü. O sıralarda meclis başkanı olan Bülent Arınç AKP toplantılarında amigolar eşliğinde başlatılan bu gösterilere önce tepki göstermiş ve bu tür gösterilerin yerinin meclis olmadığını söyleyerek önlem alacağını açıklamıştı. Ancak muhtemelen her zamanki gibi Başbakan Erdoğan’dan azar işitti ve konuyu bir daha dilden dudağa getirmedi.

Sonuçta Salı günleri giderek sadece AKP’nin değil diğer partilerin de amigolarının grup salonlarını doldurduğu ve her salondan değişik tezahüratların yükseldiği bir gün haline geldi.

Meclis güvenliği laçka

Şimdi diyeceksiniz ki Kılıçdaroğlu’nun saldırıya uğraması ile bunun ilgisi ne? İlgisi var. Meclis sıkı güvenlik önlemleriyle korunur. Giren çıkan çok sıkı aramalardan geçirilir, kimlik tespitleri yapılır, gelen kişinin kimi ziyaret edeceği öğrenilir ve o kişiye de haber verilir.

Ancak Salı günleri grup salonları bir tür tribünü andırdığından, gelenlerin denetimleri normal günlere göre belli ki biraz daha gevşiyor. Çünkü gelenler herhangi bir milletvekilini ziyaret etmek için değil grup toplantılarını izlemek için ve genellikle gruplar halinde geliyor. Bu da Meclis güvenliği için bir zafiyet yaratmış oluyor.

Nitekim bugün Kılıçdaroğlu’na yumruk sallayan saldırgan ve yanındakiler de muhtemelen grup toplantısı izlemek üzere topluca geldiler ve güvenlik önlemlerine fazla takılmadan içeri girmeyi başardılar. İçeri girebildikten sonrası kolay. Meclis koridorunda bir parti genel başkanının saldırıya uğrayacağı pek tahmin edilmediğinden, liderleri korumakla görevli güvenlik görevlilerinin de çok tetikte olmamaları garipsenecek bir durum değil.

Saldırganın garipliği

Ama beklenmeyen oldu ve Kemal Kılıçdaroğlu yumruklu saldırıya uğradı. Tabii burada saldırganın kimliği de önemli. İlk gelen bilgilerde Kılıçdaroğlu’na saldıran kişinin bir CHP’li olduğu ve seçim sonuçlarından rahatsızlık duyarak sorumlu olarak gördüğü Genel başkana saldırdığı ileri sürülmüştü. Ancak gerçek kısa sürede ortaya çıktı. Saldırgan Erzurumlu ve Alperen üyesi. Alperenlerin BBP ile organik ilişkileri olduğu biliniyor. BBP bu seçimlerde AKP’den yana tavır koymuştu. Tıpkı muhalefet gibi onlar da “oyların bölünmemesi” gerektiğine inananlardandı.

Her olayda varlar

Alperenler sayıca çok olmamalarına rağmen kimi önemli olaylarda ortaya çıkıyorlar. Hırant Dink cinayetinde de Aleperenlerin parmağı vardı hatırlarsanız. Yine bazı hristiyan din adamlarına yönelik saldırılarda da Alperenlerin rolü biliniyor.

Peki bu olay neyin nesi? Yakalanan saldırgan Kılıçdaroğlu’na saldırıyı önceden planladığını ve fırsat kolladığını söylemiş. Amaç ne peki?
Bunu şu anda bilmiyoruz. Ancak yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi ülkede gerginlik yaratmak, güvensiz bir ortam oluşturmak böylelikle kamuoyunda bir korku ve dehşet saçmak amacıyla karışıklıklar çıkarmaya çalışıldığını düşünmek hiç de saçma değil herhalde.

Amaç halkı sokağa dökmek

Bakın sevgili izleyiciler, Başbakan bugünkü grup toplantısında da tekrarladı, CHP’nin seçim hilelerini bahane ederek halkı sokağa dökmek istediğini ileri sürdü. Sizlere dün de söyledim, ne CHP’nin ne de AKP muhaliflerinin sokağa dökülmek gibi bir niyetleri yok, hatta tam tersine bu tuzaklara düşmemek için de büyük özen gösteriyorlar. Halkı sokağa dökmeye çalışan bizzat AKP. Seçim akşamından bu yana öyle provokatif işler yapıyorlar ki, halkın sokağa nasıl dökülmediğine de şaşıyorlar sonra. Örneğin Ankara’da Melih Gökçek çok çabaladı halk sokağa dökülsün diye. Hatta seçim gecesi çıktığı bir ekranda CHP’lilerin sokaklara koştuğunu bile söylemekten çekinmedi, oysa böyle bir şey yoktu.

Gösterilerden nemalanıyorlar

Neden böyle? Çünkü AKP masum ve demokratik olsa bile sokaklardaki protesto gösterilerini önce şiddetle, vahşetle bastırdıktan sonra bunu kendi kitlesi üzerinde çok etkili bir propaganda aracı olarak kullanabiliyor, bunu başardılar açıkçası. Şimdi çok nemalandıkları bu hareketlerin sürekli olmasını istiyor, diliyor ve hatta tahrik ediyorlar ki, bir yandan mağduriyet edebiyatı yapsınlar bir yandan da sanki ülkeyi kendilerinden başka seven yokmuş gibi davranabilsinler. Ama olmuyor işte. Ülkenin aklı başında insanları AKP’nin kaba tahriklere kapılıp da sokaklara dökülmüyor.

Meclis’teki bu saldırının arkasındaki gerçek hemen ortaya çıkarılmalı ve eğer varsa önümüzdeki günlerde düzenlenmesi düşünülen tezgâhların önüne geçilmelidir. CHP’ye düşen görev budur.

Günün ikinci büyük olayı

Gelelim günün diğer önemli gelişmesine… Sevgili izleyiciler, bu sabah Türkiye’de yeni bir dönemin başladığının ilk sinyallerini alarak uyandık. Bu sabah önce Adana’da sonra Ankara’da bir dizi operasyon yapıldı. Operasyonun hedefinde bu kez polisler vardı. Öyle sanıyorum ki başbakan’ın “inlerine gireceğiz” diye söz ettiği cemaat operasyonu resmen başladı.

Aslında bu operasyonlar hiçbirimiz için şaşırtıcı değil. Hatta öyle ki bundan sonra olacakları tahmin etmek bile zor değil.

Önce bir köşede küçük bir operasyon başlatılır. Sonra bu operasyonlarda ele geçen bazı belgelerden hareketle iş büyütülür. Derken ortaya çok kapsamlı bir suç planı çıkarılır. Birkaç hafta sonra bir bakarız ki yüzlerce kişi tutuklanmış, dalga dalga sürdürülen yeni operasyonlarda adlarını bildiğimiz nice ünlü kişi hakkında davalar açılmış.

Bu operasyonlar sürerken ekranlarda “yasaldı, değildi, hukuka uyuldu, uyulmadı, tezgahtı gerçekti” türü tartışmalar yaşanır.

5 yıldır anlatıyorum

Sevgili izleyiciler, 5 yıl önceki Ergenekon operasyonları başladığından bu yana ekranlarda, gazete sayfalarında, halk toplantılarında, konferans ve panellerde iktidarın kendine muhalif ve tehdit-tehlike olarak gördüğü herkese karşı bir yıldırma-sindirme operasyonu başlattığını, düzmece belgelerle, oluşturulmuş dijital verilerle, gizli tanıklarla, sahte evrakla saldırdığını, insanların küçük düşürüldüğünü, itibarlarının yerle bir edildiğini, karalandığını anlatmaya çalışıyorum.

Bunları yapanların kim olduğunu biliyorduk. “Dokunan yanar” sözü bir tahmin değil gerçekti. O zamanlardan beri “Bu tür oyunları oynuyorsunuz ama hukuk ve demokrasi dışına çıkarak yürüttüğünüz bu operasyonlar yol olur, gün gelir aynısı size karşı da yapılır” diyordum.

Şimdi her şey gerçek

İşte şimdi başlarına geliyor. Zamanında bu ülkenin vatanseverlerine, aydınlarına, akademisyenlerine, gazetecilerine, yazarlarına, sanatçılarına, askerlerine yapılanlar şimdi yapanların başına geliyor.

Ama arada bir fark var. Daha önce yapılan her şey düzmeceydi, sahteydi, oyundu. Oysa şimdi her şey gerçek.
İktidar zamanında tehdit ve tehlike olarak gördüğü herkese, elinde tuttuğu maşa ile saldırırken, şimdi o maşa iktidara batmaya başladığı için, aynı akıbete uğruyor.

Şimdi göreceksiniz, ülkenin en kıymetli evlatlarına en kötü en pis en rezil operasyonları reva görenler, kendi açtıkları yolun akıntısına kapılarak bertaraf olacaklardır.

Bu kez hukuka uyulmalı

Burada tek umudum ve dileğim, bu sefer eskisi gibi sahteciliğe, ahlaksızlığa sapılmadan, hukuk ve yasalar neyi emrediyorsa o yolda gidilmesi ve Türkiye’nin geleceğini çalmaya kalkanlardan en ağır biçimde hesap sorulmasıdır, sorulabilmesidir.
Ve tabii en önemlisi, iktidar da, daha önce maşa kullanarak yaptıklarının hesabını vermelidir, verecektir. Bugün hala gücü elinde tutarak pis işlerini yaptırdığı kesimlerden kurtulmak için operasyon başlatan iktidar, bilmelidir ki, o pis işler kendi emriyle, kendi denetiminde yapılmıştır ve sorumluluğu çok ağırdır.

Asıl patrona da sıra gelecek


İktidar, hepimiz adına pis işleri yapanlardan hesap sorsun. Bize düşen ise sabırla beklemek, önce hiçbir ahlaki, vicdani kaygıya kapılmadan Türkiye’nin en kıymetli insanlarına hayatı zindan edenlerin tasfiyesini ibretle izlemek, ama ondan sonra bütün bunları yaptıran gerçek patrondan hesap sormaktır.

Sevgili izleyiciler, artık tüp macundan çıktı. Bugün iktidar kendi çıkarı için pis işlerini yaptırdığı kirli bir örgütten kurtulmak için bir tasfiye hareketi yapacaktır, ancak onlar da biliyor ki tarihin akışını değiştirmek, gerçekleri sonsuza kadar saklamak ve işlenen günahların sorumluluğundan kurtulmak mümkün değildir.

Gün gelecek, o kirli örgüt tasfiye edildikten, etkisiz hale getirildikten sonra Türkiye’ye yapılan bütün kötülüklerin asıl sorumluları da bu halka hesap verecektir.

Kimse son seçim sonuçlarına bakarak umutsuzluğa karamsarlığa kapılmasın. O hesabın sorulacağı günler hiç de uzak değildir. Bunu bilelim, bunun yarattığı ivme ile bekleyelim ve mutlu sona ulaşalım.

Bugün de süremizin sonuna geldik. Yarın aynı saatte yine birlikte olmak dileğiyle hoşça kalın.

CAN ATAKLI İLE GÜNÜN YORUMU. 8.4.2014.SALI.

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem...kale,2331.html
Yunus Gök (Embesil) isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25-04-2015, 10:21 PM   #298
Profil
GökTürk
Kurucu
 
GökTürk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Bulunduğu yer: C¤ KIBRIS
Mesajlar: 1,015
Konular:
Uye No:3

Ettiği Teşekkür: 14716
1758 Mesajına 6308 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
C¤ Türk Devletleri
Extra:
GökTürk is on a distinguished road
GökTürk - MSN üzeri Mesaj gönder GökTürk isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: Begendiğiniz köşe yazıları.

Talat'a da mı inanmadınız?

Mustafa Akıncı’nın ikinci tura kalması, “çözümcüler” ifadesine et kemik giydirdi ve Akıncı çözümcünün sözlük anlamı oldu sanki. Şimdiye kadar nerelerde olduklarını anlayamadığım bir kısım, Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nu çözümsüzlüğün, Akıncı’yı çözümün lideri olarak lanse edip, “korku, bölünmüşlük, düşmanlık, ırkçılık üzerine kuran zihniyete karşı barış, demokrasi, insan hakları ve Birleşik Federal Kıbrıs siyasetini savunan toplumun aydınlık yüzü” ifadeleriyle desteklerini ortaya koydu.

Oysa Akıncı dün çıkan bir politikacı değil. Bu ülke siyasetinin içinde olan, 1987-2001 yılları arasında Toplumcu Kurtuluş Partisi başkanlığı (TKP) yapmış biri. Uzun yıllar Amerika’da yaşadığı için lambadan çıkan cin muamelesi yapılması doğal, doğal olmasına ancak Kıbrıs sorununu çözeceğini düşünmek akıllara zarar.

Niye mi? Kıbrıs sorununun çözümü Kıbrıs Türkünün Cumhurbaşkanlarına değil, Rum kesimine ve büyük güçlere bağlı da ondan… Akıncı’nın bu sorunu şıp diye çözeceğini düşünmenin, bırakın rahmetli kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’a, İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a, bugünkü Cumhurbaşkanımız Derviş Eroğlu’na haksızlık olmasını, Rum kesiminin kırmızı çizgilerinden bihaber olmak anlamına geldiğini de bilmiyor bu kişiler. Hadi kendi partisi propaganda amaçlı çözümü kullansın, ki gayet doğal. Peki sanki de hazırda bekletirlermiş gibi bir anda sosyal medyaya logolu destek broşürleri süren CTP’ye ne demeli...

Uğradıkları hezimetten olsa gerek, partilerinin eski başkanı olan ikinci Cumhurbaşkanının Eylül 2008'den Ocak 2010'a kadar iki lider arasında 60 görüşme gerçekleştirdiğini, 1 Temmuz 2008 tarihinde, kurulacak yönetimin "tek egemenlik ve tek yurttaşlık" prensibine dayalı olması konusunda mutabakata vardıklarını, mutabakatların ortak açıklamayla deklare edilmesinin kararlaştırıldığını, Hristofyas’ın ortak açıklamadan kaçtığını unutmuş görünüyorlar.

Veya daha da kötüsü Mehmet Ali Talat’ın Kıbrıs sorununun çözümü yönünde gerekli adımları atmadığını düşünmeleri. Cumhurbaşkanlığı Seçimini ilk turda yüzde 55.6’lık bir oy oranı ile kazanan Talat’ın… Tüm bu minvaller ışığında CTP’nin, Akıncı’yı destelemesi bana göre partinin geleceği ve önümüzdeki seçimlerde alacağı oy için hayati, kritik bir eşik.

* * * * *

Talat Hristofyas görüşmelerinin ilkinde ben de ara bölgedeydim. Açıklamaları bugün gibi kulağımdadır. Yoldaşlar yılsonuna sorunu çözecek, kahveler içilecekti. Hatta Özcan Özcanhan ağabeyimiz “Kahveler nasıl olacak” diye sorduğunda “Kıbrıs kahvesi” cevabı geldi liderlerden. O denli eminlerdi yılsonuna kadar bu sorunun çözüleceğinden… Ne de olsa çözümü candan isteyen iki yoldaş vardı masada!

Heyhat; Aradan geçen zaman, “Rumlar uzlaşmaz” tezinin haklılığını bir kez daha teslim etti ve Talat’ı Denktaş çizgisine getirdi. Hatırlayalım; Hristofyas, Talat’ı “Ankara’nın elini öperek lider oldu ve Kıbrıslılıktan uzaklaştı… Talat önce Kıbrıslıydı, sonra Kıbrıslı Türk, şimdi de Türk oldu” sözleriyle eleştirmiş, Talat da, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden Hristofyas’ın sorumlu olduğunu söyleyerek, “şimdi de yavuz hırsız rolünü oynuyor. Halbuki çözümsüzlüğün sorumlusu odur. Annan Planı’na ‘evet’ deseydi Kıbrıs sorunu bitecekti.Bunun günahını kiliseye gitse de silemez… Hristofyas öncelikle kendisi Kıbrıslı olmayı bilsin ve Kıbrıs Rum tarafının çıkarlarının egemen olacağı bir çözüm peşinde koşmasın” demişti.

* * * * *

Mustafa Akıncı’nın Kıbrıs sorununu çözeceği vaadinde bulunması gayet doğal.
Her adayın-samimi,yapay- çeşitli vaatlerle yüreklerde yer bulma derdinde olduğunu bildiğimiz için en ütopik vaatler bile acayip gelmiyor gelmesine de, tuhaflık, yıllardır süren müzakerelerden sonuç alınamamasının suçunu bugüne kadar gelmiş geçmiş liderlere yüklemekte; Denktaş’ı, Talat’ı ve Eroğlu’nu çözümsüzlük yanlısı olarak göstermekte. İşte esas konu bu; Masaya oturmamak için ne kadar bahane varsa hepsini ortaya koyan Anastasiadis’le nasıl bir çözüm olabileceği çok açıkken, Don Kişot aramak, seçimi karikatürize etmekten başka bir şey değil.

Özetle; Çözüm isteyen lider” rolünün altının neden bu kadar güçlü bir biçimde çizildiğini tartışacak değiliz ancak bu sorunu çözecek olanların Kıbrıslı Türk liderler değil, büyük güçler ve Rum tarafı olduğunu ısrarla tartışabiliriz, hem de argümanlarıyla...


Yürdagül ATUN
__________________
Signatürü


+ YouTube Video
ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.
GökTürk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25-04-2015, 10:25 PM   #299
Profil
GökTürk
Kurucu
 
GökTürk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Bulunduğu yer: C¤ KIBRIS
Mesajlar: 1,015
Konular:
Uye No:3

Ettiği Teşekkür: 14716
1758 Mesajına 6308 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
C¤ Türk Devletleri
Extra:
GökTürk is on a distinguished road
GökTürk - MSN üzeri Mesaj gönder GökTürk isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart Bazı UBP'lileri Tarih Yazacak

Bazı UBP'lileri Tarih Yazacak

Seçimin ikinci turuna saatler kaldı.

Peşinen söyleyelim, kimsenin inancı, kararı hiçbir şekilde horlanamaz, halkın iradesine de kimse bir şey diyemez, sandıktan ne çıkarsa amenna.

Kendi adımıza bir başka gerçeğin daha altını çizelim: Siyasi konularda ahkam kesecek durumumuz yoktur ve onu işin ehline bırakıyoruz ancak altı çizilmesi gereken bir hususu da belirtmeden geçmeyelim; Oy, kişisel değil, toplumsal bir sorumluluktur. Kişiler, “bana şunu verirse, bana şunu yaparsa” veya “beni kızdırdıydı, bana şunu dediydi” diye değil, topluma katacaklarını ve kaybettireceklerini hesap ederek oy vermek zorunda, bazı UBP’lilerin yaptığı gibi değil.

UBP ile geçmişte TKP, bugün TDP olan partinin görüşleri arasında dünyalar kadar fark var. Hatta ortaya sağdan soldan bir iki parti bile girebilir, o denli uzaklar birbirinden. Ne var ki, kader ağlarını ördü ve UBP içinden Cumhurbaşkanına diş bileyerek, oylarını Kudret Özersay’a tevdi eden bu kişiler Akıncı ve Derviş Eroğlu arasında kalakaldı. Akıncı cephesinde de olayın farklı versiyonu yaşandı. Kıbrıslılığı ari bir ırk olarak tanımlayıp, Türkiye’den gelenleri paçavra yerine bile koymayan ve her fırsatta aşağılamaktan çekinmeyen nefret/ırkçı ekolün temsilcileri bir anda sus pus olmakta kalmadı, Türkiyelilerle canım cicim havalarına girdi ve “Gel, kuyumu kazsan da, dirliğimi, düzenimi bozacak olsan da gel... Yeter ki diğer aday ağzının payını alsın” düşüncesinin hakim olduğu bu seçim, Makyavelli’ye bile parmak ısırtacak kıvama geldi.

Nitekim hayra alamet değil bu... Hem de, hiç kimse için. Dün aynı fikir etrafında birleşip, görüşleri doğrultusunda siyaset yapanların bugün kişisel nedenlerle günahlarını bile vermeyecekleri, itikadi ayrılıkların kapanmasının mümkün olmadığı adaylara, kıymetli iradelerini altın tepside sunmaları kimsenin değirmenine su taşımayacağı gibi, kafaları duvarlara vurduracak.

Özellikle de kurultay döneminden kalan “hıncın” rövanşını almak isteyenlerin kafalarını...

Kişisel kinle, düşüncelerinden, hayat felsefelerinden, siyasi görüşlerinden çok uzak bir adaya destek vermelerinin vicdanlarda ve uslarda hiçbir karşılığı olmadığı gibi, tarihi bir hataya imza atmak olduğunu vurgulamak durumundayız. Kilit kavramının “intikam” olduğu bir seçimden çıkacak sonuç bir süreliğine yürekleri rahatlatabilir, peki gerçeklerle yüzleşince ne olacak? Bu ters motivasyonlarınızın sadece, öfkenizle sandığa gömeceğiniz adayda mı silinmeyen izler bırakabileceğini düşünüyorsunuz?

Başta söyledim; Kimse kimsenin özgür iradesine karışamaz, her vatandaş kendi düşüncesini temsil eden adayı destekleyer ancak birilerine ders vermek adına ideallerden, ideolojilerden, savunulan değerlerden, siyasi görüşten fersah fersah uzakta olan bir adayın ekmeğine yağ sürerse tarih bunları affetmez.
Ve atalar sözüdür; Öfkeyle kalkan zararla oturur.


Yürdagül ATUN
__________________
Signatürü


+ YouTube Video
ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.
GökTürk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Begendiğiniz köşe yazıları.

Şu an bu konuyu KIBRIS FORUM içerisinde toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

KIBRIS Forumda şu an Sistem size Begendiğiniz köşe yazıları. konusunu gösteriyor.Bu konu forum içerisinde 19888 kez görüntülenmiş. Begendiğiniz köşe yazıları. Bu konu hakkında google araması yapmak istiyorsanız Begendiğiniz köşe yazıları. tıklayınız
Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim





Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2022, Jelsoft Enterprises Ltd.
Kibris 1974 yabancı dizi izle
KIBRIS , Konu Dışı Begendiğiniz köşe yazıları.