Tekil Mesaj gösterimi
Alt 09-02-2011, 04:44 AM   #22
Profil
vuslati
Yeni Üye
 
vuslati - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 29
Konular:
Uye No:10672

Ettiği Teşekkür: 32
17 Mesajına 77 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Extra:
vuslati is on a distinguished road
Standart Cevap: Vuslatî'den Seçmeler

Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı(GÜLCE BULUŞMA

Yiğit Oğuz elinde Kam Gan oğlu ünüyle,
Ağırlardı beyleri her yıl şölen günüyle;
Her ziyafet bir şölen her şöleni bir düğün,
Hanlar Hanı Bayındır yerinden kalktı bir gün.
Şam dokuma otağı diktirdi yeryüzüne,
Alaca, han sayvanı yükseldi gökyüzüne.
İpekten halıları bin bir yere döşetti,
Üç ayrı renk otağı otağına eş etti.
Koyundan koçu seçip nice emir estirip,
Deveden buğra ile attan aygır kestirip:

‘Kimin oğlu kızı yok kara otağa kondurun,
Altına kara keçe önüne kara koyun yahnisi
Yerse yesin, yemezse kalksın gitsin.
Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa
Oğlu kızı olmayanı Allah Teâlâ karalamıştır,
Biz de görmeyiz bunu böyle bilsin,’ dedi.

Haberi alan beyler
Pusatlanıp atlandı,
Şölen yapılan yere
Birer birer toplandı.

Meğer Dirse Han derler vardı bir beyin oğlu,
Gelmemişti dünyaya ne kızı var ne oğlu.
Haberi aldığında tez varmayı yeğledi,
Söyledi bir görelim Han’ım neler söyledi:

‘Serin serin tan yelleri estiğinde
Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
Büyük cins atlar sahibini görüp kişnediğinde
Aklı karalı seçilen çağda
Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca
Bey yiğitlerle cilasunların birbirine koyulduğu çağda’

Sabahın er vaktinde ilk ışıkla Dirse Han,
Kalkıp geldi şölene kırk yiğidi oldu can.
Otağında altına kara keçe sürdüler,
Yesin diye önüne kara yahni verdiler.

Anlamadı Dirse Han
Dedi: ‘Bu kara ayıp,
Benim suçum ne ola’
Sordu beyleri sayıp.

Dediler: ‘Han’dan gelen böyledir buyruk bize,
Oğlun kızın yok imiş kara otağ hak size.’
Bu ayıbı duyunca olan neşesi söndü,
Kırk yiğitle doğruldu hemen evine döndü.
Bağırdı hatununa Han’ım neler söyledi:

‘Beri gel başımın bahtı evimin tahtı
Evden çıkıp yürüdüğünde selvi boylum
Topuğunda döklüm döklüm kara saçlım
Kurulu yaya benzer çatma kaşlım
İki badem sığmayan dar ağızlım
Kavunum yemişim düvleğim
Görüyor musun neler oldu.’

Dirse Han hatununa anlattı yaşananı,
Kara otağ çeker mi bu beyliği bu şanı.
Topaç gibi bir oğul o an düştü diline,
Aslanlaştı aniden bu da böyle biline.
‘Senden midir benden mi’ deyip yine söyledi:

‘Han kızı yerimden kalkayım mı
Yakan ile boğazından tutayım mı
Kaba ökçemin altına alayım mı
Kara çelik öz kılıcımı elime alayım mı
Öz gövdenden başını keseyim mi
Can nasıl tatlıymış sana bildireyim mi
Alca kanını yeryüzüne dökeyim mi
Han kızı sebebi nedir söyle bana
Korkunç gazap ederim şimdi sana’

Dirse Han’ın karısı
Han sözüne üzüldü,
Çekik kara gözünden
Damla yaşlar süzüldü.

‘Ne bendendir ne senden hanlar hanı Dirse Han,
Üstümüzde bulunan, ne gelirse Allah’tan.’
Diyerek devam etti. ‘Bana gazap eyleme,
İncitecek ey beyim kötü sözler söyleme.
Alaca çadırını kalk yeryüzüne diktir,
Şanınıza yakışan yapacağın beyliktir.
Deveden buğra koyundan koç attan aygır
Kestir, İç Oğuz Dış Oğuz beylerini çağır.
Nerde aç görsen doyur çıplak görsen giyindir,
Yapılacak dualar Allah bilir beyindir’

Hatununun sözüyle büyük ziyafet verdi,
Aldığı dualarla derken murada erdi.

Oğlancığı büyüdü
Olunca yaşı on beş,
Öyle bir delikanlı
Sanki aslanlara eş.

Meğer Bayındır Han’ın azgın boğası vardı,
Boynuz vursa bir taşa taşın dünyası dardı.
Güreştirir deveyle bir yaz bir de güz günü,
Eğlenirdi beylerle sanki Han’ın düğünü.
Altı kişi zincirle yine bir yaz gününde,
Çıkardılar boğayı kim durur ki önünde.

Koy verdiler boğayı
Düşünmeden o anda,
Dirse Han’ın oğluyla
Üç yoldaşı meydanda.

Kaçın dedilerse de beyin oğlu kaçmadı,
Üç arkadaşı gibi kanatlanıp uçmadı.
Boğa sürdü oğlana burnundan soluyarak,
Koşup geldi hemencik rüzgârı yalayarak.
Oğlan yumruğu ile tutup alnına vurdu,
Darbeyi alan boğa daha fazla kudurdu.
Tekrar hücuma geçip saldırınca yerinden,
Güçlü bir nefes aldı yenmesine, derinden.
Bu sefer yumruğunu tam alnına koyarak,
Sürdü meydan dışına kuvvetini yayarak.

Çekiştiler bir süre
Ama dövüş bitmedi,
Boğanın azgınlığı
Yiğitliğe yetmedi.

Oğlan çekip elini boşta koydu rakibi,
Düşmesine vesile yaptı başı takibi.
Davranıp bıçağına kesince boğazını,
Güreşi izleyen beyler yükseltti avazını.

Bütün oğuz beyleri
Meydana kaçıştılar,
Aferinler kuş oldu
Havada uçuştular.

Dediler; ‘Dedem Korkut bu yiğide ad versin,
Yanına kataraktan doğru babaya varsın,
Beylik isteyiversin hak etmiştir tahtını,
Mevla daim eylesin açsın artık bahtını.’
Çağrılıp Dedem Korkut varınca babasına,
Hele neler söyledi Han’ım neler söyledi:

‘Hey Dirse Han beylik ver bu oğlana
Taht ver erdemlidir
Boynu uzun yüğrük at ver bu oğlana
Binit olsun hünerlidir
Ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana
Şişlik olsun erdemlidir
Katarından kızıl deve ver bu oğlana
Yük taşıyıcı olsun hünerlidir
Altın başlı otağ ver bu oğlana
Gölge olsun erdemlidir
Omuzu kuşlu kaftan ver bu oğlana.
Giyer olsun hünerlidir.’

Dedem Korkut oğlana Boğaç adını koydu,
Beylik aldı taht aldı diyarda herkes duydu.
Kulda olmaz kötülük şaşıp yanılmayınca,
Dirse Han yiğitleri tahtta anılmayınca,
İzzeti hürmet için şöyle karar aldılar;
Şikâyet için Han’a yirmi namert saldılar:

‘Boğaç kırk yiğitle Oğuz üstüne yürüdü,
Ak sakala sövdü pürçekliyi sürüdü.
Akan sudan geçip Ala Dağ’dan haber aştı,
Derler hanlar hanı Han Bayındır’a ulaştı.
Han Bayındır çağırır Ve sana gazap eyler.’
Namertler Dirse Han’a pervasız yalan söyler

Sonra diğer namertler
Gelirler Dirse Han’a,
Oğlu kötülemeye
Başlar yeni yalana:

‘Göğsü güzel koca dağa ava çıktı sensiz,
Avdan dönülünce anasına vardı densiz.
Şarabın keskininden içip sohbet eyledi,
Senin oğlan kötüdür canına kast eyledi.’

‘Böyle evlat gerekmez gidip getirin onu,
Uçurayım boynunu kapansın burda konu’
Dedi amma Dirse Han yalanlara kanarak,
Tek oğulcuk tek evlat ak yüreği yanarak.

‘Oğlun dinlemez bizi
Dediler ava götür,
Av avlarken habersiz
Okla işini bitir.’

‘Serin serin tan yelleri estiğinde
Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
Yüğrük atlar sahibini görüp kişnediğinde
Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
Aklı karalı seçilen çağda
Kudretli Oğuzun gelinin kızının bezendiği çağda
Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca
Bey yiğitlerle cilasunların birbirine koyulduğu çağda’

Sabah gün doğumunda ava çıktı Dirse Han,
Yanında kırk yiğidi oğulcuğu tek bir can.
Oğlancığa dediler birkaç namert gelerek,
‘Sürüp gelsin geyiği bir bir tepeleyerek.’
Göreyim der babanız; Sevinip kıvanayım,
Bundan sonra oğluma bey diye güveneyim’
Haberi yok yalandan Boğaç bilmez oyunu,
Bir bir vurur geyiği sanki keser soyunu.

Kırk namert döner bu kez
Derler ki Dirse Han’a:
‘Vururken geyikleri
Kıyacak senin cana.’

Oğlancık ok atarken geride kalanlara.
Dirse Han da inandı alçakça yalanlara.
Kurt sinirinden yapılmış sert yayını çekti,
Oğlancığın iki kürek arasına çaktı.
Fokur fokur fışkırdı oğlanın alca kanı,
Düştü atından yere yürüdü alçağın şanı.
Yere düşen oğlanın benzi sararıp soldu,
Geri dönen Dirse Han yurduna gelir oldu.

Avdan dönüldüğü
Her tarafa duyuldu,
Dirse Han’ın hatunu
Ziyafete koyuldu.

Sonra alıp at tepti kırk ince belli kızı,
Görmeyince oğlunu düştü gönlüne sızı.
Bütün yüreği oynadı ay yüzü birden soldu,
Kara bağrı sarsıldı süzme göze kan doldu.
Çağırır Dirse Han’ı söyler Han’ım ne söyler:

‘Beri gel basımın bahtı evimin tahtı
Han babamın güveyisi
Kadın anamın sevgisi
Babamın anamın verdiği
Göz açıp da gördüğüm
Gönül verip sevdiğim
A Dirse Han
Kalktın oğlunla birlikte yerinden doğruldun
Yelesi kara soylu atına bindin
Göğsü güzel koca dağa ava çıktın
İki vardın bir geliyorsun yavrum hani
Karanlık gecede bulduğun oğul hani
Çıksın benim görür gözüm a Dirse Han yaman seğiriyor
Kesilsin oğlumun emdiği süt damarım yaman sızlıyor
Sarı yılan sokmadan akça temin kalkıp şişiyor
Yalnızca oğul görünmüyor bağrım yanıyor
Kuru kuru çaylara su saldım
Kara elbiseli dervişlere adaklar verdim
Aç görsem doyurdum çıplak görsem donattım
Tepe gibi et yığdım göl gibi kımız sağdırdım
Dilek diledim Tanrıya bir oğul zorla buldum
Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
Karşı yatan Ala Dağdan bir oğul uçurdunsa söyle bana
Taşkın akan koşan sudan bir oğul akıttınsa söyle bana
Aslan ile kaplana bir oğul yedirdinse söyle bana
Kara cübbeli azgın dinli kâfirlere bir oğul aldırdınsa söyle bana
Han babamın katına ben varayım
Ağır hazine bol asker alayım
Azgın dinli kâfire ben varayım
Paralanıp soylu atımdan inmeyince
Yenim ile alca kanımı silmeyince
Kol but olup yer üstüne düşmeyince
Yalnız oğul yollarından dönmeyeyim
Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
Kara başım kurban olsun bugün sana’

Bekli de Oğuz boyu böyle figan görmedi,
Seslenmedi Dirse Han cevap bile vermedi.
Beyinin suskunluğu yüreğine oldu dert,
Kaçırmadı fırsatı yine geldi kırk namert:

‘Oğlun sağdır esendir
Hâlâ geyik peşinde,
Dolanır göğsü güzel
Koca dağın döşünde.’

Ana yüreği dayanır mı kırk ince kızla,
Oğlunu aramaya atlanıp çıktı hızla.
Yazlı kışlı kar olan Kazılık dağa baktı,
Alçaktan yücelere hemen koşturup çıktı.
Yüksekten enginlere bir kartal gibi bakar,
Bir dere kenarında kuzgunlar iner kalkar.
Soy atını çevirdi süzüldü ona doğru,
Volkan gibi alevli yanıktır ana bağrı.

Oğlan düşüp kalınca
Orada hazır oldu,
Yarayı sıvazlayan
Boz atlı Hızır oldu.

‘Korkma’ dedi oğlana;
‘Ama yaran çok kötü,
Merhemi dağ çiçeği
Bir de ananın sütü.’

Oğlanın anacığı üstüne çıka geldi,
Gördüğü al kızıl kan yanık bağrını deldi.
Oğulcuğuna söyler Han’ım neler söyler:

‘Kara çekik gözlerini uyku bürümüş aç artık
On iki kemikçiğin param parça topla artık
Tanrının verdiği tatlı canın gitmekteyse tut artık
Öz gövdende canın var ise oğul söyle bana
Kara başım kurban olsun oğul sana
Akar senin suların Kazılık Dağı
Akar iken akmaz olsun
Biter senin otların Kazılık Dağı
Biter iken bitmez olsun
Koşar senin geyiklerin Kazılık Dağı
Koşar iken koşmaz olsun taşa dönsün
Ne bileyim oğul aslandan mı oldu
Yoksa kaplandan mı oldu ne bileyim oğul
Bu kazalar sana nereden geldi
O gövdende canın var ise oğul söyle bana
Kara başım kurban olsun oğul sana
Ağız dilden bir küçücük söz et bana’

Oğlan sesi alınca açtı hemen gözünü,
Gördü anacığının aya benzer yüzünü.
Söyledi anasına Han’ım neler söyledi:

Beri gel ak sütunu emdiğim kadınım ana
Ak pürçekli yüce bildiğim canım ana
Akarlı sularına kötü söyleme
Kazılık Dağı’nın günahı yoktur
Biterli otlarına. Kötü söyleme
Kazılık Dağının suçu yoktur
Koşan geyiklerine kötü söyleme
Kazlık Dağının günahı yoktur
Aslan ile kaplanına kötü söyleme
Kazılık Dağının suçu yoktur
İlenirsen babama ilen
Bu suç bu günah babamdandır

Oğlan anacığına; ‘Korkma bundan korkma’ der,
‘Sıvazladı boz atlı Hızır sen etme keder.
Yaram ölümcül değil dağ çiçeği ve bir de,
Senin akça sütündür derman olan bu derde.’
Dağ çiçeği topladı kırk ince kız can ile
Ana sıktı memeyi sütü geldi kan ile.
Karışık merhem yapıp yarasına çaldılar,
Yurtlarına dönerken oğlancığı aldılar.

Hekime teslim edip
Gizlendi Dirse Han’dan,
Baba geçer olsa da
Ana geçer mi candan.

‘At ayağı çabuk ozan dili çevik olur,’
Oğlanın yaraları kırk günde iyi olur.
Kılıç kuşanarak ata binmeye başladı,
Babasından habersiz av edip kuş kuşladı.
Bunu duyan kırk alçak doymadı hıyanete,
Tuttular Dirse Han’ı kan oturdu ak ete.
Boynunda sicim ile onlar atlı Han yayan,
Gittiler kâfir ele beylerden olmaz duyan.
Dirse Han’ın hatunu bu haber patlayınca,
Hemen vardı oğluna soy ata atlayınca.
Söyledi ki oğluna Han’ım neler söyledi:

‘Görüyor musun ay oğul neler oldu
Sarp kayalar oynamadı yer oyuldu
Yurtta düşman yok iken
Senin babanın üstüne düşman geldi,
O kırk namert babanın arkadaşları babanı tuttular,
Ak ellerini ardına bağladılar,
Kıl sicimi ak boynuna taktılar,
Kendileri atlıydı
Babanı ise yayan yürüttüler,
Alıp kanlı kâfir ellerine yöneldiler,
Hanım oğul kalkarak yerinden doğrul,
Kırk yiğidim beraberine al,
Babanı o kırk namertten kurtar.
Yürü oğul.
Baban sona kıydı ise
Sen babana kıyma,’

Boğaç anasını kırmayıp sözüne baktı,
Kara çelik öz kılıcını beline taktı.
Altın mızrağı ak kirişli yayı silkindi,
Soy atını tutarak hemen sıçrayıp bindi.

Kırk yiğidin kırkıyla
Her birisi fırtına,
Acele düştü hemen
Babasının ardına.

Namertler yol üstünde kayıtsız içerlerken,
Boğaç Han atını koşturup yetişti erken.
Dediler yiğidi alalım tutsak tutup ikisini bir,
Varıp teslim edelim sevinsin kara kâfir.
Dirse Han söyledi ki Han’ım neler söyledi

‘Kırk yoldaşım aman
Tanrının birliğine yoktur güman
Benim elimi çözün,
Kolca kopuzumu elime verin,
O yiğidi döndüreyim,
İster beni öldürün ister diriltin,
Bırakıverin’

Çözülünce elleri aldı kolca kopuzu,
Tanımadı oğlunu sandı yabancı kuzu.
Söyledi bir bakalım Han’ım neler söyledi:

‘Boynu uzun yüğrük atlar gider ise benim gider
Senin de içinde bineğin var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Ağıllardan on bin koyun gider ise benim gider
Senin de içinde şişliğin var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Katarlardan kızıl deve gider ise benim gider
Senin de içinde deven var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Altın başlı otağlar gider ise benim gider
Senin de içinde odan var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Ak yüzlü ela gözlü gelinler gider ise benim gider
Senin de içinde nişanlın var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Ak sakallı kocalar gider ise benim gider
Senin de içinde ak sakallı baban var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan kurtarayım dön geri
Benim için geldin ise hay yiğit oğulcuğumu öldürmüşüm
Bana yazık değil sana yazık dön geri’

Sonunda Dirse Han’ın
Depreşti eski derdi,
Sözünü bitirince
Oğlu karşılık verdi:

‘Boynu uzun yüğrük atlar gidiyorsa senin gider
Benim de içinde bineğim var
Bırakamam kırk alçağa
Katarlardan kızıl deve gidiyorsa senin gider
Benim de içinde devem var
Bırakamam kırk alçağa
Ağıllarda on bin koyun gidiyorsa senin gider
Benim de içinde etliğim var
Bırakamam kırk alçağa
Ak yüzlü ela gözlü gelin gidiyorsa senin gider
Benim de içinde nişanlım var
Bırakır mıyım kırk alçağa
Altın başlı otağlar gitmekteyse senin gider
Benim de içinde odam var
Bırakır mıyım kırk alçağa
Ak sakallı kocalar gitmekteyse senin gider
Benim de içinde bir aklı şaşmış bilmesini unutmuş kocamış babam var
Bırakır mıyım kırk alçağa’

Dedikten sonra hemen yiğitlere el etti,
At tepip baş düşürdü boz toprağı sel etti.
Babasını kurtarıp döndü yurduna geri,
Anladı ki Dirse Han bu yiğit kendi eri.
Hanlar Hanı Bayındır beylik verdi taht verdi,
Tanrı Oğuz eline önü açık baht verdi.
Dede Korkut geldi şu Oğuzname’yi koştu:

‘Onlar da bu dünyaya geldi geçti
Kervan gibi kondu göçtü
Onları da ecel aldı yer gizledi
Fani dünya yine kaldı
Gelimli gidimli dünya
Son ucun ölümlü dünya

Kara ölüm geldiğinde geçit versin.
Sağlıkla, akılla devletini Hak artırsın.
O öğdüğün yüce Tanrı dost olarak medet eriştirsin.

Dua edeyim Han’ım:
Yerli kara dağların yıkılmasın.
Gölgeli ulu ağacın kesilmesin.
Taşkın akan güzel suyun kurumasın.
Kanatlarının uçları kırılmasın.
Koşar iken ak boz atın tökezlenmesin.
Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin.
Dürtüşürken alaca mızrağın ufanmasın.
Ak pürçekli ananın yeri cennet olsun.
Ak sakallı babanın yeri cennet olsun.
Hakkın yandırdığı çırağın yana dursun.
Yüce Tanrı seni kötülere el açtırmasın Han’ım hey! …’

Osman Öcal
__________________
Signatürü

Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz

vuslati isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla