Bu Siteden Her Türlü Alıntı Yapmak Serbesttir. Sitenin Tüm Hakları "KIBRIS TÜRK MİLLETİNE" Aittir. www.kibris1974.com'un Varlığı Türk Varlığına Armağan Olsun

Sitemizde Reklam Alanlarını Kullanabilmek İçin Mehmetçik Vâkıfına Veya Mücahitler Ve Şehit Aileleri Derneğine Yatırmış Olduğunuz Bağış Makbuzunu kibris1974@hotmail.com Adresine İletmeniz Yeterlidir...

Geri git   KIBRIS1974 FORUM " Kibris TÜRK tarihi araştırmaları , Gündem haberleri, KIBRIS da kim kimdir ne nedir , kibris videolari resimleri dökümanları indir" > Türk Kültürleri > Türk-Turan Tarihi
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Altın Elbiseli Adam...TÜRK tarihine Işık Tutan 2 Satırlık Yazı
Cevaplar
14
Sonraki Konu
sonraki Konu
Altın Elbiseli Adam...TÜRK tarihine Işık Tutan 2 Satırlık Yazı Konusunu Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
5185
Önceki Konu
önceki Konu

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 18-08-2008, 11:42 PM   #1
Profil
BURLAHATUN*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: TÜRKİYE
Mesajlar: 5,116
Konular:
Uye No:1641

Ettiği Teşekkür: 7,763
3,187 Mesajına 6,196 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
SİYASET, ŞİİR, TARİH,
Extra:
BURLAHATUN is on a distinguished road
Standart Altın Elbiseli Adam...TÜRK tarihine Işık Tutan 2 Satırlık Yazı

Türk tarihine ışık tutan iki satırlık yazı

ALTIN ELBİSELİ ADAM

Bir Türk tiginine ait ve her şeyi saf altından olan elbisenin dünyada eşi yok...



Altın Elbiseli Adam ın Heykeli


ALTIN ELBİSELİ ADAM


1970 yılında, Kazakistan'da Alma-Ata'nın 50 km. kuzeyinde bulunan Esik kasabasında, garaj yapmak ve yol açmak için alçak bir tepenin düzeltilmesine karar verildi ve kazı başladı. O tarihe kadar o alçak tepenin bir höyük olduğunu kimse bilmiyordu. Çevrede eski kalıntılar da yoktu.

Kazı yapılırken kullanılan araç büyük bir kayaya çarptı, işçiler, kayayı parçalamak için üzerini örten toprakları kürekle açtılar ve bunun işlenmiş bir kaya olduğunu gördüler.

Durum, ilgili resmî makamlara bildirildi ve inceleme yapan arkeologlar tarihi bir eserle karşılaştıklarını gördüler. O tepe bir höyüktü, büyük bir mezarın üzerine yığılan kum tümsek idi.

Höyüğü açan arkeologlar muhteşem bir mezarla karşılaştılar. Bu, bir lâhid değil, Mısır piramidlerindeki firavun odasını andıran, her tarafı kapalı, süslü kayalarla yapılmış bir oda idi. Bu odayı itina ile açtılar ve asıl şaşkınlık o zaman oldu. Çünkü, bu ölü odasının içi pırıl pırıl altın eşya ile doluydu. Altın olmayan eşyalar da çoktu.




ALTIN ELBİSE


En göz alıcı ve harika nitelikteki eşya, altından yapılmış bir elbise idi. Çizmesinden başlığına, kemerinden kılıçlarına kadar her şeyi saf altın olan bir elbise.

Altın elbisenin başlığı ok ve tuğlarla süslü. Alın hizasında koç, geyik ve at kabartmaları var. Bu kabartmalara, kama kılıfında ve öteki eşyalarda da rastlanıyor. Belindeki kemerin solunda bir kılıç, sağında ise bir kama asılı. Ceketin altındaki düz pantolonun paçaları çizmenin içine giriyor. Ceket, yüzlerce üçgen altının birleştirilmesinden meydana gelmiş, çorabın çizme ile diz kemiği arasında kalan kısmında yine üçgen parçalar, çizmede ise dörtgen parçalar var.

Tarihçiler bu elbisenin bir tigine (prense) ait olduğunu söylüyor, fakat tiginin kimliğini henüz bilemiyorlar. Onun için yazılarda adı "Altın Elbiseli Adam" olarak geçiyor.


Kazakistan'da Alma-Ata'nın yakınındaki Esik höyüğünden çıkarılan ve M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış bir Türk tiginine ait altın elbise. Halen Alma-Ata müzesinde bulunan bu elbise ve diğer eşyalar, 25 asırlık geçmişten Türk tarihine ışık tutan belgelerdir. Saf altından yapılan böyle bir elbise dünyanın başka hiçbir yerinde yoktur.






SAKA TÜRKLERİNE AİT


Mezarda, 4.800 parça altından başka, tabakları, vazoları, kepçeleri, ayna ve tarak kılıflarını, gümüş kaşıkları inceleyen tarihçiler,bunların, M.Ö. 5. yüzyıla ait yüksek bir medeniyetin ürünleri veya belgeleri olduğunu oybirliği ile kabul ediyorlar. Yine bu tarihçilerin kanaatlerine göre, bu yüksek medeniyetin kurucuları, Çin baskısı ile Altaylardan kalkıp bugünkü Kazakistan bölgesine gelerek yerleşen ve 'Sakalar' olarak anılan bir Türk kavmidir.

Sakalar, M.Ö. 8. ve 4. yüzyıllar arasında, önce Tiyanşan'da, sonra da güneybatı Asya'da yaşayan Turanî kavimler topluluğuna verilen bir addır. Daha sonra bunlara İran kökenli Soğdlar da karışmıştır.

Sakalar, Fergana, Kaşgar, Aral Gölü, Hazar Denizi arasındaki alanda ve bugünkü Rusya'nın güneyinde kalan yerlerde hâkimiyet kurmuşlardı. Bunların inanışları, ölü gömme törenleri ve örfleri, Altaylılarınkinin aynı idi. Hunların ve Göktürklerin âdetlerine de uyuyordu.

Bir yandan İranlıların, öte yandan Çinlilerin sürekli baskılarına uğrayan Sakalar, M.Ö.4. yüzyılda devlet olarak ortadan kaldırıldılar. Bugün Yakut Türkleri kendilerine 'Saka' demektedirler...




EN DEĞERLİ BELGE:
Esik höyüğünden altın bir elbise ve yüzlerce değerli eşya çıktı. Bu eşyalar arasında tarih bakımından en değerli olanı, yarısı kararmış bir gümüş tabaktır. Bu tabağın üzerinde bulunan iki satır yazı, en eski Türk yazısı sayılıyor.

EN DEĞERLİ EŞYA


Altın Elbiseli Adam'ın bir Türk tigini olduğu anlaşılmaktadır. Mısır piramitlerinden sonra mezarından en çok altın çıkan, baştan başa, her şeyi ile saf altından elbisesi olan veya zamanımıza kalan yalnız odur.

Fakat, Altın Elbiseli Adam'ın mezarında bulunan en değerli şey ne bu altınlardır, ne de diğer eşyalar. Bu mezarda bulunan en değerli tarihi belge, yarısı kırık bir kabın üzerindeki 26 harflik iki satır yazıdır. Bu yazı, tarih ilmîne, özellikle Türk tarihi ve medeniyetine ışık tutan, yeni boyutlar kazandıran bir belgedir.

Bugüne kadar bilinen en eski Türk yazısı, Yenisey ve Orhun anıtlarındaki yazılardı ve bunlar zamanımızdan ondört asır geriye uzanıyordu. Oysa, Esik'teki mezarda bulunan bu yazı 25 asırlık bir belge idi.

Sovyet tarihçilerinin okuduğu 26 harflik yazının anlamı şudur:


"TİGİN 23'ÜNDE ÖLDÜ. ESİK HALKININ BAŞI SAĞ OLSUN."

KAZI DEVAM EDİYOR

Esik dolaylarında kazılar devam etmektedir. Daha büyük ve başka mezarlar da bulunmuştur. Fakat bunların soyulduğu, değerli eşyaların çalındığı, mezarların bomboş bırakıldığı görülmüştür. Bununla beraber taş lâhidler, yontmalar, çeşitli buluntular, aydınlatıcı belge niteliğindedir.

Esik höyüğünde bulunan altın elbise ve diğer eşyalar halen Alma-Ata müzesindedir.








ALINTI...MİLLİHAREKET SİTESİ
BURLAHATUN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
BURLAHATUN Kullanıcısına bu mesajı için 6 üye teşekkür etti:
Ay Katun (19-08-2008), bige-tug-tulken (19-08-2008), CANBULAT (11-05-2009), Mehmetcik (11-05-2009), PRENS PARS (19-08-2008), Türkkýzý (11-10-2008)
Alt 19-08-2008, 03:16 AM   #2
Profil
Bige-tuğ Tulken
Halkla İlişkiler
 
Bige-tuğ Tulken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jun 2008
Bulunduğu yer: Her yer benim vatanım..
Mesajlar: 890
Konular:
Uye No:914

Ettiği Teşekkür: 1,634
636 Mesajına 1,401 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Siyaset, Edebiyat, Müzik, Tiyatro vs.
Extra:
Bige-tuğ Tulken is on a distinguished road
Standart

Çok teşekkürler bu değerli bilgi için. Çoğu kişi altın elbiseli tigin hakkında yanlış şeyler biliyor, bu eksiklik de yanlış yorumlamalara neden oluyor.
__________________
Signatürü

Bige-tuğ Tulken isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bige-tuğ Tulken Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
BURLAHATUN (19-08-2008), Türkkýzý (11-10-2008)
Alt 19-08-2008, 03:53 AM   #3
Profil
Bige-tuğ Tulken
Halkla İlişkiler
 
Bige-tuğ Tulken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jun 2008
Bulunduğu yer: Her yer benim vatanım..
Mesajlar: 890
Konular:
Uye No:914

Ettiği Teşekkür: 1,634
636 Mesajına 1,401 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
Siyaset, Edebiyat, Müzik, Tiyatro vs.
Extra:
Bige-tuğ Tulken is on a distinguished road
Standart



Atsız Ata’ya göre: Ötüken'in eski sayılarından birinde, Sovyetler Birliğine dahil Türk Kazakistan Cumhuriyeti'nin başkenti Alma-Ata şehrine 50 kilometre uzaklıktaki Esik kasabası yanında bulunan bir mezardan ve bu mezardaki “Altın Elbiseli Adam”ın cesedinden bahsolunmuştu. Almanya'da bulunan Kazak Türkleri'nden Hasan Oraltay Beğ, Altın Elbiseli Adam hakkında Kazak basınındaki yeni bilgileri bize göndermek lûtfunda bulundu. Biz de bu mühim konu hakkında Türkiye Türkleri'ni aydınlatmak için o bilgileri aktarıyoruz:

Alma-Ata'da “Leninşil Cas” (= Leninci Genç) adında Kazak Türkçesi’yle günlük bir gazete çıkmaktadır. Bu gazetenin 24 Ocak 1973 tarihli sayısında oralı Türkler'den Irım Kenenbayoğlu'nun “25 Gasır Burin Cazılgan Hat” (= 25 Asır Önce Yazılmış Mektup) başlıklı bir makalesi yayınlanmıştır. Makalede "Altın
Elbiseli Adam" hakkında bilgi verilmekte, 400 den fazla altın eşya bulunduğu anlatılmakta, bunun nerde ve ne zaman keşf olunduğu hakkında evvelce verilen izahat tekrarlanmaktadır. Kenenbayoğlu bu mezarın, bu asrın basında İngiliz arkeologları tarafından bulunan Mısır firavunlarından Tutankhamon'un mezarıyla mukayesesinin mümkün olduğunu söyledikten sonra, mezardan çıkarılan eşyanın ehemmiyetine temas etmektedir.

Kenenbayoğlu'nun bildirdiğine göre Altın Elbiseli Adam'ın mezarında bulunan yazı Moskova ve Leningrad üniversitelerine yollanmış, fakat onlar okuyamadıklarını bildirerek geri göndermişlerdir.

Sonra bununla Kazak ilim Akademisi bilginleri, bilhassa Prof. Gayneddin Alioğlu Musabay ilgilenmiştir. Musabay yalnız Kazakistan çapında değil, bütün Sovyetler Birliği çapında eski Türk yazıtları bilgini
olarak tanınmış ve pek çok eser vermiştir.

Gayneddin Alioğlu Musabay bu yazıyı okumayı başarmış. Kazak ilim Akademisi Dil Enstitüsü'nün son
dil haftasında açıklamalar yapmıştır. Musabay, Yenisey-Orkun Yazıtları ile Esik Yazıtı arasında 1000 yıldan fazla zaman farkı olduğunu bildirmiştir. Kazak bilgini burada şaşırtıcı bir fikir ileri sürmüş, her işaretin bir harfi değil, bir heceyi gösterdiğini söyleyerek yazıtın söyle okunması gerektiğini bildirmiştir:

Taza as tuvın agannın

Eldi ege. Atın, eskerin

Sagan ar eperedi.

Casına cete

Bakıtındı aşasın.

Sav bol.

Gayneddin Alioğlu Musabay'ın fikrine göre milattan önceki 7-5. Yüzyıllarda Saka-Usun gibi eski Türk
kavimlerinin ülkesinde yazı olduğunu bu gümüş kasıktaki satırlar ispat etmektedir. Bu da Orkun yazısının bu Saka - Usun ülkesindeki yazının bir devamı ve tekamülü olduğunu gösterir. Demek ki eski Türk alfabesi önce ideogramla başlamış, sonra hece yazısına dönmüştür. Elimizdeki bu kaşık yazısı da hece yazısının son çağına aittir. Bundan sonra hece yazısı harf - ses yazısına dönmüş, bundan da bildiğimiz Yenisey - Orkun yazıtları doğmuştur.

Gazetedeki makalede yazılı gümüş kaşığın mezara ne için gömüldüğü hakkında açıklamalar vardır. Safi gümüşten yapılan kaşığın sapı yoktur. Bu mezar daha önce açılmadığına göre sap çalınmış olamaz. Mezardan anlaşıldığına göre de buraya kırık dökük eşyanın konulması da âdet değildir. Mezardaki cesedin ya çok zengin birisine veya bir subaya ait olduğu anlaşılıyor. Bu durumda sapsız kaşığın, mezarda bulunan yiğit doğduğu zaman ona bir akrabası tarafından verilmiş hediye olması düşünülebilir.

Leninşil Cas gazetesindeki makalede böyle bir hazinenin Sovyetler Birliği sınırları içinde bugüne kadar
bulunmadığı, hatta dünyada bile bunun eşinin ancak Mısır'daki firavun mezarı olduğu belirtilmiştir.

Amerika'da çalışan bir Türkistanlı'nın bildirdiğine göre Amerika hükümeti, Musabay'ı davet etmiş, çok
büyük bir para teklif ederek üç ay Amerikan üniversitelerinde ders vermesini istemişse de Ruslar izin
vermemiştir.

Yukardaki kaşık yazısının Türkiye Türkçesi’ne çevirisi şöyledir:

Temiz çek tuğunu ağabeyinin

Sağlam sahip (ol). Atın, askerin

Sana şan verir.

Yasma yeterek (= büyüterek)

Bahtını aşasın.

Sağ ol.

Bu okuyuşta Kazak ırkdaşımıza katılmadığımız noktalar var. Bunların biri metinde “asker” ve “baht”
anlamında “esker” ve “bakıt” kelimelerinin geçişidir. “Asker” Yunanca’dan Arapça’ya, oradan da bize geçmis bir kelime olup milattan önceki 5. Asırda Türkler arasında kullanılmış olması asla düşünülemez. Farsça bir kelime olan “baht”ın, “bakıt” şeklinde de olsa o zamanki Türkçe’de kullanılması mümkün değildir. Bundan başka eski Türkçedeki “tuğ” ve “sağ” kelimelerinin ki, bunlar ancak 16. Asırda bazı Türk ağızlarında ve bu arada Kazakça’da “tuv” ve “sav” şeklini almıştır, milattan önceki asırlarda da “tuv” ve “sav” diye kullanılması kabul olunamaz. “V” harfi Türkçe’de sonradan teşekkül etmiştir.

Bununla beraber Musabay'ın bir çığır açtığı muhakkaktır. Kutlanmaya değer. Ancak metnin yeni ve
daha doğru bir okunuşa ihtiyacı bulunduğu da inkâr olunamaz. (Ötüken, Temmuz 1973)
Kafesoğlu Hoca’ya göre: Isık Göl civarında 1970’te açılan Esik Kurganı (Altun elbiseli adam’ın mezarı)’nda ele geçen bir gümüş çanak içindeki Orhun alfabesi ile yazılı iki satırlık kitabe M.Ö. 5-4. yüzyıllar olarak tarihlenmektedir. (Türk Millî Kültürü, 3. Baskı, Sh: 323, Istanbul, 1984)

Yağmur Atsız’a göre: “Altın Elbiseli Adam”ın Mezarı'nda bulunan ve henüz çözülemeyen metne gelince o konuda pek bilgim yok. Fakat Prof. Tekin'in zikretdiği üzere orada okunabilen 18 harf de az sayılmaz. Uygur Alfabesi'nin tümü 14 harfden ibaretdi. “Orkun Alfabesi” 36 harfli olduğuna göre yarısı! Ayrıca Milad'dan 400 yıl önce konuşulan “Ön – Türkçe”nin günümüz Türkçesi'ne benzemeyeceği apaşikardır. “Altun” yahut “Almas” gibi bazı kelimeler dışında günümüz Yakutçası'nı bile anlayamıyoruz. Muhakkak olan, “Orkun Alfabesi”nin sadece Türk kavimleri tarafından kullanıldığı... (Milliyet 03.05.2000)(Türk alfabesi 38 harftir. Yakutça diye bir dil yoktur, Saka “Sakha” Türkçesi vardır. Tonyukuk)

Beşir Ayvazoğlu’na göre: Issık gölü civarında, 1969 yılında keşfedilen bir kurganda elbiseleri ve zırhı altın kaplamalı bir ceset bulundu ve “Altın Elbiseli Adam” adı verildi. Bir süre sonra yapılan radyokarbon çözümlemesi sonunda, M.Ö. V veya VI. yüzyılda yaşamış bir gence ait olduğu belirlenen cesedin yanındaki eşyalardan birinde Göktürk alfabesine benzer bir alfabeyle yazılmış kısa bir metin vardı. Henüz tam çözülemeyen bu metin çok önemliydi; çünkü Yenisey ve Orhun kitabelerindeki yazının zannedilenden çok daha eski olduğunu ve sadece Göktürkler tarafından değil, birçok Türk boyu tarafından kullanıldığını gösteriyordu. (Zaman, Pazar Eki, 08.10.2000)

Kazakeli’nden Prof. Dr. Köbey Hüseyinov’a göre: Türkiye’de altın elbiseli adam denilen 1971’de Alma Ata’nın yirmi kilometre güneyinde, Issık denilen kasabada bulunan baştan ayağa altın pullarla kaplanmış bir eski Saka şehzadesinin heykeli var, yanında bir tas yani gümüşten kase, bulunmuştur. Onun dibinde 24-26 harflik metin gerçekten Orhun harfleriyle mi yazılmış, eski Türk metni midir, başka dillerde mi yazılmış bu mesele çözülmüş değil, alimler birbirinden farklı okuyoruz şimdilik. Tabii küçük bir metin olduğu için okumak kolay değil. M.Ö. 4.-5. yüzyıllarda rastlıyor bu metin. (Kazakistan ve Türkoloji Çalışmaları, İzmir, 15.10.2000) (Esik “Issık” Alma-Ata’nın kuş uçuşu ile yaklaşık 55 km., karayolu ile yaklaşık 70 km. doğusundadır. Tonyukuk.)

[Linkler Sadece Kayitli Üyelerimize Görünmektedir. Üye Olmak Için Tiklayin] kavşıtına göre: Altın Elbiseli Adam'ın bir Türk tigini olduğu anlaşılmaktadır. Mısır piramitlerinden sonra mezarından en çok altın çıkan, baştan başa, her şeyi ile saf altından elbisesi olan veya zamanımıza kalan yalnız odur.
Fakat, Altın Elbiseli Adam'ın mezarında bulunan en değerli şey ne bu altınlardır, ne de diğer eşyalar. Bu mezarda bulunan en değerli tarihi belge, yarısı kırık bir kabın üzerindeki 26 harflik iki satır yazıdır. Bu yazı, tarih ilmîne, özellikle Türk tarihi ve medeniyetine ışık tutan, yeni boyutlar kazandıran bir belgedir.

Bugüne kadar bilinen en eski Türk yazısı, Yenisey ve Orhun anıtlarındaki yazılardı ve bunlar zamanımızdan ondört asır geriye uzanıyordu. Oysa, Esik'deki mezarda bulunan bu yazı 25 asırlık bir belge idi.
Sovyet tarihçilerinin okuduğu 26 harflik yazının anlamı şudur:
”TİGİN 23'ÜNDE ÖLDÜ. ESİK HALKININ BAŞI SAĞ OLSUN.” (Yazarı ve târîhi belirsiz)

Kazım Mirşan’a göre: Issık Köl’e dökülen bir ırmak kenarındaki mezarda bulunmuş olan altın elbise. Elbisenin başlığı “kuyruklu yıldız” başlıklarını ve bu başlıkdaki üç ok ÜÇ ON KELMİŞ gibi kavramları hatırlatıyor. Mezarda bulunmuş olan bir çanak üzerine yazılmış olan yazıda ise şöyle deniyor:

(El yazısı ile tekrâren Almatı’nın 50 km. kadar uzaklığında bulunmuş olan ve altın Elbiseli Adam” ismi ile şöhret salmış olan bir kralın mezarındaki kadehte şu yazıyı okumaktayız:

ÖGÜN AN ONUYA ÖCÜ OK, UB-OZ UÇ ESİTİS OZ-ÖTÜ ONUY OY EKİÇ EKİL ALIZ AT
__________________
Signatürü

Bige-tuğ Tulken isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bige-tuğ Tulken Kullanıcısına bu mesajı için 4 üye teşekkür etti:
Ay Katun (19-08-2008), BURLAHATUN (19-08-2008), PRENS PARS (19-08-2008), Türkkýzý (11-10-2008)
Alt 19-08-2008, 10:55 AM   #4
Profil
BURLAHATUN*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: TÜRKİYE
Mesajlar: 5,116
Konular:
Uye No:1641

Ettiği Teşekkür: 7,763
3,187 Mesajına 6,196 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
SİYASET, ŞİİR, TARİH,
Extra:
BURLAHATUN is on a distinguished road
Standart

TÜRK KÜLTÜR TARİHİ açısından son derece önemli olan ESİK Kurganındaki bir TÜRK TEGİNİNE ait olan bu buluntular bilinen bazı tarihi bilgileri değiştirdi.Göktürk yazısının aslında çok daha eski dönemlerde Hun Türkleri tarafından da kullanıldığı ortaya çıkmış oldu.Ayrıca mezardaki buluntulardaki özellikle de genç teginin üzerindeki altından dokunmuş ve işlenmiş elbise uzmanları şaşırtmıştır.Zira bu işlemedeki sanat uygarlıkta ve sanatta ne kadar çok gelişmiş olduklarını göstermektedir.

Göktiürk Yazıtlarını(ORHUN ANITLARI) okuyan Danimarkalı bilim adamı (1892-3 yıllarında) Bu yazıtlardaki yazı dilinin en az 1000 yıldır kullanılıyor olması gerektiğini dile getirmiştir.8.Yüzyılın başlarında dikilen bu anıtlardaki yazı ile Esik Kurganında ALTIN ELBİSELİ ADAMA ait olan kase üzerindeki yazı bu tezi doğrulamıştır...Hem de fazlasıyla...Son yıllarda artık okullarda bu konuları işlerken eski bilgilerin yerine bu bilgileri dile getiriyoruz.

Tarih ilminde mutlak doğru yoktur.Yeni belgeler bulundukça bazı bilgiler kökten değişir, bazı bilgiler ise olayların daha iyi anlaşılmasını sağlar.
BURLAHATUN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
BURLAHATUN Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
bige-tug-tulken (20-08-2008), PRENS PARS (19-08-2008), Türkkýzý (11-10-2008)
Alt 11-10-2008, 01:39 AM   #5
Profil
BURLAHATUN*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: TÜRKİYE
Mesajlar: 5,116
Konular:
Uye No:1641

Ettiği Teşekkür: 7,763
3,187 Mesajına 6,196 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
SİYASET, ŞİİR, TARİH,
Extra:
BURLAHATUN is on a distinguished road
Standart

...Arkeolojik buluntular ve bilgi, belgeler Anadolu'ya 1071 Malazgirt Zaferi'yle girilmediğini ortaya çıkardı. Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girildiği yanlışını düzeltmeye çalışan Afyon Kocatepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ekrem Memiş, "Anadolu Türkler'in ikinci yurdu değildir. Anadolu Türkler'in anayurdudur. Anadolu'da bundan 8 bin yıl önce de Türk devletinin varlığı belgelerle kendini gösteriyor. Bu yanlış öğrencilere öğretiliyor" dedi.

ÇİVİ YAZILI METİNDEKİ TÜRK KRALI

Bugün Gazetesi'nin haberine göre; Memiş, tezini belgelere dayanarak şöyle anlattı: "Elimizdeki metinler M.Ö.2 bin 200'lere ait bir olayı anlatıyor. Akat Kralı Mezapotamya'dan gelmiş. Fırat nehrini geçmiş ve Anadolu'ya geçmiş. Anadolu'da o zaman küçük küçük şehir devletleri var. Bu küçük şehir devletlerinden 17'si Hatti Kralı Pampa'nın önderliğinde bir araya gelmişler ve Akat Kralı'na karşı vatanlarını korumak için mücadele etmişler.

Bu 17 kraldan biri de çivi yazılı metnin 15. satırında geçen Türki Kralı İlşu-Nail'di. Burada geçen Türki kelimesinin Türk olduğuna şüphe yok. 2 bin yıl da buradan koyduğumuzda 4 bin 250 yıl önce Anadolu'da Türk kavmi olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor."

8 BİN YILLIK GEÇMİŞİ VAR

Memiş, bu Türk krallığının da Hurri isimli bir kavimden geldiğini belirterek, bu kavmin M.Ö. 3. binde yaşadığını ve dillerinin Türkçe ile aynı dil grubuna girdiğini söyledi. Türki krallığını oluşturan grubun bu kavimden geldiğini ileri süren Memiş, çok geriye gidildiğinde kavmin soyunun 6 binlere dayandığını anlattı. Memiş, “2 bin de milattan sonraki dönemi eklediğinde 8 bin yıllık geçmiş ortaya çıkıyor" dedi.

KÜLTÜRLERDE KOPUKLUK YOK

Yazılı metinlerden Hurriler’in geçmişlerinin 3. bine gittiğini kaydeden Ekrem Memiş, “Fakat işin bir de arkeolojik boyutu var. O günden bu güne gelen bir 3 kültür var. İlki neolitik köy kültürü. Onu takip eden 5 binlerde kalkolitik kültür var. Köylerin yerini şehirlere terk ettiği dönem. 3. dönem ise eski tunç çağı. Şehir kültürünün tamamen oluştuğu dönem. Bu üç kültür arasında hiçbir kopukluk yok. Bu kopukluğun oluşmaması kavmin değişmediğine işaret ediyor” dedi.

TÜRK ADINI TAŞIYAN iLK DEVLET: TURKiLER

Ekrem Memiş, Huriler'in Anadolu'nun doğu bölgelerinde yaşayan en eski sahiplerinden biri olduğunu ve Anadolu'nun Türkün ikinci vatanı olmadığı, hatta anayurdu olduğunu söyledi. Göktürk Devleti'nin de ilk Türk adını taşıyan devlet olduğu tezini de çürüten Memiş, Hureler'in devamı olan ve M.Ö. binlerde yaşayan Türki Krallığı'nın Türk adını taşıyan ilk devlet olduğunun altını çizdi.

YETKİLİLER KULAK VERSİN

"Türk tarihini Hunlar'la başlatıyoruz. Hunlar Orta Asya'da büyük bir devlet kurmuşlar ama ilk değiller. Yetkililerin bu serzenişe kulak vermesi gerek. Çocuklarımıza yanlış bilgiler veriyoruz. Biz buralara sonradan gelmedik. Hep vardık. Bu toprakların o tarihlerden bu yana bizim olduğu gerçeğini görmezlikten gelemeyiz. Ders müfredatlarına bunlar işlenmeli" diyen Memiş, yeni

araştırmaları gözden geçirmek gerektiğini belirtti.

Kaynak: Vatan
BURLAHATUN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
BURLAHATUN Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
Türkkýzý (11-10-2008)
Alt 11-10-2008, 02:18 AM   #6
Profil
BURLAHATUN*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: TÜRKİYE
Mesajlar: 5,116
Konular:
Uye No:1641

Ettiği Teşekkür: 7,763
3,187 Mesajına 6,196 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
SİYASET, ŞİİR, TARİH,
Extra:
BURLAHATUN is on a distinguished road
Standart

UYGARLIĞIN ADI TÜRKTÜR!
( TURFAN YERALTI SU KAYNAKLARI )
Karız Kanalları Orta Asya'da Turfan bölgesinde yapılmış yeraltı su şebekesi sistemidir. Dünya uygarlık tarihinin en önemli buluntularından biridir.Orta Asya'daki büyük uygarlık birikimini gözler önüne seren Karız Kanalları Tanrı Dağlarından topladığı suyu 60 km çölün altından geçirerek Turfan' daki yerleşim birimlerine götürüyor.Aralıklarla açılan kuyular yardımıyla tarım alanları sulanıyor.Tanrı Dağları ile Turfan arasındaki bölge çöl olduğundan suyun aşırı sıcaktan buharlamaması için Karız su kanalları yeraltında inşa ediliyor..Bu kanalları yaklaşık 100 metre yerin altında konumlandırmanın amacı,güzergahın geçtiği çölde +40 derece sıcaklık düşünülerek buharlaşmayı engelleyerek su kaybını önlemektir.

Kanalın derinliği 110 metreden başlıyor.Kanallar çölün altından ağ gibi örülmüş.Yeraltı su kanallarının toplam boyu 5000 km.Bu kanal ağında belli aralıklarla kuyular açılmış.Kuyular 90, 80, 70, 60 en son Turfan 'da 10 metrenin altında.Sistem tamamıyla yer çekimi kuvveti ile çalışıyor.

Çinliler bu kanalları ülkelerindeki üç harikadan biri olarak gösteriyorlar. Bu kanallar bundan 2500 yıl önce M.Ö 500' ler de Uygur Türkleri tarafından yapılmış.Eğim, açı,suyun akışının sağlanması doğru yolda gidilip gidilmemesi bunların yapılabilmesi için bilim gerekli. Bunu başarabilmeniz için matematiğin , fiziğin, mühendisliğin ileri bir düzeyde olması gerekiyor.Anlaşıldığı gibi burada yerleşik bir medeniyet var.Karız'ı inşa eden onaran bir irade var.Çok iyi organize olmuş başarıya ulaşmış ileri derecede teknoloji'ye sahip büyük bir uygarlık.

Göçebe,barbar,uygarlıktan nasibini almamış diye tanıtılan,anlatılan Türk Milletinin aslında medeniyeti yaratan insanlar olduğu ortaya çıkıyor. Matematiğin,fiziğin mühendisliğin ileri düzeyde olduğu,yerleşik tarımla uğraşan bir toplum.Zaten araştırma ve bulgularla ilk tarım toplumlarının dolayısıyla köylerin, kentlerin ve şehirlerin Orta Asya'da kurulduğu bilim çevrelerince ispatlanmıştır.
BURLAHATUN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-10-2008, 02:21 AM   #7
Profil
BURLAHATUN*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: TÜRKİYE
Mesajlar: 5,116
Konular:
Uye No:1641

Ettiği Teşekkür: 7,763
3,187 Mesajına 6,196 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
SİYASET, ŞİİR, TARİH,
Extra:
BURLAHATUN is on a distinguished road
Standart

Ahlat'taki tarihi mezar taşlarının Anadolu'nun eski dönemlerine ilişkin birçok bilgiyi gün ışığına çıkardığı belirtildi. Gazi Üniversitesi Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi Mühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nakış Karamağaralı, Bitlis'in Ahlat ilçesinde bulunan tarihi Selçuklu Mezarlığı'nda bulunan binlerce mezar taşı üzerindeki bezemelerin tarihe ışık tuttuğunu anlattı. Doç. Dr. Karamağaralı bilim, kültür ve sanat alanındaki gelişmelerin yanı sıra Ahilik Teşkilatı'nın Ahlat'ta olduğunun buradaki mezar taşlarından teyit edildiğini söyledi.

Doç. Dr. Nakış Karamağaralı, Ahlat'ın özellikle 13. ve 14. yüzyılların çok büyük ilim, kültür ve ticaret merkezi olduğunu belirterek buranın Orta Çağ'da 'mimarlar kenti' olduğunu söyledi.


[Linkler Sadece Kayitli Üyelerimize Görünmektedir. Üye Olmak Için Tiklayin]
Ahlat'ta Türkçe konuşan mezar taşları
Buradaki mezar taşlarının çok önemli olduğunu ve dünyada çok az örneği bulunduğunu vurgulayan Karamağaralı, her bir taşın bir ustası, mimarı olduğunu belirterek, "Selçuklu mezar taşlarının üzerlerinde barındırdıkları kitabeler, bezemeler, yazılar, şiirler burayı daha da önemli kılıyor çünkü bunlar inkar edilemez Türklük belgeleri niteliğindedir. Diğer taraftan mezar taşlarından buradaki halkın kimya, astronomi, matematik gibi ilimlerde de son derecede ileri olduğu anlaşılıyor. Burada bilimin, kültürün, sanatın geliştiğini ve en önemlisi o dönemde Ahilik Teşkilatı'nın Ahlat'ta olduğunu buradaki mezar taşlarından teyit ederek öğrenebiliyoruz. Bir kısmının ustaları da yapanı da belli. Aynı zamanda mezar taşlarını yapanların mimar olduklarını da biliyoruz. Ve Selçuklu döneminin en önemli eserlerinde buradaki taşları yapan ustaların imzaları var. Örnek olarak Tercan'daki Mama Hatun Türbesi, Divri Ulu Camii, Gevaş'taki Halime Hatun Kümbeti veya Konya, Aksaray, Kayseri arasındaki Alay Hanı'nı verebiliriz. Ahlat, Avrupa ve dünya standartlarına bakıldığında çok tipik özellikler arz eden bir Orta Çağ şehridir. Selçuklu Mezarlığı'nın dünyada birkaç tane benzer örnekleri olan ve Türkiye'de tek örneği olan bir açık hava müzesi şeklindedir. Bu anlamda hem dünya arkeolojisi, dünya sanatı ve kültürü anlamında hem Türk kültürü açısından çok büyük önem arz ediyor" dedi.

Doç. Dr. Nakış Karamağaralı, mezar taşlarındaki yüksekliklerin dikkat çektiğini de anlatarak, "Geometrik şekiller, bitkisel motifler, rumi ve palmetler, ejder başlıklar, mukarnas ve nişler ile tezyin edilmiş mezar taşlarını, Asya tesiri ile Orhun Anıtları'na bağlıyoruz. Bunun dışında buradaki kitabelerden kimlere ait olduğunu öğreniyoruz. Burada birtakım meslek grupları, ileri gelenler, yöneticiler, kadılar olduğunu öğreniyoruz" diye konuştu.

Taşların 4 metreyi aşan yüksekliklerinin Orta Asya ile yakın alakası olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Nakış Karamağaralı, aynı zamanda burada bütün Asya tesiri ile birlikte yoğun bir Moğol etkisinin de görüldüğünü belirterek, "Bazı mezar taşlarında ejder motiflerini ve kuyruklarıyla daire yapan ejderleri görüyoruz. Bunlar Asya kültürü ile Moğollarla ve Budizm'in hüküm sürdüğü coğrafyayla alakalı motiflerdir. Dolayısıyla gerek motifler gerek boyutları bizi Orta Asya'ya ve Budist inancının olduğu bölgelere götürüyor. Tabii buraya Kafkasya'yı, Türkmenistan'ı ve bütün bu bölgeyi katabiliriz" diye belirtti.

BURLAHATUN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-10-2008, 02:22 AM   #8
Profil
BURLAHATUN*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: TÜRKİYE
Mesajlar: 5,116
Konular:
Uye No:1641

Ettiği Teşekkür: 7,763
3,187 Mesajına 6,196 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
SİYASET, ŞİİR, TARİH,
Extra:
BURLAHATUN is on a distinguished road
Standart

[Linkler Sadece Kayitli Üyelerimize Görünmektedir. Üye Olmak Için Tiklayin]Kazım Mirşan, yaptığı çalışmalar sonucunda tarihe dönük bilimsel iddialarda bulundu. Mirşan, Türkler’in Çinliler’den çok daha önce kağıt üzerine fırçayla yazı yazdıklarını ve bunun örneğine çok rastlanmadığını ifade etti. İşte, Mirşan’ın tarihçileri şaşırtacak iddialarından bazıları:

* Türk Tarihi, M.Ö 16.000’li yıllara dayanıyor.

* Yazı M.Ö 16.000 yılında Türkler tarafından icat edildi.

* Tüm dünya alfabelerinin kökeni Türk alfabesidir.

* Kürtçe’nin Ön-Türkçe’den sözcükler barındırdığı gibi bu sözcükleri Arapça ve Farsça’ya da taşımıştır.

* Anadolu’da da Ön-Türkçe yazıtlar bulunmaktadır.

* Latin, Yunan, Fenike ve Kril alfabeleri, Ön-Türkçe’den oluşmuştur.

* Roma’nın küllerinden kurulduğu medeniyet olan Etrüskler Türk’tür. (Etrüskçe yazıtlar ilk defa 2004 senesinde Kazım Mirşan tarafından çözümlenmiştir.)

* Etrüskçe Türkçe’dir

* Skandinavya ve Avrupa’da 5000’den fazla Türkçe yazıt bulunmaktadır.

* Türklerle Almanlar (Cermenler) akrabadır.

* Mısır’daki eşteşlerinden 2000
yıl daha eski ve iki kat daha büyük olan ve şu anda yasaklanmış bölgede bulunan piramitler, Türkler tarafından yapılmıştır.


Türkler’in Çinliler’den çok önce kağıt üzerine fırçayla yazı yazdıklarını anlatan Mirşan, daha da ileriye giderek, tüm dünya alfabelerinin kökeninin Türk alfabesi olduğunu savunuyor. Mirşan ayrıca, “Etrüskçe Türkçe’dir, Türklerle Almanlar akrabadır” diyor.


Türklerin Anadolu’ya giriş
tarihi 1071’den çok önce



Araştırmacı yazar Mirşan’ın iddiaları bununla da sınırlı değil. Mirşan’a göre, Japon ve Çin medeniyetinin dip kültüründe M.Ö. 4000 yıllarında Orta Asya’dan göçen Türklerin etkisi var. Ayrıca, Türkler’in Anadolu’ya gelmeleri 1071’e değil, M.Ö. 7000 yıllarına kadar gidiyor. Çevresi denizle çevrili Anadolu’yu sürekli besleyen Türk göçleri buraya sıkışmışlar ve Türk
varlığını tesis etmişlerdir. Oğuzlar Anadolu’ya geldiklerinde karşılarında aynı dili konuşan pek çok Türk grubu ile karşılaşmış. Mirşan, M.Ö. 10 bin yıllarında ılıman iklim ve büyük göllerin olduğu anlaşılan Orta Asya’nın kuruması ve çölleşmesiyle Türk gruplarının çevre ülkelere yayıldığını ve diğer kültürlere etki yaptıklarını ifade ediyor. Mirşan, Bering Boğazı’ndan geçen bu grupların Kızılderili kültürlerinin diplerinde de etkili olduğunu belirtiyor.
BURLAHATUN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-10-2008, 02:23 AM   #9
Profil
BURLAHATUN*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: TÜRKİYE
Mesajlar: 5,116
Konular:
Uye No:1641

Ettiği Teşekkür: 7,763
3,187 Mesajına 6,196 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
SİYASET, ŞİİR, TARİH,
Extra:
BURLAHATUN is on a distinguished road
Standart

[Linkler Sadece Kayitli Üyelerimize Görünmektedir. Üye Olmak Için Tiklayin] Üç aylık bir tâlimden sonra Mehmed Muzaffer, 'zâbit namzeti' olarak Çanakkale'de idi. (Mart 1916). Müttefik İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Çanakkale'de uğradıkları mağlûbiyetlerden ve verdikleri yüzelli bin zâyiattan sonra Boğaz'ı aşamayacaklarını anlamışlar, 1915'in son haftasıyla 1916'nın ilk haftasında bütün hatları tahliye edip, çıkıp gitmişlerdi.
Muzaffer, Çanakkale'ye vardığında harp durmuştu. Zaman zaman, İmroz-Bozcaada'da üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da, 1915 Nisan'ından Aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı bağuşmalara kıyasla bu bombardımanlar 'hiç' mesâbesindeydi. Çanakkale'deki birliklerin büyük bir kısmı, Kafkas, Irak ve Filistin cephelerine sevkedileceklerdi. Hazırlanma ve noksanları ikmâl emri aldılar.

Muzaffer, birliğinin alay karargâhında vazifeliydi. Alayın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacı vardı. Bunlarsa ancak İstanbul'dan sağlanabilirdi. O devirlerde bu gibi basit mübâyaalar için açık artırma yapmak, ilanlarda bulunmak, ne âdetti, ne de bunlarla kaybedilecek vakit vardı. Herşey itimatla yürütülürdü. Muzaffer, açıkgöz ve becerikli bir İstanbul çocuğu olduğundan, karagâh, gerekli malzemenin temin ve mübâyaasına onu memur etti. İcab eden paranın kendisine i'tâsı için de Erkân-ı Harbiye Riyâseti'ne hitâben yazılı bir tezkereyi eline verdiler.

O yıllar İstanbul'da otomobil ve kamyon, nâdir rastlanan vâsıtalardı. Bunlaların lastikleriyse yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı.
Muzaffer aradı, uğraştı, nihayet Karaköy'de bir Yahûdi'de istediklerini buldu. Fiyatlar pek fâhişti ama, yapacak başka birşey yoktu anlaşmaya vardı. Lâzım gelen parayı almak üzere Erkân-ı Harbiye'ye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciiine havâle ettiler. Muzaffer az sonra yaşlı bir kaymakam (yarbay)'ın huzurundaydı. Kaymakam, uzatılan kezkereyi okudu. Karşısında hazırolda duran ihtiyat zâbit namzetine baktı. İsteyeceği paranın miktarını sormadan
'Ne alınacak?' dedi.
'Oto ve kamyon lastiği' cevabı verilince bir an durdu. Sonra Muzaffer'e dik dik baktı:
'Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun! Haydi yürü git, insanı günaha sokma... Para mara yok!' dedi.

Muzaffer selâmı çaktı, dışarı çıktı. Harbiye Nezâreti'nin (bugünkü hukuk fakültesi binâsının) bahçesinden dış kapıya ağır ağır yürürken, ne yapacağını düşünüyordu. Malzemelere alayın ihtiyacı vardı. Eldeki (Almanlar'ın verdiği) iki Mercedes-Benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. Diğer malzemeler de mutlaka lâzımdı. Kendisi, bulur alır diye vazifelendirilmişti.
Malzemeyi bulmuştu, fakat para yoktu. Eli boş dönemezdi, bir çaresini bulmak lâzımdı.
Muzaffer bunları düşüne düşüne Bâyezid Meydanı'na vardı. Birden durdu, kendi kendine güldü. Aradığı çareyi bulmuştu! Doğru tüccar Yahûdi'ye gitti:
'Paranın tediye muâmelesi akşamüstü bitecek. Ezandan sonra gelip malları alamam gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapurum Çanakkale'ye kalkıyor, yetişmem lâzım. Onun için, sabah ezanında geleceğim. Malları mutlaka hazır edin...'
Tüccar
'Peki' dedi.
Muzaffer tam ayrılırken ilâve etti:
'Altın para vermiyorlar, kâğıt para verecekler.'
Yahûdi yine
'Peki' dedi.
Ertesi sabah Muzaffer, Merkez Komutanlığı'ndan araba ve neferle ezan vakti Yahûdi'nin kapısındaydı. Ortalık henüz ışıyordu. Taccar, malları hazırlatmıştı. Havagazı fenerinin yarım yamalak aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer, bir yüzlük kâime (yüz liralık kâğıt para) verdi. araba dörtnal Sirkeci'ye yollandı. Malzeme şat'a, oradan dubada bağlı gemiye aktarıldı. Az sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu.

Üç gün sonra Yahûdi, elindeki yüzlük kâimeyi bozdurmak üzere Osmanlı Bankası'na gitti. Bozmadılar.. Zira elindeki para sahte idi.
Muzaffer evrâk-ı nakdiyenin basımında kullanılan kâğıdın aynısını Karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş, bütün gece oturmuş, çini mürekkebi ve boya ile, gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemiyecek nefâsette taklit para yapmıştı. Tüccara verdiği para buydu. O devrin hakiki paralarının üzerinde yazılar arasında bir de şöyle ibâre bulunurdu:

'Bedeli Dersaâdette altın olarak tesviye olunacaktır.' Muzaffer yaptığı taklit parada bu ibâreyi şöyle yazmıştır. 'Bedeli Çanakkale'de altın olarak tesviye olunacaktır.'

Onun burada altın dediği, Çanakkale'de Mehmetçiğin akıttığı, altından da kıymetli kanı idi...
Yâhudi tüccar bunu mesele yapmadı. Yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi, bilinmez. Ancak hâdise bütün İstanbul'a yayıldı. Dünyada emsâli olmayan ve olmayacak olan bu hâdise Şehzâde Abdülhalim Efendi'nin kulağına kadar gitti. Şehzade hemen lalasını göndererek Yâhudi tüccarı buldurdu.
Yüzlük taklid evrâk-ı nakdiyeyi, bedelini altın olarak ödeyip aldı. Çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerleştirip, İstanbul Polis Okulu'ndakiEmniyet Müzesi'ne hediye etti.
BURLAHATUN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-10-2008, 02:25 AM   #10
Profil
BURLAHATUN*
Yasaklı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: TÜRKİYE
Mesajlar: 5,116
Konular:
Uye No:1641

Ettiği Teşekkür: 7,763
3,187 Mesajına 6,196 Kere Teşekkür Edlidi
İlgi Alanları
SİYASET, ŞİİR, TARİH,
Extra:
BURLAHATUN is on a distinguished road
Standart

[Linkler Sadece Kayitli Üyelerimize Görünmektedir. Üye Olmak Için Tiklayin]
Türk Milleti'nin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. "Türk" sözü tarihin en eski çağlarından beri kullanılıyordu ve belirli bir kavmin yada kavimler birliğinin adı olarak mevcuttu.
Türkler'in köklü ve çok zengin bir tarihe ve kültüre sahip olması nedeniyle birçok bilim adamı "Türk" adının nereden geldiği hakkında araştırmalar yapmış, bu araştırmalar neticeside Türk adı ilk defa MÖ. XIV. yy'da "Tik" vveya "Tikler" adıyla geçmeye başlamıştır. Diğer bir görüşe göre ise Türk adı MÖ. XIV. yy'dan öncede varolduğudur. Zira Türk ırkının tarihi insanlığın tarihi kadar eskidir. Bu gerçeği kavmi ve milli mitolojilerde ve tarihi oluşumlarda izaheden eski kayıtlarda görmek mümkün olmaktadır.
Türk ırkının çok eski olması nedeniyle Türk adının nerden geldiği hakkında birçok iddia ve görüşler ileriye sürmüşlerdir. Buna göre,

-Heredotos'un doğıu kavimleri arasında zikrettiği TARGİTAB'lar.
-İskit topraklarında doğdukları söylenen TYRKAE'ler
-Tevratta adı geçen Togarma'lar.
-Eski Hint kaynaklarında tesadüf edilen TURUKHA'lar veya THRAK'lar
-Esiki Ön Asya çivili metinleride görülen TURUKKU'lar.
-Çin Kaynaklarında MÖ. I.yy'da rol oynadıkları belirtilen TİK veya Dİ'ler
Bizzat "Türk" adını taşıyab Türk kavimleri olarak gösterilmektedir.

İslam kaynaklarında yer alan İran menşeli "Zend - Avesta" rivayetleri ile İsrail menşeli "Tevrat" rivatetleride Nuh Peygamber'in torunu olan Yafes'in oğlu "Türk" ile İran rivayetlerideki Feridun'un oğlu "Türac" vveya "Tur"un soyu türk adını taşıyan ilk kavim olarak gösterilmek istenmiştir.
"Avesta"da yer alan "Ebül Beşer"den (1) ,Cemil ve oğu Ferdiun'dan bahsedilmektedir. "Ferdidun ülkesi Salm, Irak ve Turak (Türk) ismindeki üç oğlu arasında pay etmiştir. Salma!a bugünkü İran ve havalisi, Irak'a bugünkü Irak ve havalisi ,Turak'a ise Orta Asya ve Çin havvalisi düşmüştür. Feridun ölünce Irak, Salm'a saldırarak İran ve havalisini almış,dahasonra Turak'a saldırmıştır.
Irak, Turak'ı yenememiş, savaş bunların torunlarına uzanan dek senelerce sürmüştür. Sonunda Turak'ın torunu "Afrasyap"(2) Irak torunun "Muncihir"i mağlup ederek Ceyhun nehri sınır kabul edilen bir anlaşma yapmıştır. Bu tarihten sonra ceyhun nehri doğusunda "TURAN", batısına da "İRAN" denmiştir.
Tevrat rivayetleride ise Nuh tufanından sonra Nuh peygamber dünyayı üç oğlu arasında pay etmiş.Yafes'e Orta Asya ve Çin ülkeleri düşmüş,Yafes ölürken tahtını sekiz oğullarından biri olan "TÜRK" e bırakmıştır.
Görülmektedirki Hz. Adem devrina yakın zamanlarda Turak(Türk)'den İran-Turan savaşlarından ve Alp Er Tunga gibi büyük bir Türk Başbuğunndan ve Saka İmparatorluğu Kağa'nından bahsedilmektedir. Yukarıda mitoloji ve tarihi kayıtlar içerisinde yer alan "Türk" kelimeleriden ,Türk adının nekadar eski olduğu ortyaya çıkmaktadır.
MÖ XIV. yy'da yer alna "Tik"ler ile dünyada mevcut olan medeniyetlerin en eskisi olan MÖ. VII. yy. da Orta Asya'da kurulan "Anav" medeniyeti de Türkler tarafından kurulmuştu. O halde Türkler MÖ. XIV. yy'da Tik'ler , MÖ. VII. yy'da Anavlar ,MÖ IV yy'da Sakalr ile tarih kayıtlarında yer almaktadır.
Türk kelimesinin yazılı olarak kullanılması ilk defa MÖ 1328 yılında Çin tarihide "Tu-Kiu" şeklinde görülmektedir.
MÖ. I yy'da Roma'lı yazarlardan biri olan Pompeius Meala'nın Azak Denizi kuzeyinde yaşayan halktan "Turcae" olarak bahsetmesi ile ilk defa yazılı olarak karşılaşıyoruz.
Türk adının tarih sahnesine çıkışı MS VI yy'da kurulan Kök-Türk Devleti ile olmuştur. Orhun kitablerinde yer alan "Türk" adı daha çok "Türük" şeklide gösterilmektedir. Bundan dolayı Türk kelimesini Türk Devleti'nin ilk defa resmi olarak kullanılan siyasi teşekkülün Kök-Türk imparatorluğu olduğu bilinmektedir. Kök-Türkler'in ilk dönemlerinde Türk sözü bir devlet adı olarak kullanılmışken,sonrada Türk millietini ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır.
MS. 585 yılında Çin İmparatoru'nun KÖK-TÜRK Kağanı İşbara'ya yazdığı mektupta"Büyük Türk Kağanı" diye hitap etmesi, İşbara Kağan'ın ise Çin İmparatoruna vverdiği cevabi mektupta "Türk Devleti'nin Tanrı tarafından kuruluşundan bu yana 50 yıl geçti" hitapları Türk adını resmileştirmiştir.
Kök-Türk yazıtlarında Türk sözü daha çok "Türk Budun" şeklide geçmektedir. Türk Budun'un ise Türk Milleti olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla türk adı bu dönemlerde bir topluluğun veya kavmin isminden ziyade ,siyasi bir mensubiyeti belirleyen bir kelime olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzere milli bir isim haline gelmiştir.
Türk'ün Manası
Türk adına çeşitli kaynak ve araştırmalarda türlü manalar verilmiştir. Çin kaynakları Tu-küe (Türk)'ü miğfer olarak , İslam kaynakları ise ses benzetmesine dayanarak terkedilmiş,olgunlukçağı ve benzeri manalar vererek yeni anlamlar üretmiştir.
XIX. asırda A. Vambery'nin ilmi izaha yakın olan fikrine göre ise Türk kelimesi "TÜREMEK"ten gelmektedir. Zira Gökalp bunu "TÜRELİ" yani kanun ve nizam sahibi olarak açıklamıştır.
Ancak Türk sözünün cins isim olarak "GÜÇ-KUVVET" manasında olduğu, buradaki Türk kelimesinin milletin adı olan "Türk" kelimesi ile aynı olduğu A.V. Le Coq tarafından ileri sürülmüştür. Bu iddia Kök-Türk kitabelerinin çözücüsü olan V. Thomsen tarafından kabul edilmiş,aynı iddia G. Nemeth'in tetkikleri ile de ispat edilmiştir.
Ayrıca Türk kelimesinin cins isim olarak "ALTAYLI" (Ceyhu ötesi Turanlı) kavimlerini ifade etmek üzere 420 yıllarına ait bir Pers metninde,daha sonradan 515 hadiseleri dolayısıyla "Türk-Hun"(Kudretli-Hun) tabirleride geçtiği bilinmektedir.
İran kaynaklarında Türk sözü "Güzel İnsan" karşılığında kullanılırken, XI. yy'da Kaşkarlı Mahmut "Türk adının Türkler'e Tanrı tarafından verildiğini " belirterek,"Gençlik,kuvvet,kudret ve olgunluk çağı" demek olduğunu bir kez daha belirtmiştir. Tarihçiler ise Türk kelimesinin "Güçlü-Kuvvetli" anlamına geldiğini kabul etmektedirler.


Kaynak: Prof. Dr. İBRAHİM KAFESOĞLU - Türk Milli Kültürü
BURLAHATUN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Altın Elbiseli Adam...TÜRK tarihine Işık Tutan 2 Satırlık Yazı

Şu an bu konuyu KIBRIS FORUM içerisinde toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

KIBRIS Forumda şu an Sistem size Altın Elbiseli Adam...TÜRK tarihine Işık Tutan 2 Satırlık Yazı konusunu gösteriyor.Bu konu forum içerisinde 5185 kez görüntülenmiş. Altın Elbiseli Adam...TÜRK tarihine Işık Tutan 2 Satırlık Yazı Bu konu hakkında google araması yapmak istiyorsanız Altın Elbiseli Adam...TÜRK tarihine Işık Tutan 2 Satırlık Yazı tıklayınız
Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim





Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Kibris 1974
KIBRIS , Türk-Turan Tarihi Altın Elbiseli Adam...TÜRK tarihine Işık Tutan 2 Satırlık Yazı