![]() |
|
|||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 | ||
|
Kıbrıs Türk Milli Konseyi, AB Konseyi dönem başkanı olan İspanya Hükümet Başkanı Jose Luis Rodriguez Zapatero’ya gönderdiği mektupta Avrupa Adalet Divanının 28 Nisan 1009 tarihinde Orams davasında verdiği kararın yok sayılmasını ve Yargıç Skouris in Disiplin Kuruluna verilmesini talep etti.
İsveç ve Belçika Başbakanları ile İspanya Hükümet Başkanı’na gönderilen mektubun tercümesi Mr.Jose Luis Rodriguez Zapatero, İspanya Hükümet Başkanı. Sayın Hükümet Başkanı, Biz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteren 50 dernek ve sivil toplum örgütünü temsil eden bir Konseyiz. Bu mektubu size, Avrupa Birliği Konseyi dönem başkanı olmanız nedeniyle gönderiyoruz. 28 Nisan 2009 tarihinde Avrupa Adalet Divanı, (C/420-07) sayılı Orams Davasında Kıbrıs Türklerine büyük rahatsızlık veren bir karar vermiştir. Bu karar yasal yönden hatalı olmasının yanı sıra Kıbrısta devam etmekte olan halklar arası müzakereleri anlamsız hale getirecek ve büyük siyasi komplikasyonlar yaratacak bir karardır. Avrupa Adalet Divanı bu kararında, İngiltere Mahkemelerini, Kıbrıs Rum Mahkemesinin Orams davasında vermiş olduğu kararı uygulamaya yönlendirmiş ve ayrıca Kıbrıs Cumhuriyetinin AB ye giriş sözleşmesinin 10. protokolünü yorumlayarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin etkili kontrolü altında bulunmayan Kuzey Kıbrıs’ta, tüm sivil ve ticari konularda, Rum Mahkemelerinin yargılama yetkisi olduğuna karar vermiştir. Bilginize getirmek isteriz ki biz Kıbrıs Türk Halkı, 1960 yılında Rum Halkı ile anlaşarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kurduk. Bu devlet üniter bir devlet olmayıp Anayasasında belirtildiği gibi iki halkın eşit haklara sahip olduğu, bir ortaklık devleti idi. Kıbrıs Cumhuriyetinin iki halkta ayrı ayrı yapılan seçimlerden sonra kurulması ve Anayasanın ayrı seçim ilkesini benimsemesi iki halkın ayrı self determinasyon hakları olduğunu kanıtlıyordu. Kıbrıs Cumhuriyeti varlığını 21 Aralık 1963’e kadar sürdürdü. Bu tarihte Rum siyasi liderler devletin ortaklık yapısını bozup Türk ortağın Anayasada bulunan haklarını ortadan kaldırmak istediler ve bu amaçla Türk halkına karşı etnik temizlik saldırıları başlattılar. 1974 e kadar devam eden saldırılarda katliamlar yaptılar ve birçok Kıbrıslı Türkü toplu mezarlara gömdüler. Bu saldırıların amacı Kıbrıs Cumhuriyetini Rum egemenliğinde üniter bir devlete dönüştürmek ve Rum teröristlerin işgal ettikleri bölgelerde uygulamaya başladıkları Anayasaya aykırı hukuku Türk halkına zorla uygulamaktı. Biz, o korkunç günleri yaşayanlar, o tarihlerde başımıza gelenleri çok iyi biliyoruz. Bilmeyenlerin ise Akritas ve İfestos planlarına göz atması yeterli olacaktır. Çünkü Rum siyasi liderler bize ne yapmak istediklerini bu planlarda açıkça anlatmışlardır. Bu dünyada ilk kez gerçekleşen bir olaydır. Çünkü genellikle suç işleme amacını taşıyan kişiler bu amaçlarını gizlerler. Halbuki Kıbrıs’ta Rum siyasi liderler suç işleme niyetlerini gizleme gereği duymamışlar ve söz konusu planlarda açıkça ifade etmişlerdir. Bu planlar Rum siyasi liderlerin etnik temizlik suçu işlediğini gösteren yazılı itiraflardır. Bilindiği gibi Sırp liderler benzer suçları Bosna’da ve Kosova’da işlemişlerdir. Onların Rum siyasi liderler gibi yazılı itirafları olmamasına rağmen uluslar arası mahkemelerde yargılanmaktadırlar. Kıbrıs ta etnik temizlik suçlarını kimin ne amaçla işlediğini gösteren kesin deliller ve yazılı itiraflar olmasına rağmen niçin yargılanmadıklarını anlamakta güçlük çekiyoruz. Bilginize getirmek isteriz ki 21 Aralık 1963 de başlayan Kıbrıs Rum terörist saldırıları amacına ulaşamadı çünkü biz evlerimizi ve ailelerimizi korumayı başardık. Bu saldırılar 1964’te, 1967’de, 1974’de tekrarlanmış ve Türk ordusunun gelip bizi kurtardığı 20 Temmuz 1974’e kadar devam etmiştir. Avrupa Adalet Divanı’nın kararını incelediğimiz zaman görürüz ki bu karar teröristlerin Kıbrıs’ta işledikleri cinayetlerle aynı amacı taşımaktadır. Bu karar da terörist saldırıları gibi, Kıbrıs Türk Halkının Anayasadaki eşit halk statüsünü ortadan kaldırmak ve Rum bölgelerinde 1960 Anayasasına aykırı olarak oluşan hukuki düzeni Türklere zorla uygulamak amacıyla verilmiştir. Dikkatinizi çekmek isteriz ki bir Mahkemenin cinayet işleyen teröristlerle aynı amacı taşıması ve yasal bir yöntemle aynı hedefe ulaşmaya çalışması dünyada benzeri görülmemiş bir olaydır. Avrupa Adalet Divanı, verdiği kararla Kıbrıs’ta işlenen korkunç cinayetlerin suç ortağı olmuştur. 1963’te Kıbrıs Türkleri etnik temizlik saldırıları sonucu kendi bölgelerinde yaşamaya başlamışlar ve bu bölgelerde kendi yönetimlerini kurmuşlardır. Böylece Kıbrıs’ta iki halk kendi egemenlik haklarına dayanarak iki ayrı hukuk oluşturmuştur. 1963 den beri Türk bölgelerinde tüm yasal ilişkiler Kıbrıs Türk Yasalarına göre şekillenmiştir. Belirtmeye gerek yok ki Türk kesiminde gerçekleşen her işlem Rum yasalarına aykırı idi ve aynı şekilde Rum kesiminde yapılan işlemler ise Türk yasalarına aykırı olmuştur. Avrupa Adalet Divanı Kıbrıs Türk Halkının 21 Aralık 1963 den beri uyguladığı yasaların geçersiz olduğuna ve Türk kesiminde meydana gelen olaylara Rum yasalarının uygulanması gerektiğine karar vermiştir. Bu dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir insan hakları ihlalidir. Avrupa Adalet Divanı kararının uygulanması halinde Kıbrıs Türk Halkının ve Kuzey Kıbrıs ta yaşayan diğer ülke vatandaşlarının tüm hakları ve yükümlülükleri ortadan kalkacak ve yıllar süren bir çalışma sonucu elde ettikleri tüm kazanımlar yok olacaktır. Bir halkın yıllarca uyguladığı hukuk düzeninin bir çırpıda geçersiz sayıldığı ve yasal işlemlerin yasa dışı hale geldiği başka bir olay anımsıyor musunuz? Bu denli büyük bir insan hakları ihlalinin AB ilke ve amaçlarına uygun olması mümkün mü? Dikkatinizi çekmek isteriz ki bu inanılması güç adaletsizlik Kıbrıs Türk Halkının büyük çoğunluğunu etkileyecek ve Kıbrıs’ı yeniden savaş alanı haline getirecektir. Hâlbuki Avrupa Birliğinin ve Avrupa Adalet Divanının amacı bir ülkede savaş kışkırtmak değil barış yapmak olmalıdır. Eklemek istediğimiz bir husus daha vardır. Kıbrıs ta etnik temizlik suçu işleyen teröristlerle aynı amacı taşıyan, Kıbrıs Türklerinin insan haklarını benzeri görülmemiş bir şekilde ihlal eden, ve uygulanması halinde Kıbrıs’ı savaş alanına döndürecek bu karar mahkeme başkanının doğal adalet ilkelerini ve etiket kurallarını ciddi bir şekilde ihlal etmesi ve disiplin suçu işlemesi sonucu verilmiştir. Mahkeme başkanı Skouris in bu davadan çekilmesi gerekiyordu. Çünkü yargının en temel ilkelerinden birine göre: “Adaletin yapılması yeterli olmayıp yapıldığının herkes tarafından da görülerek kabul edilmesi gerekir”. Yargıç Skouris in davada herhangi bir rol alması etikete aykırı idi, çünkü gerek Kıbrıs Rum Halkı gerekse Yunanistan bu davaya taraf idiler. Burada önemli olan sadece kendisinin verdiği oy değildir. Davadaki tüm tartışmalara katılmış ve bir başkan olarak diğer yargıçları etkilemiştir. Skouris in davranışı AB Etiket Kurallarının 3. Maddesini ihlal etmiştir. Bu madde şöyledir: “Yargıçlar çıkar çelişkisi içinde görünecek durumlara düşmekten kaçınmalıdırlar.” Yargıç Skouris davada rol almakla kalmamış fakat dava devam ederken iki kez Kıbrıs Rum kesimine giderek Rum yöneticilerle dava konusunu tartışmıştır. Daha da kötüsü dava devam ederken Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı’ndan Rum Yönetiminin en önemli ödülü olan 3. Makarios madalyasını almıştır. Bu, Kıbrıs Rum halkına önemli hizmetlerde bulunmuş bir kişiye verilebilecek en üst ödüldür. Bir yargıç olan Skouris bu madalyayı hak etmek için acaba Kıbrıs Rum halkına ne gibi hizmetlerde bulunmuştur? Etiket Kurallarının 2.ci maddesi şöyledir. “Yargıçlar tarafsızlıklarına gölge düşürecek herhangi türde bir armağan alamazlar.” Yargıç Skourisin aldığı madalyanın bu maddenin tanımına giren bir armağan olduğu açıkça ortadadır. Ayrıca eklemek isteriz ki dava, Yargıç Skouris Mahkeme başkanı iken (tekrar başkanlık seçimi olmadan) dinlenip sonuçlanması için erkene alınmış ve gününden önce dinlenip karara bağlanmıştır. Hiçbir kuşkumuz yok ki yargıç Skouris in tutum ve davranışları Orams davasında verilen kararı yoklukla malul kılmıştır ve üye devlet mahkemelerinin bu karara hiç önem vermemeleri gerekir. Yargıç Skouris hala Mahkeme başkanı olduğu için ona yazmamızın bir anlamı yoktur. Bu nedenle size yazıyoruz ve Yargıç Skouris aleyhine disiplin soruşturması başlatmanızı ve kararın hiç verilmemiş (null and void) kabul edilmesini sağlamanızı talep ediyoruz. Bu mektubu tüm üye devletlere dağıtmanızı ve kararın uygulanması halinde Kıbrısta ne sonuçlar doğacağını anlamalarını sağlamanızı rica ederiz. Ayrıca Kıbrıs Rum Yönetiminin AB kurumlarını Kıbrıs Türk Halkına karşı baskı ve zulüm aracı olarak kullanmaktan men edecek önlemleri almanızı rica ederiz.
__________________
|
|||
|
|
|
| Kamil Özkaloğlu Kullanıcısına bu mesajı için 7 üye teşekkür etti: |
CEREN-SU (22-01-2010),
DELİKURT (21-01-2010),
Dr.Yalnızefe (30-03-2010),
GökTürk (21-01-2010),
Kartal Gözü (21-01-2010),
TAHTACI (21-01-2010),
İsmail O.SOYKAN (31-05-2010)
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|